İsmiyle müsamma kediler

Güncelleme Tarihi:

İsmiyle müsamma kediler
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 02, 2023 07:00

İnsanın adının karakterini etkilediğine dair çeşitli teoriler, inanışlar var. Belki tesadüf, belki ismin enerjisi gerçekten etkiliyor o adı alanı. Hatta belki sadece insanları da değil...

Haberin Devamı

Son günlerde sosyal medyada hep isimlerin ya da ismin başharfinin insanın karakterini nasıl etkilediğine dair videolar görüyorum. Mesela adı A harfiyle başlayanlar lider ruhlu oluyormuş. I ve İ ile başlayanlar bir sütun gibi her zorluğa direnirmiş. Adında U ve Ü varsa hayatına hep bereket gelirmiş vs... İnsanın ‘Hadi canım’ diyesi geliyor ama gerçekten böyle örnekler var etrafımda! Mesela Skoda Genel Müdürü Ahmet Yüce’yi düşünelim. Bayram ikramiyesi olarak çalışanlara 25 maaş veren biri, soyadı sayesinde ‘yüce gönüllü’ olamaz mı?

Benim de bir teorim var. Ama tabii insanlarla ilgili değil ve bilimsel bir temeli yok. Daha çok uzun yıllar çok kediyle yaşamanın sonucu edinilmiş bir nevi ‘aydınlanma’ diyebiliriz: Bence verdiğimiz isimler kedilerin karakterini etkileyebiliyor. Yaşadığım birkaç örnekle kanıtlamaya çalışacağım...

Haberin Devamı

 Çavdar ve Susam: İki tekir kardeşi 4-5 günlükken bulmuştum. Onlara iki aylık olana kadar isim koymadık. Sonra bir gün ikisi de masada yan yana yatıyorlardı. Hani böyle kollarını, bacaklarını içlerine çeker, top gibi olurlar ya, hani küçük ekmekler gibi. Biz de tam çavdar ekmeği yiyorduk. “Aaa Çavdar’la Susam olsun isimleri” dedik. Çavdar tam bir somun ekmeğe dönüştü. 11 kilo, kocaman bir vücut, hamur gibi, tam yoğurmalıktı. Kız kardeşi Susam hep ufak kaldı.

 Kuzu: Üç renkli, güzel bir kızdı. Ama hafif ürkekti. Kuzu koyduk adını. O da sebze sever oldu. Brokoli, mantar, kuşkonmaz görünce gözleri büyüyordu.

 Efe: Ağaçta kaldığını sanıp kurtarmak için sokağa fırladığımızda, sanki bizi hep tanıyormuş gibi atlayıp koşarak bize gelen ve kucağımıza çıkan sarı-beyaz bir yavruydu tanıştığımızda. Efe koyduk adını. Evde naralar atardı “Neeeyyyt” diye.

 Pascal: Gazetenin bahçesinde bulmuştum. Sonbahardı. Hava buz gibi, o küçücüktü. Bir gözü kapalıydı. Aldım tabii... O dönem televizyonda Pascal Nouma’nın olduğu ‘Survivor’ vardı. Adını Pascal koyduk. Bizim evdeki bütün kediler şişman olur. O hep fit kaldı.

 Simba: Aslan Kral’ı izleyen herkes gibi gönlümüzde yatan bir isimdi. Adını koyduğumuzda minicik bir şeydi. Şimdi kocaman bir tekir. Evin hâkimi (ki ev kalabalık). Hep en yukardaki yeri seçer yatmak için, herkes ondan çekinir. Diğerlerinden farklı, daha bir havalı yürür ve yürürken patilerini bile kedi değil aslan gibi atar, hani hafif yandan öne doğru.

Haberin Devamı

 Çete: Bir marketin tentesinin üzerinde annesiyle yaşarken düşüp arka bacağını kırmıştı bulduğumuzda. Nasıl zavallı, üzgün bir suratı vardı... Veterinerde iyileştikten sonra eve geldi tabii. Palazlandı, oyunlar başladı. Evdeki yetişkin kedileri bile oyuna katıyor diye adını Çete koyduk. Nereden aklımıza geldiyse... Şimdi bayağı diğerlerini organize edip kötü niyetli saldırılar düzenliyor.

 Müjdehan: Köpekleri dolaştırırken rastlıyorduk. Bir arabanın altında yaşıyordu. Kısa zamanda bize alıştı. Ne zaman köpeklerle beni görse bir anda fırlayıveriyordu, adeta bir müjde gibi... Dişiye benzetmiştim arkadan. Derken peşimizde dolana dolana kendini ev halkına dahil etti. Adı da Müjde oldu. Biraz büyüdükten sonra gördüm ki erkekmiş! Biz de adını Müjdehan olarak değiştirdik ama evdeki diğer erkek kedilerim onu hâlâ Müjde sanıyor!

Haberin Devamı

 Şeker: Bembeyazdır. Küçükken çok tatlı ve dört köşe bir suratı olduğu için küp şekerden ilhamla Şeker koymuştum adını. Bütün kedilerim köpeğimi sever ama o uydusu gibi yanından ayrılmıyor. Peki köpeğimin adı ne? Turta!

Bunlar benim bizzat şahit olduklarım. Ekip arkadaşlarımızdan İpek İzci, kedisi Sütlaç’ın resmen süt koktuğunu söylüyor. Gizem Dinçbaş’ın kedisi Sincap’sa her şeyi çalıp bir yerlere saklıyormuş.

İsmiyle müsamma kediler

Turta’nın yanından ayrılmayan Şeker.

Çiçekler-böcekler...

Ne zararlı, ne değil? 

Yazla beraber dışarıda otlar, çiçekler ve tabii böcekler arttı. Evdeyse balkona, eve daha bir özen gösterir olduk. Evin içi yeşillensin, neşelensin de istiyoruz. Pencereler hep açık, arada sinek, arı ve değişik kanatlı misafirimiz oluyor. Ama bunların bazıları kedi köpeğe zarar verebiliyor.

Haberin Devamı

Ben özellikle ‘difenbahya’yı bilirdim. İlk köpeğimiz varken o zamanki veterinerimiz uyarmıştı bizi. Dilde, boğazda şişme ve nefes darlığı yapar diye. Hatta insanlarda da aynı reaksiyonlar olabiliyormuş sıvısıyla temas edince. Ama internette araştırınca karşıma sonsuz listeler çıktı. Aloe vera, barışçiçeği, şeflera, benjamin, sardunya, paraçiçeği, neler neler... Şöyle toksikler, böyle zehirliler... Genelde çoğumuzun evinde olan sıradan bitkiler (ki hemen hepsi bizde var). Ben kedilerin değil, çiçeklerin iyiliğini düşünerek saksılarımı
ya asıyorum ya da özel yaptırdığım yüksek raflarda yaşatmaya çalışıyorum. Ama sulama, bakım sırasında illaki, (bence sadece normalde yetişemedikleri için yapıyorlar, beni cezalandırmak için) bir yaprağını ısırıp bir yerini koparıyorlar. Şimdiye kadar hiçbirine bir şey olmadı. En fazla kustular. Ama bu kadar uzun listeler ve kâbus senaryolarıyla karşılaşınca veteriner hekimimiz Yeter Öcal’a sordum. “Öncelikle kediler, köpeklerden daha bilinçli ne yiyip ne yememeleri gerektiği konusunda. Kedi kendisine zarar verecek şeyi içgüdüsel olarak biliyor. Dolayısıyla yemiyor. Ama oyun olarak ısırıp yutabilir. Ben özellikle evdeki bitkiden zehirlenen çok kediye rastlamadım. Ancak bitkideki bir madde o hayvanda alerji yaparsa bir reaksiyon oluşabiliyor. Tıpkı çilek gibi düşünün, ben yerim bir şey olmaz, siz yersiniz kızarıp kaşınmaya başlarsınız. Aynı şey kediler için de geçerli” dedi.

Haberin Devamı

İsmiyle müsamma kediler

Kedi kendisine zarar verecek şeyi içgüdüsel olarak biliyor.”

Böcek meselesine gelince de eğer kırsal ya da tropik bir bölgedeyseniz evet, yılanlar, akrepler ve zehirli örümcekler bir tehlike oluşturabilir. Ve ilk yapmanız gereken yarayı (alkolle değil) sabun ve suyla yıkayıp hayvanın mümkün olduğu kadar hareketsiz kalmasını sağlamak. Sonra onu hemen veterinere götürmek. Sokan hayvanın fotoğrafını çekmek de (tabii imkânınız varsa) onun zehirli olup olmadığını anlamak açısından yol gösterici olabilir. Ama şehirde ve yazlık yerlerdeki asıl tehlike pireler, keneler, sivrisinekler, tatarcık sinekleri ve sinekler. Çünkü bunlar kalp kurdu, lejmanya gibi kan parazitlerinin taşıyıcısı. Bu yüzden dış parazit damlalarını ve pire-kene tasmalarını kesinlikle ihmal etmemek gerekiyor.

Arı sokması da yazın sık karşılaşılan bir diğer sorun. Eğer hayvanın alerjik bir reaksiyonu yoksa sadece biraz canı yanacaktır. Ama veterinere gitmek ve içeride kaldıysa arının iğnesini çıkarmak şart.

Veteriner hekim Yeter Öcal bir de salyangoz gelmesin diye bazen bahçelere fare zehiri atıldığını ve fare zehrinin köpeklere çok cazip geldiğini hatırlattı. Dolayısıyla köpeğinizle gezerken, mümkün olduğunca yerden bir şey yemesini engellemeye çalışmanızda fayda var. Hatta belki hiç bilmediğiniz bir yere gittiğinizde onu ağızlıkla dolaştırmak daha bile iyi olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!