‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’

Güncelleme Tarihi:

‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’
Oluşturulma Tarihi: Şubat 25, 2024 07:00

O zamansız olmanın canlı kanıtı gibi. Yıllar geçse de şarkıları hiç eskimiyor. Havası, güzelliği değişmiyor. “Yaşımdan da şimdiki pozisyonumdan da memnunum” diyor. Ayşegül Aldinç’le yeni kitabı ‘Malumatfuruş’ için buluştuk. Hayatını, aşkı, kitabını, müziği ve güzelliğini konuştuk: “Güzellik başa bela. Hep güzel kalman gerekiyor.”

Haberin Devamı

Ayşegül Aldinç’le son röportajımızın üzerinden 9 yıl geçmiş. Stüdyoya yüzünde maskeyle geliyor. Annesiyle yaşadığı için sağlık konusunda dikkatli davranıyor. İnsan onu karşısında görünce heyecanlanmadan edemiyor. Her zamanki gibi hem çok cool, hem çok güzel hem de seksi. Ama bunların yanında çok muzip ve cana yakın. Star kelimesinin karşılığı adeta. Ayşegül Aldinç’le başlıyoruz muhabbete... 

- Güzel, başarılı, kalıcı... Ayşegül Aldinç olmak zor muydu?

E, zor yanları vardı tabii.

- Mesela... Güzellik hayatta başına bela oldu mu?

Evet, güzellik başa bela. Hep güzel kalman gerekiyor. “Yaşlanmayacak mısınız” diyorlar örneğin. Tabii ki yaşlanıyorum, bunu bilmeyecek ne var! “Ne kadar genç görünüyor” ile “Yaşlanmış” arasında gayet uçlarda, göreceli yorumlar söz konusu.

Haberin Devamı

- Hayatı güzel olma sorumluluğuyla yaşamak korkunç değil mi?

Korkunç. Kendini salamıyorsun. Benim en gerçek halim evdeki halim. Kapıyı çalsan beni benden istersin, o derece! Evde böyle otrişler içerisinde oturduğumu zanneden varsa işte öyle bir dünya yok Hakancığım.

- Oysa Ayşegül Aldinç dendiğinde akla daha marjinal, seksi bir kadın geliyor.

Evet öyle. Genel havamdan olabilir. Marjinaliteyle pek ilgimin olmadığını söyleyebilirim. Yani uç noktada fikirlerim yok. Ama objektife bakarken başka bir kadın olduğum doğru.

- ‘Seksi’ sıfatına gelirsek...

Bir zamanlar bundan rahatsızlık duyuyordum. Bir ret halindeydim.

- Barıştın mı artık?

Çoktan barıştım. Dünya, güzellik endüstrisi bunu pompalıyor. Yaşam koçları, diyetisyenler cins ayrımı gözetmeksizin kişileri kendilerini daha iyi hissedecekleri formasyona sokmaya çalışıyorlar. Daha fit, daha ince olmalıyız. Böyle bir baskı var üzerimizde. Bunca yıldır fotoğraf ve klip çekimlerinde dışa yansıttığım havam böyle bir illüzyon yaratmama neden olmuş. Ama maskülen bir tarzım da var. Bunların toplamı genel algıma bu anlamda hizmet etmiş.

- Kitapta, insanlara yaş sorulmasından hoşlanmadığından bahsediyorsun. Rakamlardan hoşlanmıyorsun...

Böylesi rakamlardan kimse hoşlanmaz. İnsanı yaşıyla vurmaya kalkışmak çok ayıp. Bir başkasına yapıldığı zaman da onun adına ben rahatsız oluyorum. Sen benim yaşıma gel, benim gibi ol, o zaman konuşalım duygusu yaratıyor bu densizce tavırlar.

Haberin Devamı

‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’

 

YAZARAK RAHATLIYORUM

- ‘Malumatfuruş’ ikinci kitabın. Daha önce anaakım iki ayrı gazetede köşe yazıları da yazdın. Temelde bu yazma merakı nasıl başladı?

Babam spor yazarı Orhan Aldinç, rahmetli. Ona çok özenirdim. Çok güzel yazar, resim yapardı. Annem de hakeza. Resim öğretmeniydi ve onun da yazıyla kendini ifade etme yeteneği yüksekti. Bendeki genetik demek ki... Küçükken itina ve ısrarla yazabilmeyi, oyuncu ve şarkıcı olabilmeyi istedim. Hepsini hâlâ olmaya çalışıyorum, yolun sonuna kadar.

- Kaç yaşında yazı yazmaya başladın?

9 yaşımda şiir yazıyordum, piyes bile yazmıştım. Çok hüzünlü bir hikâye, şimdi yaz desen öyle bir kurgu yapamam. Çok acayip, bize verilen yetenekler zamanla bizden alınıyor mu, yoksa cesaretimiz mi azalıyor, bilemiyorum.

Haberin Devamı

- Kitap günlük şeklinde ilerliyor. O günlükleri kitap olacağını bilerek mi tuttun, yoksa tesadüfen kitaba mı dönüştü?

Pandemi dönemi yoğunlaştı. Yazıya sığınmaktan başka çıkar yol yoktu. Annemi korumak adına kalabalıklara karışmamaya çalışıyordum. Tek çıkış yolum kalıyordu geriye, o da yazmak. Yazarak rahatlıyorum.

- Yazılarında konuşma dilini tercih etmeni eleştirenlere ne diyorsun?

Kelimelerle oynamayı seviyorum. Parantezlerim, tırnak içlerim, uzun cümlelerimle zekâ isteyen bir dilim olduğunun farkındayım. Zaman zaman oradan eleştiri alabiliyorum.

 

BUNLARIN SORULMASINI AYIP SAYIYORUM

- Nasıl bu kadar fıstık kalıyorsun?

Glütensiz ve laktozsuz beslenmeye başladım ama en güzel şeylerde bunlar var. İstediğini yiyememek bazen acılı.

Haberin Devamı

- Dikkat ediyorum, konuşurken yüzünle gayet mimik yapabiliyorsun...

Alnıma baktım, aynada kaşlarım fazlaca çatılıyor. Gökhan Özen gibi ispata kalkışırsam görürsün (gülüyor). Botoks vaktim gelmiş! Bir de bu botoksun yüzün her yerine yapılmayacağı öğrenilse iyi olur. Madem bu kadar ilgileniliyor, bilinsin.

- Sende estetik dokunuş yok mu?

Bugün çekim yapacağız diye dudağımı biraz taşırarak boyadım, sonra aynaya baktım, “Dudağına dolgu yapmış” derler şimdi dedim. Aslında her şeyi yaptırmaya hakkımız var. Bunların sorulmasını da ayrıca ayıp sayıyorum. Hiçbir zaman da dürüst cevap alamıyorsunuz ki. “Yüzüme hıyar kabuğu sürüyorum” gibi inanca hizmet etmeyen cevaplar alıyorsun. Bende ufak tefek dokunuşlar var. Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.

Haberin Devamı

‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’

 

YALNIZLIK BENİM KENDİ SEÇİMİMDİ

- Kitap ‘Aşk Hikâyesi’ (Love Story) filmini izledikten sonra yaptığın bir eleştiriyle başlıyor. “Aşkın emek istediği yıllardı” diyorsun. Şimdi sence aşk nasıl?

Aşk günümüzde durum ilişkisine dönüştü.

- Nasıl yani?

‘Biraz takılalım bakalım’ tarzı ilişkiler çağı. Erkeklere “Hadi ne zaman adını koyuyoruz” tavrının rahatsızlık verdiği gerçeğiyse hiç değişmedi. Ama artık kadınlar da çok evlilik meraklısı değil gibi. Belki öyle görünüyorlar ve bu bir taktik. Kadınlar ilişki bazında erkekleri taklit ediyor gibi duruyor.

- Evliliğe bakışın nasıl?

Hiç evlilik meraklısı olmadım. Bir kere evlendim, 6 ay sürdü.

- Yalnızlık kendi seçimindi yani...

Evet, yalnızlık benim tercihimdi. Terk edilmediğin sürece yalnızlık iyi. Hiç başıma gelmedi. Yalnızlık konforlu da...

- Evlat edinmeyi hiç düşündün mü?

Çocuk sahibi olmayı seçmediğim için pişman olmadım. Evlat edinmenin de daha erken yaşlarda verilmesi gereken bir karar olduğunu düşünüyorum. Aranızdaki yaş farkı çok doğru bir denklem olmuyor.

- Ne kadar aşk kadını oldun?

O duygular zamanla azalıyor sanıyorum, eskiden biraz daha öyle sayılabilirdim. Şimdi herhangi bir konuda kendime duygu ısrarım yok.

- Şu an âşık mısın?

Değilim, hayır.

- Çok güzel, yeteneklisin. Seni ne tavlar?

Bu güzellik lanet biliyorsun. Mesela bu sebeple karşı cins sana yaklaşamıyor. Bir aralar ufak tefek adımları ben de atabiliyordum, şimdi hiç oralarda değilim. O zaman bu işler daha da zorlaşıyor.

- Nasıl tavlanıyorsun?

Ben bir sapyoseksüelim. Kafa yapısı, beyin tavlar beni. Zekâ ve mizah yeteneğini seviyorum, zaten biri olmazsa diğeri olmaz. İlişkileri sürdürebilmek, aynı dili konuşabilmek ve dünyaya aynı pencereden bakabilmekle mümkün.

- Senin hiç ‘love story’nin oldu mu?

Yıllar önce oldu. Evliliğimden veya çocukluk aşkımdan söz etmiyorum. Ama bununla ilgili konuşmak abes olur çünkü başka bir hayatı var.

‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’

MÜZİKTE DUYGUYU KAYBETTİK

- Şu anki müzik dünyasını nasıl yorumluyorsun?

Şimdi başka şarkılar söyleniyor ama arayışlar hiç bitmiyor. Bu güzel. Genç arkadaşlarımı sonuna kadar destekliyorum. Çeşitlilik beni mutlu ediyor. Rap’ten fazla bir şey anlamıyorum ama sevenlerine saygı duyuyorum. Müzikalite anlamında da tabii 90’lı yılların tadında şarkılara çok fazla rastlayamıyoruz.

- Nostaljiyi mi seviyoruz?

90’ların nostaljik olma keyfiyeti yok bence. Neden dersen, halihazırda dinlenen, yaşayan ve sevilen her ne varsa nostaljik olamaz.

- Müzikte neleri kaybettik?

Müzikte duyguyu kaybettik.

- 20’lerindeki Ayşegül olarak şimdi müzik dünyasına girmek ister miydin?

Yok yok. Yaşımdan da şimdiki pozisyonumdan da memnunum. Çünkü ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım. Yaşadığımız devranda genç arkadaşlarımın hayatı genel anlamda zor. Buna karşın müzikal anlamda kendilerini ifade edebilmeleri, yaptıklarını duyurmaları daha kolay. Bir de eskiden her şey daha mı anlamlıydı ya da biz mi anlam koymayı, anlam aramayı biliyorduk? Kafamda deli sorular...

- Bazı isimler ilk kez kliplerde mayo giydiklerini falan söylüyor ama sen yıllar önce yapmışsın zaten. Bunlara kızıyor musun?

Hayır. Araştırma merakı olmayanın bilgisi olmaması da doğal. Geçmişe, arşivlere ilgi duymak kişiyi geçmişe değil ileriye götürür. Arşivciyim. Çok da kıymetlidir benim için.

- Şimdi o kadar cesur olabilir miydin?

Bugün benden çok daha cesurlar var. Yani bir şeyi lönk diye açmak cazip sayılmıyor. Gerektiği kadarını; ilmini bilmek gerek.

‘Ben zamanla biriktim, demlendim, tatlandım’

 

MİLLET ANTİDEPRESAN KAZANINA DÜŞMÜŞ

- Magazinde büyük skandalların falan olmadı. Göründüğü kadar harika bir hayat mıydı seninki?

Dışarıdan nasıl göründüğünü gerçekten bilmiyorum ama sakin bir hayatım var. Ufak şeylerden mutlu olabilme yeteneğini yıllar içinde kazanıyorsun. Kendini eylemek için her an yanında birine ihtiyacın yok. Bunu başarabiliyorum. Biraz uyku sorunum var çok baş edemediğim. En kıskandığım insan tipi yastığa çeyrek kala uyuyabilen tayfa.

- ‘Hakuna Matata’ diye bir yazın var. Svahili dilinde “Takma kafana” demekmiş. Hayatı ne kadar öyle yaşıyorsun?

Hiçbir şeyi kafaya takmamayı öğrendim. Bu konuda incelenmesi gereken biri olabilirim. Baksana millet antidepresan kazanına düşmüş! Yine de dünyanın binbir türlü hali var, büyük konuşmak da istemem.

- Nasıl başardın bunu?

Hayatta sahip olduğum şeylerin değerini biliyorum. Mesela annemin hâlâ hayatta olması benim için çok önemli. Konserler veriyorum, bunlar çok besleyici. Yolda olmayı seviyorum, bir şeye hazırlık yapmak oraya varmaktan daha önemli benim için.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!