GeriSeyahat Kat kat açılan, sayfa sayfa okuyabileceğiniz bir şehir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kat kat açılan, sayfa sayfa okuyabileceğiniz bir şehir

Kat kat açılan, sayfa sayfa okuyabileceğiniz bir şehir

Eğer seyyah olmanın da Nirvana’ya ulaşma hali varsa, Özcan Yurdalan benim gözümde kesinlikle o mertebede. Şöyle de söyleyebilirim: Ben de böyle gezebilmeyi hayal ediyorum. Onun anladığı şekilde gezgin olmak sınırları olmayan seyahatler yapmaktan geçiyor. Bahsettiğimiz tabii ki ülke sınırları değil; süresi ve rotası belli olmayan seyahatler bunlar.

Ona göre bir ay, yeni bir şehri tanımak için yeterli bile değil. Yolda karşısına çıkanlar, yaşadıkları ve gördükleri belirliyor nerede ne kadar kalacağını ve bir sonraki durağını. Tek başına çıktığı seyahatleri bitmek bilmiyor ama her sene Fotoğrafevi ile birlikte düzenlediği Sarı Otobüs turlarının rotaları ve tarihleri belli; üstelik bu halleriyle bile yeteri kadar heyecan vaat ediyorlar. Zaten bu turlar kısıtlı sayıda yolcuyla ve büyük kárlar hedeflenmeden, yerel kültürleri tanımak, göstermek aşkıyla düzenleniyor. Bangladeş, Sarı Otobüs rotalarından biri değil, Özcan Yurdalan’ın kendi merakı için gittiği bir ülke. Hürriyet Seyahat için anlattı.

n Nedir sizin için gerçek gezginliğin tanımı?

- Turizm insanlığın yüzkarası listesine girebilecek davranışlara sebep oluyor. Turizm bir yerin kültürünü, coğrafyasını bozar, ekonomiye faydası olsa bile uzun vadede onu da bozar. Tabii kastettiğim endüstriyel, paket turizm. Bir paket satın alan ve bütün tatil boyunca sahilde yatanlar ne kaçırdığını bilmiyor. Halbuki gidilen yerle ilişki kurmak lazım, sanal alemde yaşamamak gerek. Benim kafamdaki gezginlik, sınırları olmayan, ne zaman nereye gideceğinizin, nerede ne kadar kalacağınızın, ne yiyeceğinizin belli olmadığı gezme hali. Beş yıldızlı otelde, tatil köyündeki suni dünyalarda görülmüyor bunlar. Batı’da çok yere gitmedim, benim esas ilgi alanım Doğu.

n Neden Doğu?

- Globalleşen dünyada her şey tek tip olmaya gidiyor. Yaşam biçimlerinden yemeklere her şey aynı olma yolunda. Doğu’da doğa-insan ve insan-insan ilişkisi orijinalliğini koruyor. Doğu derken, Türkiye’nin doğusunu kastediyorum. Oryantalist bir yaklaşım değil bu. Turizm ne kadar riskliyse, oryantalizm de bir gezgin için aynı oranda tehlikelidir. Tüketim toplumunun davranış kalıplarına girmemiş o insanlar.

BİR CENNET DEĞİL

n Bangladeş’in komşu ülkeleri Hindistan ve Myanmar (Burma), çok ilgi gören ülkeler ama ben hiç Bangladeş’e giden birini duymamıştım.

- Bir kere şunu söyleyeyim, bir cennet değil burası. Bu ülkelerin hiçbiri değil aslında. Bu coğrafyada çocuk emeği ve çalıştırılması had safhadadır mesela. Kadınların toplum içindeki duruşu da zordur. Hindistan kültürüyle, coğrafyasıyla, ekonomisi ve politikasıyla çok önemli bir ülke. Bangladeş Hindistan’ın devamı gibi. Aynı ülke, aynı insanlar, benzer isimler... Ganj Nehri buradan denize dökülüyor. Ben de bu coğrafyaları ve hayatı merak ediyorum. Fotoğrafla da uğraşıyorum. İnanmayacaksınız ama Asya’daki fotoğraf çalışmalarının en önemli olduğu yerlerin biri burası. Uzun lafın kısası, Bangladeş’te Çobi Mela isimli bir festival vardı ve aralık ayında onun için gittim. Merakımın da etkisiyle 25 gün kaldım, daha yeni döndüm.

n Peki neden gitmemiş insanlar bugüne kadar?

- Çok yoksul ve genç bir ülke. Yeni yeni kendini toparlıyor. Yakın zamana kadar ülkede istikrar yoktu, bu da turistleri çok çekmedi. Bir yandan da başlarına bela olan bir sel problemi var. Hep haberlerde Bangladeş ve sel birlikte anılır. Ama bunun da bir zamanı var, muson dönemini bilirseniz o zaman gitmezsiniz. Şimdi de şehirlerde öyle turist falan yok. Bence de güzel olan o. Kendileri de diyorlar: Turistler gelmeden gelin.

n Coğrafyası nasıl?

- Her tarafı nehir, şehirler nehir kıyılarında kurulmuş. Coğrafi açıdan önemli bir delta. Ama çok kalabalık bir ülke. 144 bin kilometrekarede 140 milyon insan yaşıyor. Bu coğrafyanın bir kısmının kırsal alan ve bataklıklar olduğunu düşünürseniz, şehirler gerçekten kalabalık.

n Nereleri gördünüz?

- Vaktimin hemen hemen tamamını başkent Dakka’da geçirdim. Koloniyal dönemin etkilerini taşıyan bir Doğu başkenti burası. Buriganga Nehri’nin -ki bu Ganj’ın devamı- kıyısında kurulu. Eski kent Doğu’nun tipik hallerini çok güzel yansıtıyor. Dar ara sokaklar, iki-üç katlı evler, ağırlıklı olarak pazarların olduğu ama aynı zamanda yaşanılan da bir yer. Pazarlar iş kollarına göre değişiyor. Bilezikçiler, kumaşçılar ayrı sokaklarda. Çok yağmur aldığı için dükkanların sokaklara fazla çıkıntısı yok. Burada eski alışveriş biçimleri sürüyor. Eski dönemlerden kalma en güzel, heybetli binalar da bu bölgede. Çoğunda hayat sürüyor, bazısı müze olarak gezilebiliyor. Bunların biri Ahsan Menzil mesela. Menzil, ev demek. Burası etnografya müzesine dönüştürülmüş. Yeni şehir merkezi bayağı modern. Son dört beş senedir büyük alışveriş merkezleri yapılmaya başlanmış. Şu bizdeki cephesi koyu renk camlı olanlardan.

RICKSHAW SÜSLEME SANATI

n Peki Dakka deyince şimdi aklınıza ilk gelen ne?

- Kesinlikle rickshaw’lar. Bunlar bisikletli veya motosikletli taksiler. Bütün şehirde, her yerde bunlar var. Bizim için Taksim’den Galatasaray’a yürümek makul bir mesafedir, onlar iki sokak öteye bile bunla gidiyorlar. Zaten bedavaya yakın kadar ucuz. Hepsi birbirinden renkli, güzel. Bayağı bir rickshaw süsleme sanayii oluşmuş. Ama hava kirliliği yok, çünkü motorlular doğal gazla çalışıyor. Dakka’da çok hırsızlık oluyor. Binaların üçüncü, dördüncü katlarına kadar demir parmaklıklar var. Sokaklardaki tapınakların çoğu da demirli ve kilitli. Halbuki Hindu tapınakları herkese açıktır ve isteyen girer.

n Şehri biraz gezmek isteyenler nereleri görebilir?

- National Museum son derece zengin. Ben oradayken şimdi hayatta olmayan Bangladeşli ressam Zeynel Abidin’in 90. doğumgünü sebebiyle her yerde onun sergileri vardı. Lalbagh’a gidebilirler. İsmi kızıl bahçe anlamına geliyor, Moğol mimari tarzında yapılmış. Burası aslında bir konut. Bahçesinde bir mescit, bir mezar ve bir köşk var. Oradaki tatil günü olan cuma günleri burada geziyorlar, piknik yapıyorlar. Ve hiç çöp yok! Zaten naylon poşet kullanmak tüm şehirde yasak. Tek kullanımlık file kullanıyorlar veya pazarda alınanlar iple bağlanıyor. Star (yıldız) Camii görülebilir. Burası kat kat açılan, sayfa sayfa okuyabileceğiniz bir şehir. Bütün şehirde Hindu, Budist ve Moğol geçmişinin izleri var.

n Yemekler ve yemek ritüelleri nasıl?

- Et ve kebap ağırlıklı. Ekmek yerine pirinç yiyorlar. Mercimek, yani dal onların vazgeçilmezi. Elle yemek çok önemli; sol el masaya çıkmıyor, yemekler sağ elle yeniyor. Her yemekten sonra, esnaf lokantasında bile olsanız içinde limon olan ılık su geliyor. Zaten hepsinde akan su ve sabun da var.

seyahatte ne okuyor

Sadece gittiği yerle ilgili rehber ve yerel gazete okuyor, kitap taşımıyor.

ne dinliyor

Seyahatte müzik taşımıyor, gittiği yerlerdeki müzikleri dinliyor.

ne yiyor, ne içiyor

Yerel mutfakları denemeyi seviyor, önüne ne konursa yiyor ama her şeyi denemiyor.

ne giyiyor

Rahat giyinmeyi ve çok abartmadan yerel kıyafetleri giymeyi seviyor.

neyle seyahat ediyor

Tabii ki Sarı Otobüs’le ve bisikletle.

nerede kalıyor

Ucuz otelleri tercih ediyor. Sıklıkla gittiği ülkelerde beş dolarlık bir otel, pahalı grubuna giriyor.

kimle seyahat ediyor

‘Yolculuk tek kişilik bir iştir’ diyor.

çantasının olmazsa olmazları

Uyku tulumu, yün fanile ve külot; ‘Fotoğraf çekmek gezgini bozar’ dese de fotoğraf makinesi ve bol film.
False