GeriGündem Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu

Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu

Yılbaşı gecesi Suriyelilerin Taksim’de ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) bayrağı açarak slogan atmasıyla başlayan tepki, sosyal medyada ‘Suriyeliler evine dönsün’ hashtag’iyle protestoya dönüştü. Uluslararası Arap Akademisyenleri Derneği Onursal Başkanı ve Suriye Türkmenleri Meclisi Eski Başkanı Samir Hafez, “Evet Suriyeliler’in bir kısmı evine dönecek ama bir kısmı da kalacak. Dönmek kolay değil” diyor.

Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu‘Taksim’, bir gövde gösterisi miydi, sıradan bir kutlama mı?

Bunu araştırdım. Suriyeliler yıllardır, gerek Nişantaşı gerek Taksim’deki kutlamalara katılırdı ama hiçbiri bayrak açmıyordu. Bir sıkıntı olmuyordu. Dikkatimizi çekti, birdenbire bayrak açıldı. Parantez içinde şunu söylemek istiyorum: Bu bayrak, muhalefetin bayrağı değil. Suriye Fransa’dan bağımsızlığını aldığında bu bayrağa karar verildi. Biz bu bayrakla büyüdük. Sinemalarda bile film başlamadan bu bayrağı görürdük. Suriyeli bu bayrağı bilir. Siyah Abbasileri, Yeşil kısmı Emevileri, kırmızı şehit kanını temsil ediyordu. BAAS partisi geldiğinde inadına bir değişiklik yaptı. Bu bayrak Suriye’nin esas bayrağıdır.

Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu

Ama şu anda da ÖSO kullanıyor…

ÖSO ve koalisyon kullanıyor. Türkmenler de kullanıyordu. Karşı gelen bu bayrağa dönmek istiyor. ÖSO daha çok göründüğü için dikkat çekiyor. Biz bu bayrakla Taksim’de çok eylem yaptık. Bir sıkıntı yaratmadı.

Peki niye yılbaşı gecesi yarattı?

Çünkü eylem vakti değildi. Bir yılbaşı kutlamasına bayrakla gidilmez. Araştırdığımda şunu gördüm: Bir-iki kişi kasten yapmış bunu. Bir provokasyon havası estirdi. Şüphe ettiğimiz bir iki kişi olayı başlattı. E tabii orada gençler var, yılbaşı diye alkol almışlar, bir coşkuyla onlar da o bayrakla görüntüye girmiş olabilir. Seçimin yaklaşmasıyla, bir kargaşa yaratmak isteyenlerin hareketi olduğunu gördük. Diğer bir yandan da Suriye’deki baskı halkı korku içinde yaşamaya itti. Suriye’de bir kahveye gidin, konuşurken iki kere Beşşar Esad deyin, inanın o kahve boşalır. Korkudan… Türkiye’ye gelen bazı kişiler de bir hürriyete kavuştuğunu düşünüyor. Bir kişi böyle bir şeyi alevlendirince bu gençler de coşkuyla onlara katılmış olabilir.

“Mehmetçik Suriyeliler için savaşırken, onlar burada eğlence peşinde…” görüşü de yaygın…

Bu çok önemli bir husus, bazı şeyleri bilmeden konuşuyorlar. Bu gençlerin bir kısmı savaşmış ve dönmüştür. Ben en azından 100’den fazla elini, ayağını kaybetmiş, hâlâ vücudu şarapnelle dolu genç sayabilirim. Orada kalıp, savaşa katılacak gücü olmayanlar var. Tabii ki isterdik ki herkes ‘kurtuluş savaşı’ dediğimiz direnişe katılsın.

Orada kalıp, savaşacak gücü olmayanlar kimler?

Eskiden herkes katılırdı. Sonra yavaş yavaş gruplaşmalar başladı, yabancıları almamaya başladılar. Çünkü yabancı kişilerden korkuyorlardı. Diyelim ki Dera’dan gelip, Bayırbucak’ta savaşmak isteyen var, bu gençleri dikkatle alıyorlardı. “Acaba rejimden mi geliyor” kaygısı vardı. Bine yakın grup oluştu. Artık kimseyi almamaya başladılar. Gençler de ne yapsın, gideyim dediler. Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye gidebilirlerdi. Türkiye zengin bir ülke, buraya geldiler. Bu savaşanlar arasında bazen aç kalanlar olduğunu biliyor musunuz? Bana Bayırbucak’tan çok telefon geliyor, gıda istiyorlar, sigara alacak beş-on kuruş istiyorlar. E şimdi orada zor ayakta kalanlara bir 100 bin kişi daha yollarsak ne olacak? Orada kalırsa yiyecek yemeği yok. Ayağında terlikle savaşanlar var, ölenlerin ayakkabılarını aldıklarını biliyor musunuz? Bu düzenli bir savaş değil, bir ayaklanma… Gerilla savaşı gibi düşünün. Bir gücünüz olması gerekiyor. Onlara silah bulmak bile mesele. Ya Suriyeli bir tüccar para veriyor, ya Arap-İslam âleminden destekleyenler var. Bazıları da artık desteklemekten bıkmış, bu işin biteceği yok diye düşünüyor. Karşılarında düzenli bir ordu olduğunu da unutmayın… Bir de savaş uzadıkça insanlar umudunu kaybediyor, yeni bir hayat kurmak istiyor. Başarılı olanlar da var, Suriyeliler yalnızca dilenci değil. Bu bizi çok üzüyor.

Biraz bunu açar mısınız?

Biz Suriye’de biliyoruz. Dilencilere sorun, nerelisiniz diye, ‘Halepli’ derler. Halebin Doğusundan. Yeni değil, ta Osmanlı zamanından beri birkaç aşiret var. Kendi dillerinin dışında Türkçe ve Arapça biliyorlar ve dilencilikle yaşıyorlar. Buradan kovuyoruz, kaçakçıya 3 bin dolar vererek geri dönüyorlar. Çünkü burada bir kazancı var, bu parayı verebiliyor. Benim mahallemde 25 yer tespit edildi, bunlar çalınmış çocuklara bisiklete alıp kandırıyor, akşam olunca sokaklara salıp, dilencilik yaptırıyorlar. Bir çete oldular. Belediyeye haber verdik, geldiler, tespit ettiler, hepsini Suriye’ye yolladılar. Çocuklar okula gitmiyorlar, akşam olunca dilencilik yapıyorlar. Baktım ki çocukları kaçırarak buraya getiriyorlar. Akşamüstü motosikletli kişiler gelip, bu çocukları alıp, dilenecekleri yerlere dağıtıyorlar. Ceplerinde telefon var, sıkıştıklarında telefon ediyorlar. Bunlar Suriyelilerin imajını da bozuyorlar. Burada 4 milyon Suriyeli var, 4 milyonu da dilenmiyor ki…

Ekonomiye katkısı olanlar da var mı?

İnşaatta çalışanlar, ufak tefek ticaret yapanlar, lokanta, işyeri açanlar var. En azından 300-400 bin de talebe var. İTÜ’den mezun olanları Almanya almaya çalışıyor mesela. Tutmaya çalıştım onları: “Türkiye’de doydunuz, okudunuz, dilini öğrendiniz, neden Almanya’ya gidiyorsunuz” dedim.

Cevap?

Biz Suriyeliyiz diye bize iş vermiyorlar dediler. Aldım onları Göç İdaresi’ne vali muavinine götürdüm. Çok beğendi, vatandaşlık için işlemleri yapılıyor. Bir de çok iyi tarım bilenler var. Türkiye’de onlara kurs açıyor devlet, modern tarımı öğretiyorlar.

4 milyon çok ciddi bir rakam, günde ortalama 350 çocuk nüfusumuza katılıyor. Kültürel ve etnik dokunun değişeceği kaygısı var. Savaş sizde değil, bizde çıksaydı bu kadar cömert olur muydunuz?

Irak savaşında 1 milyon Iraklı Suriye’ye yerleşti. Kimsenin gıkı çıkmadı, Suriye zengin bir ülke de değildi. Bakın 1 milyon kişi, 20 milyon nüfus için ciddi bir rakamdır. Irak düzelince dönenler oldu, kalanlar oldu. Suriye ve Türkiye birbirine çok yakın. Biliyor musunuz Suriye’nin ilk devlet başkanı 1940’lı yıllarda Şükrü Kuvvetli, Mülkiye’den mezun, Türk. İkincisi Haşim Türkmen Atası, Mülkiye’den mezun. Edib Çiçekli, Türk. Suriye halkı Türkiye’ye uzak değil. Biz birdik. Sınırları bir Fransız, bir İngiliz çizdi; Sykes ve Picot. O yüzden Suriye halkı yabancı görülmemeli. Ama çok iyi çalışıldı ve birbirinden ayırıldı. Şimdi de Arap-Acem savaşı çıkarmaya çalışıyorlar. Bunun kurbanı olmayalım. Şunu söylüyorum. Türkiye, 100 bin kişiye alışıktır. Birden 4 milyon olunca muhakkak zorluk çekilecektir. Zamana, sabra ihtiyaç var.

Her yeri Arapça tabelaların sarması, sokaklar Arapçanın yaygınlaşması bir başka endişe kaynağı…

Yahu Londra’da yok mu, Montreal’de, Paris’te yok mu? Bunu bir zenginlik olarak görelim.

Samir Hafez: Bayrak açma provokasyondu

İpek ÖzbeySamir Hafez

AMERİKA, AKADEMİSYENLERİ GÖTÜRDÜ

“Okumuşlar Avrupa’ya, işsiz, güçsüzler Türkiye’ye geliyor!” Doğru mu?

Bizim Arap Akademisyenler Derneği’nde tespit ettik. 5 bin akademisyen savaş başladığında Türkiye’ye geldi. 2-3 sene işsiz, parasız yaşadılar. Bazıları ilkokulda öğretmenlik yaptı. Amerikalılar, Taksim’de ofis açtı, bu durumun farkındaydılar, iyi akademisyenleri alıp götürdüler. İlk önce Kanada’ya, sonra Amerika’ya geçiyorlar. Benim elimde çok değerli kişiler var. Birini, üç sene tutabildik, sonra Kanada’ya gitti. Suriye’de uçak imal etmiş, uçurmuş. Oradaki imkânlarla bile bunu yapabilmiş. Ama kaybettik.

Burada kalsalardı?

İş bulamadık. Çünkü Türkiye de hazır değil bu kadar yabancıyı çalıştırmaya. Zaman istiyor. He şunu da söyleyeyim: Gidenlerin yüzde 20’si kültürel nedenlerle Türkiye’ye dönmek istiyor, çünkü ayak uyduramıyorlar. Başka bir örnek vereyim. Türkiye’ye 18 bin 600 tıp doktoru geldi. 1400 kişi kaldı. Hâlâ onları merdiven altında çalıştırıyoruz. Doktorlar Almanya ve Fransa’ya gittiler.

Türkiye’nin de bir kapasitesi var ama değil mi, herkese iş bulmak mümkün mü?

Ama 40 bin doktor açığı olduğu ilan edildi.

Ciddi bir entegrasyona da ihtiyaç var…

Ya bir bakanlık kurulsun, ya bir şemsiye altına alınsın. Bana değil, resmi mercilere gitsinler. Resmi merciler de benden bıktılar, bir kişinin yapacağı işler değil. Bu kadar yabancıya alışık değiliz, hep söylüyorum alışmak için zamana ihtiyacımız var. KUTU

NASIL DÖNSÜNLER?

Suriyelilerin kalıcı olduğu fikri yerleştikten sonra tepkiler daha da yoğunlaştı. Kimler dönecek, kimler dönmeyecek?

Dönmek için önümüze Suriye haritasını koyalım. Bir örnek vereceğim. Dera, Suriye’nin güneyinde. Rejimle anlaşma ve barış yaptılar. Dediler ki, “Barışmak isteyenler Dera’da kalsın, istemeyenler İdlib’e gitsin.” Kalanlar yazılı anlaşma yaptılar, affedildiler. Sonra ne oldu, tugayların başındaki komutanların yüzde 60’ı infaz edildi. Daha üç gün önce okudum, anlaşma yapan silahlı gruplar tek tek evlerinden alınıyor ve akıbetleri belli değil. Bunların affedildiği söylenmiş, bir de üstüne anlaşma imzalanmıştı. Karşımızdaki adamlar bunlar.

Ya öteki şehirler?

Suriye’de Şam, Halep, Humus gibi büyük şehirler var, bir de kırsal var. Buraya gelen 4 milyon içinde her yerden gelen var. Köyde, kasabada, merada yaşayanlar için bugün Suriye’nin kuzeyi uygun, oraları temizledik. Dönmek isteyen en az 400 bin İdlibli var. Ama Şam’dan göç olduğu zaman, İdlib’de 4 milyon kişi oldu, onların evlerinde oturuyorlar şimdi. Türkiye’ye sığınan İdlib’linin orada yeri kalmadı. Bu da bir sıkıntı. Gelelim küçük kasabalara, yerle bir oldu. Evinin yerini bile bulamıyor. Kırsal alandakiler dönebilir, kaybettiği dört duvar. Ama çoğunluk Şam, Halep ve Humus’a nasıl dönecek? Esad hâlâ yerinde duruyor, hangi güçle onun karşısında duracak, Dera’da barışanların başına gelen onun da başına gelirse? Ancak Esad rejimi gidecek, 10-15 yıl içinde insanlar öyle dönecek. Düzenini burada kuran bir kesim de kalacak.

SURİYELİLER TÜRKLEŞİYOR!

‘Suriyeliler ülkelerine dönsün’ diyen kesimin kaygıları şunlar: “Yeni suç örgütleri doğuyor/doğacak! İç güvenliğimizi tehdit ediyorlar!”

İçişleri Bakanı açıkladı, Suriyelilerin suç oranı yüzde 2 bile değil. Ve kendi aralarında. Bazı olaylar egzajere ediliyor. Suriyeliler, Suriye’deyken de suç oranı düşüktü.

“Eğitimde adaletsiz uygulamalar var. Türk çocuklar yıllarca emek verip bir noktaya gelirken, Suriyeli çocuklar aynı okullara sınavsız giriyor!”

Eskiden beri devletin üniversitelerinde yabancılar için bir kontenjan var. Hâlâ bu kontenjanın sadece yüzde 40’ı dolu. Kimsenin hakkını gasp etmiyorlar. Ama göze batıyor. İstirham ediyorum, muhalefet bunu oy için kullanmasın.

“Biz 5 liraya çalışıyorsak, onlar 3 liraya çalışıyor ve işimizi elimizden alıyorlar!”

Sanayicilerle görüştüm. Anadolu’nun ortasında fabrika açıyoruz, işçi bulamıyoruz diyorlar. Suriyeli razıdır çalışmaya. Ben biliyorum ki Türkiye’de bazı kişiler mezun olmuşlar, istediği aylığı almadığı için 5-6 ay çalışmıyor. Suriyeli çalışmasa aç kalacak ama. Sigortasız çalışıyor, mesai almıyor, fazladan çalışıyor. Türkler bu işyerlerini doldursa, Suriyeli çalışamaz ki orada. Ama size yaşadığım bir şeyi anlatayım. Hamal çağırdım. Belim hasta. Bir çantayı çıkarmak merdivenden çıkarmak için 15 lira istedi. Suriyeli 3 liraya çıkardı. Hamal “Benim işimi alıyorsun” dedi. Birkaç merdiven çıkarmanın bedeli 15 lira mıdır, söyleyin bana… Normal para alın, bir değil, üç çanta taşıyın…

“Toplum Araplaştırılıyor!”

İlk geldikleri zaman saat gece 2’ye, 3’e kadar sokaklarda oturuyorlardı. İşsiz kalmış kişiler sokaklarda dolaşıp duruyorlardı. Kimseye sataşmazlar ama onların bölgesi gibi bir ağırlık hissedilmeye başlandı. Çok gürültülü bir halktır, bağırarak konuşurlar. Radyonun sesi sonuna kadar açıktır. Eskiden böyle değildi Suriye, sonradan böyle oldu. Buraya geldiklerinde normal hayatlarını sürdürmeye çalıştılar. Başka hayat bilmiyorlardı. Bunun için 3 sene uğraştık. Mesela genelde Bodrum katında oturuyorlar, camın önüne halı koymuşlar, üstünde oturup çay içiyorlar. Bu alışılmış bir şey değil. Tepkiye neden oldu tabii. Bir de adam profesör ama Türkçe bilmiyor, bakkala gidiyor, Türkçe konuşmadığı için tepki çekiyor. Sonra çocuğu okulda öğrenmeye başlayınca, çocuk babasının elinden tutup bakkala gitmeye başladı. Artık ne istediğini o söylüyor. Bakın 1 milyon kişiyle göçe alışmış Avrupa karıştı. Merkel’i bile sarstı. Biz 4 milyonla bir sancı duyacaktık. Zaman, sabır ve anlayış gerekiyor.

Peki zamanla uyum sağlanabilecek mi?

Oraya gelelim, az önce “Toplum Araplaştırılıyor” demiştiniz ya, hayır bence tam tersi. İlkel kültür medenileştiriliyor. Suriyeliler Türkleştiriliyor. Bizden kültür, medeniyet öğreniyorlar. 300 binden fazla talebe Türk okullarında okuyor, kalıp olarak bize göre yetişiyorlar. Okuduğum bir yazıda “Suriyeliler yüzünden Türk entelektüeller Batı’ya gidiyor” deniyordu. Ben bildim bileli, Türkiye’ye 1966’da geldim, bir kesim hep dışarıda yaşamak isteyenler vardı. Amerika’da yıllarca kaldım, orada Türklerin nasıl yaşamak istediklerini gördüm. O zaman Suriye meselesi yoktu ki… Bu ülke güçlü bir ülke. Suriyeliler çok iyi tüccardır, bu yönlerini lehine çevirebiliriz. Halepli sanayici, Şamlı fikir adamıdır. Faydalanalım, en büyük kaymağı Almanya, Kanada, Amerika’ya kaptırmayalım. Türkler dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak mükemmel bir vicdana sahip. Sadece biraz sabredin demek istiyorum.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 saatte ne oldu? (06.01.2018) 2

Yorumları Göster
Yorumları Gizle