GeriGündem Medyadan magazinimtrak orada bırak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Medyadan magazinimtrak orada bırak

Medyadan magazinimtrak orada bırak

Hülya Avşar ‘Üç yıl sonra siyasetteyim’ gibi bir laf edince, hatta bir rivayete göre ‘Ayol ne var yani, ben de siyasete girebilirim. Türkiye’de gelmiş geçmiş hiçbir başbakanın halkın nabzını benim kadar iyi tuttuğuna inanmıyorum’ deyince, Ayşe Arman patladı, ‘Artık siyasete de karışma be kadın’ türünden bir isyan patlattı.

 

Rakip gazeteler (nedense Doğan grubu gazeteleri bu haberi hiç görmedi) hemen koşup Hülya Avşar’dan ‘görüş’ (!) aldı. Avşar konuyu hemen en iyi bildiği yere çekerek, ‘Ayşe Arman yuva yıkan kadın’ dedi. ‘En yakın arkadaşının yuvasını dağıttı o’ dedi.

 

Bu sefer, herkes Ayşe Arman’ın vereceği cevabı beklemeye başladı. Gecikmedi.

Arman, ‘Bak şu konuşana’ başlığıyla şöyle yazdı:


‘Söylediklerinin hiçbiri doğru değil. Herkesin bana vereceği ahlak dersini dinlerim. Ama Hülya Avşar’ınkini değil. Bu topa girmemi bekliyorsunuz değil mi? Hülya Avşar’ı, kenar mahalle seviyesi tartışmalarıyla baş başa bırakıyorum.’

 

Devam edecek…



*

 

N’Oprah n’Oprah?

 

“Lütfen beni sabah kuşağındaki kadınlarla yan yana getirmesinler... Ben de Türkiye’nin Oprah Winfrey’iyim. Beni öyle aptal kadınlarla anacaklarına, bu kadınla ansınlar...”

 

Seda Sayan – Hürriyet-Kelebek, 2 ekim

 

Not: Oprah Winfrey’den haber alabilen var mı? Manhattan köprüsünden atladığını duydum! J

 

 

*

 

Bu da Hillary Clinton zahir!

 

“Bir gün programa yetişmem gerekiyordu. Geç kalmıştım. Otomobilimi süren şoförüm gaza basıyordu ama nafile, yetişemeyecektim. ‘Bari kostümü arkada giyeyim’ dedim. Çırılçıplak soyundum. Şoförüm de göz banyosu yaptı. Önce üzerimi değiştirdim. Trafikteki meraklı gözler bana bakıyordu. Sıra altımı değiştirmeye gelince olan oldu. Hafif doğrulup eteğimi giymek istedim. Ancak o sırada popom cama yapışmış. Trafik kitlendi...”

 

Hülya Avşar - Hürriyet-Kelebek, 2 ekim

 

 

*

 

Piyango mutluluk getirmez, paranızı İslami holdinglere yatırın!

 

Yeni Şafak gibi ‘ciddi takılan’ bir gazete durup dururken böyle bir manşet yapmaz. Muhtemelen hedef, dolaylı yoldan mü’min halkımıza ‘piyangonun günah ve dinen yasak’ olduğunu anlatmak için ‘haram para saadet getirmez’ mesajı vermek…

 

Paranızı haram olan piyangoya, lotoya, totoya harcayacağınıza… İslami holdinglere yatırın, Bosna’ya Filistin’e yardım kampanyaları düzenleyen ‘insani yardım kuruluşları’na verin, onlar da Erbakan’a Boğaz’da yalı alsınlar!

 

Efendim, piyango ve loto talihlileri ikramiye kazandıktan sonra ilk olarak eşlerini terk ediyor veya boşanma davası açıyor, ardından lüks hayata dalıyormuş… sonra da hüsranla uyanıyormuş. (Yeni Şafak, 2 ekim)

 

Yeni Şafak’ın ‘Yılbaşı büyük ikramiyesi 20 milyon’ diye açıklandığı günlere tesadüf eden (!) bu manşeti bana eski bir fıkrayı hatırlattı:

 

Adam akşam pür neşe eve gelmiş, karısına seslenmiş:

- Hanım, inanmayacaksın ama lotodan büyük ikramiye bana çıktı. Çabuk, çabuk, çabuk, çabuk… eşyalarını topla, valizini hazırla!..
- Ay inanmıyorum kocacığım, dünya turuna mı çıkıyoruz yoksa?
- Yok be, sen hemen annenin evine taşınıyorsun!


*

Armağan Çağlayan Beyaz’a sabotaj mı yapmış yani?


Cuma gecesi, yeni sezonun ilk programında ‘Beyaz Şov’un ışıkları sönmüş, reklam girmek zorunda kalmışlar. Peşpeşe bir sürü rezalet yaşanmış. Programdan sonra Beyaz ortalığı birbirine katmış “Ben zaten bu işi kimin yaptığını biliyorum” demiş öfkeyle.

Oray Eğin, Beyaz’ın Armağan Çağlayan’dan şüphelendiğini yazıyor. Aynı saatte, komşu kanal Star’da program yapan Armağan Çağlayan’ın Beyaz Şov’u sabote ettiğin düşünen Eğin, ayrıca Beyaz’ın balonunun söndüğü görüşünde…

Akşam, 2 ekim


*

 

(M) Alıntı

“Aldatılmamak için kendimi garantiye almak istiyorum. O yüzden erkenden evlilik cüzdanı alayım diyorum…”

 

Can Tanrıyar’ı kafeslemeye çalışan Petek Dinçöz - Sabah’la Günaydın, 2 ekim

 

(Aldatılmamak için evlenmek fikri pek mantıklı görünmüyor ya, neyse!)


*


Medyadan magazinimtrak orada bırak


Can’ın bu kaçıncı ‘eşek şakası’ ?


Aynı Petek Dinçöz, sevgilisi Can Tanrıyar’ın 12 yıl önceki görüntülerini gazetelere vermesine çok kızmış, onunla hayatta evlenmem artık, zaten dün gece eve de almadım, diyormuş. (Vatan, 3 ekim)

 

Petek kızımız ‘orijinal’ haliyle de pek bi’ güzelmiş maşallah! (Yanda)

 

 

*

 

Kimin karısı taciz edilir. Kimin edilmez?

Karısını taciz edeni doğradı, diyor başlık.

 

İstanbul-Okmeydanı’nda gözü dönmüş koca, karısının ‘Beni taciz etti’ dediği adamı öldürmüş, cinsel organını kesip ağzına koymuş.

 

Önemli detay: katil koca berbermiş... (Hürriyet, 3 ekim)

 

Neymiş, mesleği kesip biçmek olan, berber, terzi, kasap, cerrah hele hele oduncu gibi erkeklerin karısına, kızına göz ucuyla bile bakmayacakmışsın! J

 

 

*

R.Ö. - R.S. yani Reha’dan Önce - Reha’dan Sonra

 

Reha Muhtar da hallüsinasyon görmeye başladı, Tuğçe Baran’a ‘birlikte çalıştığımız günleri hatırla’ diyor ve ekliyor:

 

“Televizyon haberlerini beraber yaptığımız dönemleri hatırla...

Bizim getirdiğimiz rekabetin, bütün kanalların haber merkezlerinde çalışan gazetecilerin maaşlarını hangi düzeylere çıkardığını anımsa...

Televizyon haberlerini bıraktığım son 4 yılda maaşların ve haber merkezlerindeki elemanların sosyal haklarının ne durumda olduğunu sorgula...

Herkesin her sabah konuştuğu haber bültenlerinin yerine, televizyon yönetimlerinin hangi programları koyduğunu hatırla...

Haber merkezleri neden o dönemde bu kadar revaçtaydılar, şimdi değiller?..

Rekabetin öldürülmüş olmasından olmasın sakın...” (Vatan, 3 ekim)

 

Bir ihtimal daha yok mu?


‘Birileri’ televizyon haberciliğinin içine edip,iflah olmaz bir halde bırakmış olabilir mi?

 

 

*

 

Vatan’ın tv yazarı Memet Güler eylül ayı reytinglerini yayımladı.

 

Kanal D, Show’un tahtına oturdu” diyordu...

 

EYLÜL'06

TÜM GÜN

PRIME TIME

KANAL D

13,45

14,86

SHOW TV

12,10

12,48

STAR TV

11,11

12,73

ATV

10,94

13,04

SAMANYOLU

6,15

7,73

KANAL 7

5,33

5,55

TGRT

4,53

5,03

TRT

1,43

2,39

KANAL 1

1,34

2,75

FLASH

1,93

1,68

 

İlk 4 büyük kanal tamam da... peşi sıra gelen 3 dinci kanala dikkatinizi çekerim, Samanyolu, Kanal 7 ve TGRT’nin toplam reytingi (16,01 – Buna dincilerin elindeki TRT’yi de eklerseniz17,31) Kanal D’yi bile geçiyor.

 

Vatan, 3 ekim

 

Not: Bu arada Star TV’ye bravo! Efendi gibi çıktılar, ‘Biz reytinglerde üçüncüyüz ama daha iyi bir yere gelmek için elimizden geleni yapıyoruz’ dediler. Seyirciyi aptal yerine koymaktan vaz geçecek galiba ‘her biri her ayın birincisi’ olan kanallarımız. Göreceksiniz bakın, seyirci kendine saygı duyan kanalı ihya edecektir…

 

 

*

İyi dümen vallahi, bir ay kaçamak yap, sonra…

 

Rafi Portakal’dan sonra Eşref Cerrahoğlu da, uğruna evini barkını terk ettiği genç (Bulgar vatandaşı ve evin hizmetçisi) sevgilisiyle bir ay bir otelde kaldıktan sonra, evine döndü. ‘Karımın, çocuklarımın, yuvamın kıymetini bu arada anladım’ diyerek. (Sabah, 3 ekim)

 

 

 

*

 

Reha Muhtar’dan sonra Deniz Akkaya’da erdi

 

Deniz Akkaya sevgilisinden ayrıldığı ve çalışmadığı bir dönemde “... kafamda bir ses beni uyarmaya başladı. Resmen ses duymaya başladım” diyor. İddiasına göre bu ses Tanrı’nın sesiymiş.

 

Hürriyet olsaydı acar bir ilahiyatçıya danışırdı, Şok gazetesi doğrusunu yapmış, bir psikoloğa sormuş. İsmi verilmeyen bir psikolog (müessesenin insan sarrafı çaycısı Hatice Teyze de olabilir bu ‘uzman psikolog’...) ‘insan depresyondayken böyle sesler duyar’ diyor. (Şok, 3 ekim)

 

 

*

 

Pulcu…

 

Şok’un siyaset yazarı Korkut Atakan, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn’in açıklamalarına kızmış, yazısının başlığını ‘Önden mi arkadan mı tükürüklü olmalı’ diye atmış. (3 ekim)

 

Demek ki Şok’ta siyaset yazısı böyle yazılır...

 

 

*

 

Elinde haber yoksa, kendi haberini kendin yazsacaksın!

Şok’un arka manşeti ‘Önce bayılttı sonra tek tek öpüp ayılttı’ başlıklı ‘haberi’ evine davet ettiği sevgililerini ‘Yeşilçam Hapı’ ile bayıltıp, sonra öpüp okşayan SB’yi anlatıyor. Muhteşem ‘haber’ şöyle giriyor:

 

“Başım ağrıyor. Neden ben çıplağım. Hayır! Ne oldu bana? Bu sözler sonrası tecavüze uğradığını anlayan M.L. (yaşı 32 ve tabii ki bir internet sitesinden alınma gözü bantlı bir fotoğraf) yatağın üzerinde bulunan örtüye sarınarak odadan dışarı çıktı. Gittiği oturma odasında iki kız daha vardı. Bir tanesi ağlıyor diğeri ise şaşkın gözlerle olan biteni anlamaya çalışıyordu...” (Şok, 3 ekim)

 

Nasıl yazıyorlar ama!..

 

 

*

 

Balayı niyetine…

 

Ercan Canmutlu isimli işadamı (ne iş yapar bilmiyorum) karısı Müge hanıma, dördüncü evlilik yıldönümü hediyesi olarak olarak 360 bin avroluk bir Bentley otomobil hediye etti... diyen gazeteyi (Sabah’la Günaydın, 3 ekim) eve sokmadım.

 

Kızcağızı balayına götürecek param olmamıştı, düğün masraflarından sonra babamdan bir de balayı parası isteyecek halim yoktu ya. Galiba bizim de dördüncü evlilik yıldönümümüzdü, garibimi ‘gecikmiş balayı’ niyetine... Ankara’ya götürdüydüm. Hâlâ anlatır ‘Kocamla balayı seyahati olarak Anıtkabir ziyareti yaptık’ diye...

 

Herhalde üç beş yıl sonra kafasına dank edecek ve ‘Aynı kocam, evliliğimizin 25.yılında da beni Urfa’ya, Harran’a götürdü; Hz.İbrahim’in doğduğu mağarayı, Hz.Eyüp’ün yaşadığı çukuru ziyarete...’ diyecektir.

 

 

*



Medyadan magazinimtrak orada bırak






Ya hiç Osmanlı çizgisi görmemiş ya da …

 

Ece ve Ayşe Ege kardeşlerin yarattığı ‘Dice Kayek’ markasının 2007 ilkbahar yaz koleksiyonu, Paris’te yapılan bir defileyle tanıtılmış.

 

Milliyet bu moda haberini ‘Dice Kayek’ten Osmanlı çizgileri’ diye veriyor.

 

Yandaki fotoğrafa kırk kere baktım, bu kıyafetlerde ‘Osmanlı çizgilerini’ nasıl bulmuşlar, anlayamadım.

 

Milliyet, 3 ekim

 

 

*

Bakire Shebnem’den itiraf

 

“Bir canlı yayında Özcan Deniz'in biseksüel olduğunu iddia eden Şebnem Schaefer, ünlü şarkıcının mahkemeye verdiği dilekçedeki ‘Bornoz açıklaması bir sahne gösterisinin parçasıdır. Ancak bu esprinin Şebnem'i üzeceğini düşünerek, özür yazısı da yayınlanmıştır’ sözlerine yanıt verdi.”

 

“Bir konseri sırasında ‘Bornozunu bende unuttu’ diyen Deniz'e bu sözlerinden dolayı kızgın olan Schaefer, özür yazısından haberinin olmadığını ileri sürdü: ‘Ben o zaman Almanya'daydım. Burada bir özür yazısı yayınlandığından haberim olmadı. Madem bu esprinin beni üzeceğinidüşündü, o zaman arayıp özür dileseydi. O zaman bunlar olmazdı. Konu kapanırdı.” (Kelebek, 4 ekim)

 

Bisüksüel dediği Özcan Deniz tazminat davası açmış, bu kız da çıkmış ‘O zaman bunlar olmazdı, konu kapanırdı’ diyor. Yani demek istiyor ki… ‘Özcan Deniz’in şakasına kızdım, ona biseksüel dedim!’

 

Özcan Deniz’in avukatları bu itirafa çok sevinmiştir herhalde!

 

 

*

 

Futbolcunun hayat dersi böyle olur…

 

Galatasaray’ın genç (sadece 19 yaşında) yıldızı Arda, takımdaki Orhan Abisi’nin kanatları altındaymış. Diyormuş ki “Orhan abi bana çok destek verdi. Bulgari saat hediye etti, Louis Vuitton çanta hediye etti. Hayatı öğretiyor bana. Gezdiriyor beni.”

 

Cengiz Semercioğlu diyor ki “Bu futbolcuların dünyası bambaşka... Birbirlerine hayatı öğretme şekilleri de ilginç. Yıllık alacağı ücret sadece 325 bin lira olan, maç başına 5 bin lira kazanan 19 yaşındaki genç Arda’nın büyük bir yıldız olacağı ‘hayatı öğrenmesinden’ de belli.” (Hürriyet-Kelebek, 4 ekim)

 

Not: Bundan sonraki dersler (1) Ferrari’nin iyisi nereden alınır (2) Mankenin güzeli nereden kaldırılır...


*

Siyasete girecekmiş ya…

 

Hülya Avşar, atv’deki Sen Bilirsin adlı magazin programında, her gün bir ‘halk oylaması’ yapacakmış, vatandaş SMS ile cevap verecekmiş. Yapsın, yapan çok.

 

Ama konulara bakar mısınız: Seçim barajı düşürülsün mü? Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı için aday olsun mu? AB’ye giriş kriterleri kabul edilsin mi? (Sabah, 4 ekim)

 

Meclis’e provokasyon için türbanla gelen Merve Kavakçı hakkında, Bülent Ecevit’in söylediği sözler geliyor aklıma: “Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!”

 

 

*

Öğğğh!

 

Güzel bulursam alıntı yaparım. Bu sefer de iğrenç bulduğum için Hıncal Uluç’un Tebessüm kutusundan:

 

“Kadın eşini arayıp ‘Eve gelirken videocuya uğra’ demiş, ‘İstediğim şey Kadın Kokusu’ ‘Tamam..’ demiş adam, eve gelmiş, elinde ‘Wanda Adında Bir Balık.’.

 

Sabah, 4 ekim

 

 

*

 

Zarafet!

 

Hülya Avşar (ne yapayım, gazetelerde hemen sadece onun adı geçiyor) yıllarca önce futbolcu Tanju Çolak ile birlikte olmuştu. Tanju o zaman evliydi. (Aaa sahi, Ayşe Arman’a ‘Bir arkadaşımın kocasını ayarttı’ diyen Hülya Avşar değil miydi yahu?)

 

Avşar yirmi yıl sonra pişmanlığını ifade ediyor (demek ki 4 ekim Çarşamba günü medyada görünmek için seçtiği konu bu) ve Tanju’nun karısından özür diliyor: ‘Yaptığım hayvanlık için Aysu’dan özür diledim”. (Vatan, 4 ekim)

 

Eh bu kadar zarif özür dileyince, herhalde kabul edilmiştir...

 

 

*

 

Lahavle!

 

Bugün’ün birinci sayfasından:

 

“Hayırseverliliği ile tanınan Petek Dinçöz önceki gün Fatih Belediyesi'nin iftar çadırında bin 500 kişiye yemek verdi. İftar yemeğine katılmak isteyen vatandaşlar çadırın önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Güzel şarkıcı bir taraftan okunan Kur'anı Kerim'i dinlerken bir taraftan da dua etti. Duygu dolu anlar yaşayan Petek, masa masa dolaşıp insanların ramazan ayını kutladı. Genç şarkıcıya vatandaşlar büyük ilgi gösterdi. Dinçöz; ‘Allah günahlarımızı affetsin. 7'den 70'e herkese örnek olmaya çalışıyorum...’ dedi.” (Bugün, 4 ekim)

 

 

 

*

 

Hakkını aradı, haklı çıktı, diyor başlık.

 

“Ev sahibi ve komşularıyla sorunlar yaşayan Serengil, en son apartmanın hidroforunun elektriğinin kendi sayacına bağlı olduğunu ve apartmana su ihtiyacının kuyudan karşılandığı gerekçesiyle mahkemeye başvurarak tespit talebinde bulunmuştu. Yapılan araştırmalar sonucunda Serengil haklı çıktı. BEDAŞ tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda bir miktar su ihtiyacı Serengil'in evinden alınıyordu. Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun ardından Serengil'in ev sahibi Bülent Koçaslan hakkında tazminat davası açması bekleniyor.” (Bugün, 4 ekim)

 

Magazin muhabirlerinden işte böyle, gündeme damgasını vuracak, önemli, atlatma haberber bekliyoruz her zaman. Hep merak etmişimdir, Seren Serengil’in hidroforu için açtığı dava ne oldu diye...

 

 

*

 

Şok’un salçalarına bir örnek daha ister misiniz?

 

Nereli oldukları belli olmayan, soyadı da olmayan genç çift, balayına Kenya’ya gitmişler. Safari sırasında bir fil tarafından ezilen damat ölmüş. Ailenizin gazetesi Şok yazıyor:

 

Gerdeğe giremeden filler ezdi!

 

3 gün önce evlendiler. Aynı gece Kenya’ya tatile gittiler. Gerdeğe bile giremeden safariye katıldılar. Şanssız damat kolundaki saatin kurbanı oldu ve fil tarafından ezilip öldürüldü.

 

Patrick (34) ile Julie (35) kısa bir süre önce tanışmışlar, birbirlerine aşık olmuşlar 3 gün önce de görkemli bir nikah töreniyle dünya evine girmişlerdi. Julie hayatı boyunca beyaz atlı prensini beklediği için ona vermek üzere bakireliğini korumuştu.

 

Çift evlendikleri gece balayı icin Kenya’ya uçtular. Çok yorgun oldukları için o gece gelin-güvey olamadılar. Ertesi gün kayıt oldukları safari turuna katılıp, daha çok adrenalin yüklenip gecesinde daha şehvetli şekilde gerdeğe girmeyi düşünüyorlardı. Fakat hiç beklenmedik bir şey oldu. Patrick tüm uyarılara rağmen kolundaki saati çıkarmadı.

 

Patrick fotoğraf makinesiyle filleri yakından çekmek için cipten indi. Tam bu sırada saati tıklamaya başladı. Bu sese illet olan filler Patrick’in üzerine koşmaya başladı. Julie’nin çığlıklarına rağmen donup kalan Patrick fillerin altında ezilerek öldü.

Julie ise gözyaşları içinde ‘Daha gelin-güvey bile olamamıştık. Gitti kocam..’ diye ağladı. (Şok, 4 ekim)

 

Tabii ki, tahmin ettiğiniz gibi, ‘Balayı için Kenya’ya safariye gittiler. Damat bir filin saldırısında öldü’ haberi hariç, tamamı SALÇA...

 

Merak edenler ve İngilizce bilenler, haberleri magazinleştirmekle ve salçalamakla ünlü İngiliz The Sun gazetesinin bile Şok’un yanında ne kadar ‘fantaaaazi fakiri’ olduğunu görebilirler.

 

http://www.thesun.co.uk/article/0,,2-2006450783,00.html

 

 

*

 

Pakize Suda’nın MIŞ-MUŞ’u çok güzeldi bugün:

 

“Ben çalıntıyım” diye bağıran cep telefonu çıkmış.
Yetmez! Yanına iki tane de “Şahidim” diyenden lazım.

 

36 yaşındaki öğretmen, 13 yaşındaki öğrencisiyle kaçmış.

“Eti sizin” demeyecektik!

 

Bir işadamı, eşine, 4. evlilik yıldönümlerinde 360 bin Euro’luk otomobil hediye etmiş.

Adam marjinal! Halbuki bu yıl işadamlarının “aldatma” yılıydı.

 

Hürriyet, 5 ekim

 

 

*

 

Ailenizin namusundan sorumlu gazete kızmış

 

Başlık: Şebnem iki bacak arasında sıkıştı kaldı

 

Spot: Hem elinde bâkire raporuyla dolaşıyor, hem de ‘Keşke bâkire olmasaydım” diyor. Ne iş yaptığını unuttuk ama o kızlık zarını reklam malzemesi yapmaya devam ediyor.

 

Şok, 5 ekim

 

 

*

Yahu bayılıyorum ben bu gazeteye…

 

Aynı gazetenin bir de Cinsel Sağlık Hattı sayfası var. Okur sorularına cevap veriyorlar.

 

Bugün, 25 yaşında bir genç ‘Mastürbasyon yaptıktan hemen sonra, ikinci kez denediğimde ereksiyon olmuyor. Sorunum nedir?’ diye soruyor.

Şok’un imzasız cinsellik editörü ise (gazetenin çaycısı Mahmıt olabilir mesela) nezaketle ‘niye iki kere üst üste yapıyorsun, sapık mısın ulan sen’ demeye getirdikten sonra, bir de ‘SOSYAL İÇERİKLİ’ temennide bulunuyor:

 

Bu konudaki performansınız kadar umarız diğer fiziki, sosyal ve entelektüel performanslarınız konusunda da duyarlısınızdır!”

Hıh! Tam adamını buldun!...

 

 

*

 

Hürriyet-internet’in haberi ‘İŞTE EN ÖPÜLESİ DUDAKLAR’ diyor.

 

Haber:

“Bir diş fırçası firmasının anketine göre erkekler en çok Jessica Alba'nın dudaklarını öpmek istiyor - Kusursuz hatlarıyla geçen yıl da en seksi 100 kadın listesinde yer alan Alba, 'En Öpülesi Dudaklar' anketinde yüzünün neredeyse yarısını kaplayan dudaklarıyla ünlü Angenila Jolie'yi bile geride bıraktı.”

Bir de link vermiş bizimkiler. İnsan tıklarken, habere bakınca, karşısına ‘öpülesi dudaklar çıkacak’ diye bekliyor. Oysa... AMANIN! VAT İZ DİZ?

 

JESSİCA ALBA FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

 

Hürriyet-internet, 5 ekim

 

 

*

 

Umre magazini

 

“Dört kez umreye gittim. Bu yıl da gideceğim. Fransa’nın Cannes şehri nasıl ki festival olduğu zaman dolup taşıyorsa, ramazanda da Mekke’ye ve Medine’ye gidilir. İmkânı olanlar için hoş bir ibadet yeri.” Mazhar Alanson

 

Hürriyet, 6 ekim

 

 

*

Muritlik merakı ne demektir?

 

Reklamcı Ali Taran karısından tek celsede boşandı. Önce Hürriyet haberi ‘efsanevî reklamcı’ diye verdi, ölçütü neyse bunun. (5 ekim) Ardından da çiftin, Ali Taran’ın ‘MÜRİTLİK MERAKI’ yüzünden ayrıldığını yazdı. (6 ekim)

 

Bu ne demek yahu?

 

 

*

 

Anasına bak, kızını tedavi ettir

 

“Zevklerimiz bile aynı. Mesela bir parfümeriye gittik. İkimiz da aynı renge uzanıyoruz. Üzüm üzüme baka baka kararmış. Arada bana dikleneceği tutar, ben onu uyarırırm. Kızımın da benim de başka bir arkadaşımız yok. Onun hayatıma getirdiği büyük mutluluk var. Gözlerinin içine bakıyorum. Beraber yatıyoruz, geceleri ona bakıyorum... Arada dididşirdik ama karı koca olsak mükemmel bir çift olurmuşuz...” Bâkire raporlu Şebnem’in annesi ne raporlu olduğunu bilmediğim Lale Schaefer

 

Kızın niye ‘BÖYLE’ olduğunu şimdi anladınız mı?

 

Hürriyet-Kelebek, 6 ekim

 

Not - Doç.Dr.Mansur Beyazyürek’in yorumu: ‘Tedavi olmaları şart’.

 

 

*

 

Kısa bir reklam arası

 

Tepeden tırnağa yenilendi

 

İstanbul’un popüler mekanlarından Lucca, hem dekorasyonunu hem de mönüsünü yeniledi. Mekan, mimar Emir Uras tarafından yenilenen dekorasyonu ile sahibi Cem Mirap’ın tasarladığı konsept ve rahatlık duygusunu korumaya devam ediyor. Öte yandan Derin Sarıyer imzalı sandalyeler, İspanya’dan getirilen özel tasarım Santa&Cole imzalı aydınlatmalar ve bar sandalyeleri mekana yeni bir soluk getirdi.

 

Kubilay Keskin’in köşesi - Hürriyet-Kelebek, 6 ekim

 

 

*

Hakan Şükür Konakları

 

Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür müteahhitliğe soyunmuş, Antalya’da villa yaptırıp satıyormuş. Bilin bakalım yaptığı sitenin adı ne?

 

Hakan Şükür Konakları

 

Eee, görgü güzel şey tabii ki…

 

Star, 6 ekim

 

 

*

Talihsiz kaza

 

“ … Fatih Mahallesi’nde, 19 yaşındaki Samet Güven talihsiz bir kazanın kurbanı oldu’ diyor Şok’un haberi. (6 ekim)

 

Kazalar ikiye ayrılır: talihli kazalar ve talihsiz kazalar!

 

 

*

 

Basınçlı Tarkan

 

Tarkan’ın yeni saati dalgıçların kullandığı bir modelmiş, 300 metre basınca dayanıklıymış.

 

Eski saati de pilotların kullandığı, hava basıncına dayanıklı bir model imiş zaten… (Posta, 6 ekim)

 

Bu çocuk bizim gibi sıfır atmosferde yaşamıyor mu yahu?

 

 

*


Hem adam, hem insan, Mali!

Hem dini duyguları istismar edip, hem de magazinin gelgelinden istifade etmeye çalışan Mehmet Ali Ilıcak, ekranda türban bağladığı için eleştirilen Seda Sayan’a destek çıkıp, türbana dil uzatanlara seeeert yapıyor:

 

Adam olamıyorsanız bari insan olun! Başına türban takandan değil, poposunu türbandan daha kısa eteklerle örtenden korkun…”

 

Vay vay vay vay, amma ağır konuşmuş be!

 

Bugün, 7 ekim

 

 

*

 

Ayşe (Özyılmazel) soruyor Hıncal (Uluç) cevap veriyor:

 

* AYŞE: Hülya Avşar'a "Siyasetten de geri kal be kadın!" denir mi?
HINCAL:
Denemez! Hiç kimsenin hiç kimseye 'sen şu işe karışma' deme hakkı yok.

*
Ayşe Arman o yazısıyla hatalı mı sizce yani?
Fevkalade hatalı. Hülya Avşar'ın oy verme hakkı var bir kere. Oy verme hakkı olan birinin, düşüncesini ifade etme hakkı neden olmasın? Ayşe niye bundan rahatsız olmuş ki?

*
Hülya Avşar her konuda konuştuğu, yazılar yazıp, demeçler verdiği için herhalde...
Fevkalade! Fevkalade! Ne kadar güzel! Her şeyle alakalı bir sanatçımız var, bununla iftihar edilir. Dünyanın dışında değil, kendini çevresinden toplumundan soyutlamış değil. Bu toplumda olan bitenle ilgili bir sanatçı varsa bununla iftihar edersin.

*
Hülya Avşar'ı her gün gazetelerde, her konuda fikir beyan ederken görmek belki de rahatsız ediyor insanları. Olamaz mı?
Biz şuna kızmaz mıyız aslında; 'dünya umurunda değil kadının'.

*
Ha evet, hiçbir politik görüşü, duruşu ya da olaylar karşısında fikri olmayana da 'boş kafalı' derler tabii...
Şikayet odur. Her şeyle ilgili sanatçın varsa iftihar edersin!

*
Ben Ayşe Arman gibi düşünen birçok insan tanıyorum. Hülya Avşar'ın o kadar durmak, dinmek bilmeyen bir tarafı var ki; bazı insanlara ne derse batmaya başlıyor artık. İtici gelebiliyor maalesef...
Hülya'nın haberlerini, görüşlerini gösteren kim? Ayşe'nin gazetesi... Ayşe bu lafı Ertuğrul Özkök'e söylesin, Hülya Avşar'a değil. "Bu kadın her şeye ilgi duyuyor, her söylediğini gazeteye koymak zorunda mısın sayın Genel Yayın Müdürüm?" desin. İfade özgürlüğü gazeteciliğin temeli. Temeli bu olan birinin "Sen bu konuda konuşma" demesinden daha ayıp bir şey olabilir mi?

*
Bu kadın şimdi durduk yere de 'haydi Hülya Avşar'a sarayım' demedi herhalde. Neden yazmış olabilir bu yazıyı sizce?
Medyamız başından sonuna çifte standart içinde de ondan. 'Ben her şeyi konuşurum, başkaları her şeyi konuşmasın'. Gazeteci olmayı bir ayrıcalık sanıyoruz.

*
Peki Hülya Avşar'ın bu yazıya cevap olarak Ayşe Arman'a "O yuva yıkan kadın" demesi reva mı? Bu kadar bel altından vurması doğru mu?
Sen Hülya'ya "Siyasete karışma be kadın" dersen, o da kalkar bunu söyler.

*
Yani konuyu çeke çeke bu tarafa çekmesine ben anlam veremedim. Hülya Avşar'ın vereceği kırk cevap düşünsem aklıma bu gelmezdi doğrusu. "Ayşe Arman fantezilerini köşeye taşıyan biri, onun seviyesine inmem..."
İnsanları köşeye sıkıştırdın mı, onların yapacaklarını söyleyeceklerini artık yönetemezsin. Sen kalkıp "Siyasetten de uzak kal be kadın" ifadesini kullanıyorsan, o kadın sana her türlü ifadeyi kullanır.


Sabah’la Günaydın, 8 ekim

 

 

*

Cinsiyet ayrımcılığını eleştirirken yaşına sataşmak…

 

Yine Sabah’ın bir ilavesinde Perihan Mağden yukarıda adı geçen Ayşe Özyılmazer hakkında çok ağır yazan Hasan Pulur’u eleştiriyor. Diyor ki:

 

- (İsim vermeyeyim) Şuur Raporu istenme yaşını almış bir sürü köşeciden beklerdim, ondan (Hasan Pulur) beklemezdim.

- Diyelim Hasan Pulur’un gazetesindeki 70-80 yaşlarındaki köşe yazarlarının orantısına bakıp hem gazete sloganlarının ‘Geriatri Kliniği İş Başında’ olması gerektiğini söyleyebiliriz rahatça… (Pazar-Sabah, 8 ekim)

Hasan Pulur, Ayşe Özyılmazer’in bir yazısından ve itirafından yola çıkarak ‘rejisörle yatan sinema oyuncusu kadınlar’ benzetmesi yapınca, kadın yazarlar ve pek çok erkek yazar bu cinsiyet ayrımcılığına isyan etti. Perihan Mağden de topa girdi. Ama bir yazara ‘kadın olduğu için’ saygısızlık yapmak kadar, ‘yaşlı olduğu’ için saygısızlık yapmak da yanlış!



*

 

Bugün’ün sürmanşeti HÜLYA’NIN SAHTE RAPOR OYUNU diyor.

 

Komşusuyla davalık olan Hülya Avşar, mahkemeden kaçmak için ‘hasta’ raporu almış. Sonra da ‘hasta hasta’ (!) çıkıp tenis oynamış. (Bugün, 8 ekim)

 

Mahkemeye çıkmasını engelleyen hastalığı neymiş diye merak ettim… ishal olmuş güzel sanatçı.

 

Bugün diyor ki ‘Hukukçular, yalan beyan’ iddiasıyla dava açılabileceğini söylüyorlarmış.

 

Bir bok olmaz, merak etmeyin! Bu memleketin koskoca bir müstakbel başbakanı da ‘ishal oldum’ diye düzmece bir raporla mahkemeden kaçmıştı zamanında. Emsal teşkil eder…

(Sonra da Serdar ‘Recep Taallül’ takmıştı adını...)

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle