GeriGündem AYM Başkanı Arslan Bireysel Başvuru Sistemi Destek projesi toplantısında konuştu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

AYM Başkanı Arslan Bireysel Başvuru Sistemi Destek projesi toplantısında konuştu

AYM Başkanı Arslan Bireysel Başvuru Sistemi Destek projesi toplantısında konuştu

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, "Anayasa Mahkemesinin, anayasanın ve kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanarak verdiği kararlar, herkesi ve her kurumu bağlamaktadır. Bu bir Anayasa kuralıdır" dedi.

Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi ile ortak yürütülen Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Sisteminin Desteklenmesi Projesi açılış konferansı Sheraton Hotel'de yapıldı.


Konferansın açılışına, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Sayıştay Başkanı Recai Akyel, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Abdullah Arslan, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinden temsilciler, yüksek yargı organları üyeleri katıldı.


Konuşmasında, bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesinin verdiği kararların uygulanması konusuna değinen Arslan, Türkiye'de bireysel başvuruyu etkili ve başarılı kılan önemli unsurlardan birinin kararların geciktirilmeksizin yerine getirilmesi olduğunu söyledi.


Bunun diğer ülkelerin mahkemeleri açısından da önem taşıdığını belirten Arslan, bireysel başvuruyu kabul eden bir ülkenin ilgili yüksek mahkemesinin verdiği karar geciktirilmeden ve tam anlamıyla yerine getirilemiyorsa, bunun bireysel başvurunun etkinliğini ve etkililiğini olumsuz yönde etkileyen en önemli unsur olduğunu bildirdi.


Arslan, "Esasen Anayasa Mahkemesinin, Anayasa'nın ve kanunların kendisine verdiği yetkileri kullanarak verdiği kararlar, herkesi ve her kurumu bağlamaktadır. Bu bir Anayasa kuralıdır. Anayasa'nın 153. maddesinde açıkça, 'Anayasa Mahkemesi kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar' denilmektedir" diye konuştu.

 

"Son tartışmalardan bağımsız ilkesel değerlendirmeler"

 

Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de bireysel başvuru kararları üzerine birtakım değerlendirmeler yapıldığına, tartışmalar yaşandığına işaret eden Arslan, "Bunlar üzerine de birkaç şey söylemek istiyorum. Son tartışmalardan bağımsız olarak, Anayasa Mahkemesi kararlarına yönelik tepkiler konusunda söyleyeceklerim tamamen ilkesel düzeyde hususlardır. Buradan yeni ve gereksiz bir tartışmanın malzemesi lütfen çıkarılmasın. Bunlar, tekrar ifade ediyorum, son tartışmalardan bağımsız olarak, bireysel başvuru kararlarının doğasına, içeriğine yönelik ilkesel değerlendirmelerdir" ifadelerini kullandı.


Alexis de Tocqueville'in 200 yıl önce "Amerika'da Demokrasi" adlı bir kitap yazdığını ve bu kitapta "Amerika'da hiçbir siyasi mesele yoktur ki er ya da geç yargısal bir meseleye dönüşmesin" dediğini belirten Arslan, benzer tespitin bireysel başvurudan sonra Türkiye için de yapılabileceğini dile getirdi.

 

Arslan, şunları kaydetti:
"Diyebiliriz ki Türkiye'de tartışılan hemen her siyasi mesele er ya da geç yargısal bir meseleye dönüşmekte ve bir şekilde bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne gelmektedir. Bu kararlardan bazıları oldukça yoğun tartışmalara neden olmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki daha önce de ifade ettiğimiz gibi yargıçlar kutsal varlıklar değildir. Bu nedenle mahkeme kararları eleştirilebilir, dahası eleştirilmelidir de. 


Aksi takdirde hukuk donar, gelişemez. Biz de bu nedenle kararlarımıza yönelik her türlü eleştiriye saygı duyuyoruz. Ancak eleştirinin ötesinde tamamen hayali diyaloglar üreterek, mahkememizi talimatla karar veriyormuş gibi gösteren şahsıma ve üyelerimize yönelik tamamen yalan ve iftira niteliğindeki haber ve yorumları da burada kınıyor ve reddediyorum.

 

Dünyanın hemen her yerinde olduğu gibi verdiğimiz kararları doğal olarak bazıları beğeniyor, bazıları da beğenmiyor. Dahası bugün alkışlayanlar, yarın tabiri yerindeyse lanetleyebiliyor. Hatta bazen aynı kişiler, verilen kararlardan bir kısmını alkışlıyor ancak aradan bir gün geçmeden aynı hakimlerin verdiği kimi kararlar için de 'skandal' diyebiliyor. Kısacası, Ankara'daki varlığımızı hatırlayanlar, kararlara göre değişebiliyor. Şu kadarını ifade edeyim ki verdiğimiz kararlara göre varlığımızı hatırlayanlar değişse de biz hep buradaydık ve burada olmaya devam edeceğiz.

 

Ayrıca şunun da bilinmesini isterim ki kınayanın kınaması da övenin övgüsü de Anayasa Mahkemesini etkilemez. Ne övgüler ne de tamamen yalan ve uydurma haberler yoluyla yapılan karalama faaliyetleri, üyelerimizin Anayasa'ya, kanunlara ve vicdanlarına göre hareket etme kararlılığını asla değiştirmeyecektir. Biz işimizi yapıyoruz. Bireysel başvuruda başvurucunun kimliğine de bakmıyoruz. Bağımsız ve tarafsız bir yargı organı olarak kimsenin yanında ya da karşısında değiliz. Sadece ve sadece hukukun ve adaletin yanındayız, haksızlığın ve hukuksuzluğun karşısındayız. Bizim şiarımız da herkes için hukuk ve adalettir."

 

Bireysel başvurunun, anayasal hak ve özgürlüklerin korunmasında ve standardının yükseltilmesinde önemli işlev gördüğünü belirten Arslan, bireysel başvurunun Türkiye'deki başarısının sadece Anayasa Mahkemesine değil, aynı zamanda bireysel başvuruda oluşturulan içtihatların yaygınlaşmasına ve yerleşmesine katkıda bulunan tüm yargı kurumlarına, bireysel başvuruyu hukuk düzenine dahil eden yasama organına, TBMM'ye ve son tahlilde egemenliğin kaynağı olan aziz millete ait olduğunu söyledi. Arslan, "Bu nedenle bireysel başvuru kurumuna hepimizin sahip çıkması gerekir" ifadesini kullandı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, "Anayasa Mahkemesi, tutuklamaya ilişkin bir kararın başvurucunun bazı anayasal haklarının ihlaline yol açtığını tespit ettiğinde, bu durum başvurucunun itham edildiği suçu işleyip işlemediğine dair bir karar verildiği anlamına gelmiyor" dedi.

Salona girmeden önce, Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Genel Müdürü Philippe Boillat'ın kendisine "Konferansın konusunu da futbol olarak değiştirelim" dediğini, kendisinin ise "Şu günlerde futbol üzerine bir konferans bizim için bireysel başvurudan daha cazip olabilir" yanıtını verdiğini aktaran Arslan, "Şaka bir yana bireysel başvuru, futboldan daha cazip ve eğlenceli olmamakla birlikte en hayati konulardan birisi" ifadesini kullandı.

Bireysel başvuru sisteminin korumaya çalıştığı temel değerler ve bunların ortak özelliklerine değinen Arslan, bu değerlerin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayandığını, gelişmesine ve kökleşmesine tüm medeniyetlerin katkı yaptığını belirtti.

İnsan haklarına dayanan demokratik hukuk devletinin en önemli aracının, farklılıkların bir arada yaşatılması olduğunu vurgulayan Arslan, özellikle savaş ve terör olaylarının sebep olduğu olağanüstü durumlarda "öteki"nin haklarını savunmada Avrupa olarak iyi bir sınav verildiğinin söylenemeyeceğini ifade etti.

Kant'ın "misafirperverlik hakkı
"Alman Filozof Kant'ın 1795'de kaleme aldığı "Ebedi Barış" adlı eserinde, "misafirperverlik hakkından" bahsettiğine işaret eden Arslan, buna göre, bir yabancının kendi toprağından başka yere gittiğinde düşman muamelesi görmeme hakkına sahip olduğunu dile getirdi.Arslan, "Bir şekilde sınırlarımızdan giren yabancılara bir hayırseverlik gereği değil, onların haklarına saygı gereği düşmanca davranmama yükümlülüğümüz vardır. Kant'ın 'misafirperverlik hakkı' bugün özellikle mülteciler için geçerlidir. Türkiye, 3 milyona yaklaşan mültecilere kapısını ve yüreğini açarak, aslında ötekinin misafirperverlik hakkının korunmasına paha biçilemez bir katkı yapmaktadır" diye konuştu.

Buna karşılık mültecilerin Avrupa'da birçok ülkede sınırlardan girmemesi gereken adeta virüs muamelesi gördüğünü, kimi yerde bu kişilerin paralarına el konulduğunu, kimi yerde bileklik takıldığını, kimi yerde sadece belli bir dine mensup olanların alındığını, sınırları geçmek isteyenlerin vurulması gerektiğini söyleyenlerin bile çıktığına dikkati çeken Arslan, "Diğer yandan da mültecilerin batıya yolculuğu trajedilere dönüşüyor. 

Kıyılara sık sık çocuk cesetleri vuruluyor. Aslında kıyıya vuran, ötekinin yüzüne yansıyan insanlığın cesetleridir. Kıyıya vuran bu cesetler, maalesef kalbi sökülmüş bir çağın görüntüleridir. Bu bir akıl değil, vicdan tutulmasıdır. Tüm bu olgu ve görüntüler, ötekine şaşı bakışın ürünüdür. Farklı olandan korkan, onu sınırlara yaklaştırılmaması gereken tehlike olarak gören bir anlayış, insan odaklı ve çoğulcu bir medeniyetin taşıyıcısı olamaz" değerlendirmesinde bulundu.

Arslan, 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra tüm dünyada güvenlikçi politikaları öne çıkaran değişiklikler yapılırken, Türkiye'de 2001'den başlayarak özgürlük, güvenlik ilişkisinde özgürlük alanlarını olabildiğine genişleten bir eğilimin söz konusu olduğunu vurguladı.

56 bin 194 başvuru 

Bireysel başvuruya ilişkin bazı rakamları paylaşan Arslan, başvurunun başladığı 23 Eylül 2012'den bu yana 56 bin 194 müracaat yapıldığını, bunun 33 bin 521'inin sonuçlandırıldığını, 22 bin 673'ünün derdest olduğunu bildirdi.

Arslan, bireysel başvuruda 2015'in oldukça verimli ve başarılı olduğunu belirterek, geçen yıl sonuçlandırılan başvuru sayısının bir önceki yıla oranla yüzde 50 artığını bildirdi. 

Bireysel müracaatın başladığı günden bu yana başvuruların 15 bin 753'ünün yani yüzde 47'sinin geçen yıl sonuçlandırıldığını anlatan Arslan, gelen başvuruları karşılayabilme potansiyelinin yüzde 53'ten yüzde 77'ye yükseldiğini, bunu yüzde 100'e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

Bugün itibarıyla Yüksek Mahkeme tarafından bin 42 hak ihlali kararı verildiğini dile getiren Arslan, bunların 757'sinin adil yargılanma, 77'sinin kişi hürriyeti ve güvenliği haklarına ilişkin olduğunu aktardı. Arslan, mülkiyet hakkı konusunda 38, ifade özgürlüğü konusunda 31, sendika hakkı konusunda 30, yaşama hakkına yönelik 24, işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin de 23 ihlal kararı verildiğini kaydetti.

"Anayasa Mahkemesinde paradigma değişimi"

Arslan, bireysel başvuru hakkının, Anayasa Mahkemesinde paradigma değişiminin en önemli aracı olduğunu belirterek, mahkemenin hak eksenli paradigmayı benimseyerek, bireyin hak ve özgürlüklerinin en önemli aracı haline geldiğine işaret etti. 

Yaklaşık 3,5 yıldır verdikleri kararları kabaca bile analiz edenlerin bu paradigma değişiminin nasıl gerçekleştiğini ve kararlara nasıl yansıdığını kolayca görebileceklerini ifade eden Arslan, bireysel başvurudaki başarı ve paradigma değişiminin, Türkiye'nin insan hakları standardının yükseltilmesine ciddi katkı yaptığına dikkati çekti. Başkan Arslan, bireysel başvuru hakkı tanındıktan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısında ciddi düşüş yaşandığını anlattı.

Arslan, şu ana kadar 33 bin 521 başvuruyu sonuçlandırdıklarını belirterek, bu kararların büyük çoğunluğunun kabul edilemezlik kararları, bir kısmında da ihlal olmadığına dair karar verdiklerini söyledi. Sonuçlandırdıkları başvuruların son derece sınırlı bir bölümünün AİHM'e taşındığını bildiren Arslan, bunun da bireysel başvurunun en azından rakamsal düzeyde başarıya ulaştığını ve getiriliş amacını gerçekleştirdiğini gösterdiğini kaydetti. 

"Bazı yanlış anlaşılmalar olmuştur"

Başkan Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesine tanınan bireysel başvurunun başlangıcından itibaren bazı yanlış anlaşılmalar olduğunu söyledi. Türkiye için yeni bir kurum olan bireysel başvurunun, zamanla daha iyi anlaşılacağı ve uygulanacağını dile getiren Arslan, bireysel başvurunun ne olduğu ve olmadığına dair bazı temel hususlara değinmek istediğini aktardı. 

"Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin yerine geçerek karar verdiği ve ikincillik ilkesini ihlal ettiği" şeklinde eleştirilerde bulunulduğunu hatırlatan Arslan, şöyle devam etti: "Bireysel başvuruda asıl olan, hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda ihlalin yargısal yollarla giderilmesidir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ihlal edilen hak ihlallerinin olağan kanun yollarında giderilememesi halinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru, diğer yargı makamlarınca verilen kararların her açıdan yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulduğu ve her türlü bireysel mağduriyetin giderilmesine imkan sağlayan bir hak arama yolu değildir. Bireysel başvuru yolunun, kanun yollarından sonra yeni ve süper bir temyiz imkanı sunmadığının herkes tarafından anlaşılması gerekir." 

"Bir temyiz merci olarak görev yapmıyor"

Bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesinin, bir hak ihlali olup olmadığı tespitini yaptığını anlatan Arslan, şöyle konuştu: "Ancak defalarca vurguladığımız üzere, bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi bir temyiz merci olarak görev yapmıyor. Söz gelimi, Anayasa Mahkemesi, tutuklamaya ilişkin bir kararın başvurucunun bazı anayasal haklarının ihlaline yol açtığını tespit ettiğinde, bu durum başvurucunun itham edildiği suçu işleyip işlemediğine dair bir karar verildiği anlamına gelmiyor. Zira, başvurucunun fiillerinin suç oluşturup oluşturmadığı, bireysel başvuruyu karara bağlayan Anayasa Mahkemesinin değil, yargılamayı yürüten derece mahkemelerinin görevidir." 

Başvuruların görüşülme sırası 

Başkan Arslan, kamuoyunda başvuruların görüşülme sırasına ilişkin bazı tartışmaların yapıldığını anımsatarak, bireysel başvuruyu kabul eden tüm mahkemeler gibi, Anayasa Mahkemesinin de bir önceliklendirme politikası bulunduğunu bildirdi. Arslan, "Bu politika, AİHM ve diğer mahkemelerin uygulamaları dikkate alınarak, bir ilkeler manzumesi halinde, mahkememiz genel kurulunca kabul edilmiştir. Buna göre, başvuruları kural olarak başvuru tarihine göre ele alıyoruz ve şu anda 2013 yılının başvurularını bitirmeye çalışıyoruz. Bunun yanında önceliklendirme politikasının gereği tutukluluk gibi konulara ilişkin bazı hak ve özgürlüklere yönelik başvuruları da öncelikle görüşüyoruz" şeklinde konuştu.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle