« Hürriyet.com.tr

Giresun’da şimdi fındık kurutma zamanıdır

Karadeniz sahili boyunca sıralanmış küçük şehirler üçlüsünün en doğusunda, Ordu ve Trabzon arasında yer alır Giresun. Şehirlerarası yol, sahil şeridini gölgelemeden geçer buradan ve antik çağların Kerasos’u, diğer iki şehrin aksine sırtını dayadığı tepelerin keyfini sürer. Bu huzurlu şehir fındığın başkentidir. Ağustosta başlayan hasat eylül ortasında biter. Fakat bu yıl hasat geç başladı, geçen hafta bitti. Şimdi her yerde fındıklar kurutuluyor. Rekolte düşük, fiyatlar yüksek, çiftçi durumdan memnun.

Saffet Emre TONGUÇ / tonguc@saffetemretonguc.com
X

Giresun’a ilk kez gidenlere bir önerim var; kendinize bir gezi rotası çizmek için en tepeye çıkın. Giresun Kalesi, tüm beldeye hükmedercesine şehrin tam ortasındaki tepeye kurulmuş. Coğrafi anlamda mükemmel konumu, manzarasının yanı sıra her iki tarafı da görüp kendisine yol belirlemek isteyen gezginlere muhteşem bir olanak sunuyor. Etrafı çeviren ağaçlıklı park kalenin mimarisini daha da ortaya çıkartacak şekilde düzenlenmiş. En yüksek noktası Osman Ağa’ya ait bir anıtla taçlandırılmış. Sadece buradaki mezar taşını okumak bile Türkiye’nin 20’nci yüzyıla ne kadar çalkantılı girdiğini anlamaya yeter.

 

Bir halk kahramanı Osman Ağa, yöre halkının övünç kaynağı. Balkan Savaşı’nda bacağından yaralanmış. Askerlikten muaf tutulsada vatan savunmasına gönüllü katılmış, Giresun belediye reisliği yapmış. İstanbul hükümetinin tutuklama kararından, birçok suikasttan kurtulmayı başardığı gibi bölgedeki çeşitli isyanları da bastırmış. Kurtuluş Savaşı boyunca gurur duyduğu görevlerinden biri de arkadaşlarıyla Mustafa Kemal’in korumalığını üstlenmek olmuş. Osman Ağa’nın yaşamı savaşlarla geçmiş, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılmış, devrin toplumu yakından ilgilendiren tüm acılarını bizzat yaşamış.

 

KALEDEN AŞAĞIYA YÜRÜYÜN

 

Kaleye giden yokuş çok dik. Bu yüzden Kale Mahallesi dolmuşlarıyla çıkıp, dönüşte yürüyün. Hem soluk kesici güzellikteki manzaranın keyfini daha rahat sürebilirsiniz hem de şehrin tarihini keşfetmek için daha fazla enerjiniz kalır. Kaleden aşağı indiğinizde varacağınız bölüm Giresun’un 19’uncu yüzyıl sonlarında en fazla onarımdan geçmiş kısmı. Özellikle Kapu Kahve Camii muhteşem bir yapı, Türklerin kullandığı hiçbir cami tarzına benzemiyor. 1896’da baştan aşağı yenilenmiş. Millet Bahçesi Çay Bahçesi’nden karşıya geçip devam edin, ömre bedel bir manzarayla ödüllendirileceksiniz.

 

Bölgenin pek çok şehrinde olduğu gibi Giresun’da da 18’inci yüzyılda inşa edilmiş, denize nazır çok güzel bir Rum Ortodoks kilisesi var. 1924’teki Mübadele’de Rumlar, Yunanistan’a göçe zorlanınca senelerce boş kalan eski Gogora Kilisesi daha sonraları hapishaneye dönüştürülmüş. Özenli bir restorasyondan sonra şehir müzesi yapılmış. Kubbesindeki Pantokrator (Her şeye kadir İsa) freski hâlâ duruyor. Salonlarında arkeolojik, etnografik eserler sergileniyor. Müze ziyaretinizden sonra şehrin ara sokaklarında dolaşmak için vakit ayırın.

 

Osmanlı evlerinden ne yazık ki sadece birkaçı kalmış. Aralarından biri bugün Konak Restaurant’a ev sahipliği yapıyor. Bir de görenlere Paris’in banliyölerinden kopartılıp getirilmiş hissi veren binaya rastlayacaksınız. Geçmişin kilisesi bugün çocuk kitaplığı. Günümüze orijinal haliyle ulaşan bu eski Katolik kilisesi 18’inci yüzyıl gotik mimarisinin tüm özelliklerini taşıyor.

 

Giresun, çok sayıda restoran ve kafeyi bir arada bulabileceğiniz bir şehir. Bunların bir çoğu da ana caddede, dar bütçeli öğrencilere yemek servisi sağlıyor. Giresun, fındığın başkenti. Her türünü bulmak mümkün. Kışın çiçek açan bir bitki fındık. En çok Giresun’u sevmiş. Dünya üretiminin ortalama yüzde 70’i bu bölgeden sağlanıyor. Kirazın da anavatanı bu şehir. Giresun’da doğal olarak yetişen bu meyveyi bir Romalı komutan İtalya’ya götürmüş, buradan da tüm dünyaya yayılmış.

 

Şehrin adıyla ilgili üç rivayet var: Kirazdan aldığı ve Kerasus (kiraz: Latince Cerasus avium, Yunanca Kerasus) olarak anıldığı kabul gören teorilerden biri. Bir diğer söylence, üzerine kurulduğu yarımadanın şeklini işaret ediyor. Yarımada boynuz şeklinde ve “Keras” Yunanca’da “boynuz” demek. Spartaküs isyanını bastıran ünlü Romalı general Kerasusa’nın da şehrin isim babası olduğu söylenenler arasında.

 

BULANCAK’IN EKLEKTİK CAMİSİ HENÜZ BİTMEDİ

 

Giresun’a gidenler için doğu yönündeki Tirebolu görülecekler listesinde bulunuyor. Antik dönemlerde adı Tripoli olarak geçen beldede göreceğiniz iki liman arasında, kayaların üzerindeki kaleyi büyük ihtimalle 14’üncü yüzyılda Cenevizli tüccarlar yaptırmış. Kimilerinin modernleşme dediği gelişme burayı da vurmuş ve Tirebolu’nun iç tarafları tamamen betonlaşmış. Her şeye rağmen deniz kıyısında yürümek, kıyıya demir atmış rengarenk balıkçı teknelerini ve gün batımında balıkçıların ağlarını onarmasını seyretmek çok keyifli. Tekrar Giresun’a doğru yol almaya başladığınızda Tirebolu’ya bir kez de Espiye’den dere yatağının yanından bakın ve kayaların doruğuna oturmuş olağanüstü Türk kalelerinden biri olan Andoz Kalesi’ni aklınıza iyice yerleştirin. Öyle yüksekte ve öyle gururla duruyor ki bir an için ulaşılması imkansız olduğunu düşünüyor insan.

 

Giresun’un batı tarafındaki sahil yolu yapılarla dolu. Bu sizi sakın engellemesin, dolmuşla Bulancak’a doğru gidin ve devasa Sarayburnu Camii’nin önünde inin. Modern mimari söz konusu olduğunda ülkenin bu bölgesinin karnesi hayli zayıf, bu nedenle cami ziyaretçilerin dikkatinden kaçmıyor. Camiyi ilginç hale getiren sadece olağanüstü hacmi değil. Yapının mimarı girişi yapılırken Sivas yakınlarındaki Divriği’de bulunan 13’üncü yüzyıldan kalma cami örnek alınmış, girişine muhteşem Taç Kapı’nın kopyası süslemeler yapılmış. Sanki bu yeteri kadar çarpıcı değilmiş gibi caminin ana binası da görenlerin ilgisini çekecek özellikler taşıyor. Çünkü bu cami; kubbeleri, yarı kubbeleri, göz alıcı vitraylarla dekore edilmiş geniş ibadet yeri, mermerden yapılmış mihrabı ve mimberi ile Sinan’ın 16’ncı yüzyılda yaptığı İstanbul’daki Şehzadebaşı Cami’nin bir kopyası olarak tasarlanmış.

 

Cami 1987 yılından beri yapım aşamasında, minareler ve revak üzerindeki çalışmalar maddi sorunlardan ötürü hâlâ devam ediyor. Sadelikten yana olanların bu şaşaalı görüntüyü eleştirmeleri kaçınılmaz elbette. Hatta caminin birbirinden tamamen farklı iki mimari tarzın (Selçuk ve Osmanlı) özelliklerini birleştiriyor olmasını küçümseyen bir grup bile var. Bu iki grubun dışında kalanlar içinse Sarayburnu Camii bir umudun timsali, eğer niyet edilirse günümüzde de güzel binalar yapılabileceğini hatırlatan bir eser. Üstüne üstlük Divriği’ye ulaşmanın ne kadar zor olduğu düşünülürse bu cami, insanlara UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış bir yapıttaki oyma işçiliğinin harika örneklerini yakından görme şansı da tanıyor.

 

Doğusu, batısı derken bir diğer yöne, güneye gitmek isteyenler; Giresun’dan Şebinkarahisar’a doğru uzanan inanılmaz güzellikte bir yol sizi bekliyor. Yol üstündeki şehre tepeden bakan kale bugün bile insanı hayrete düşüren bir ihtişam örneği. Sabahları kalkan iki dolmuştan birini yakalarsanız oraya gitmek ve etrafı gezmek için yeterli zamanınız olacak demektir. Geriye döndüğünüzde kalan vaktinizde ödüllendirin kendinizi ve Karadeniz’e karşı manzarası ayrıcalıklı bir çay

keyfi yapın.

 

AMAZON KADINLARI ADAYA İLK TAPINAĞI YAPTI TRABZONLU ALEXIOS KİBELE HEYKELİNİ EKLEDİ

 

Giresun kültürünü daha iyi anlamak istiyorsanız 20 Mayıs’ta bir kez daha uğramalısınız. Bundan 4 bin yıl önce başlamış birgelenek bugün hâlâ sürdürülüyor. O zamanlarda doğurganlık törenleri için teknelerden oluşan bir küçük filo her ilkbahar şehrin açıklarındaki Giresun Adası’na doğru yola çıkarmış. Ada ikinci derecede sit alanı, Karadeniz’de martı ve karabatakların üreme sahası, aynı zamanda göçmen kuşların da dinlenme yeri. 80’den fazla bitki ve ağaç türü bulunuyor. 40 dönümlük adaya antik çağın güçlü kadın savaşçıları Amazonlar, Yunan Savaş Tanrısı Ares’in adına bir tapınak yapmış. Ada Aretias ismiyle anılmaya başlanmış. Daha sonraları efsaneye göre Jason ve Argonatlar, Altın Post’u aramak için Colchis’e (bugünkü Gürcistan’a) doğru giderken adaya çıkmaya yeltenmiş ancak yırtıcı bir kuş sürüsünce engellenmişler.

 

Adada rastlayacağınız sur kalıntılarının İkinci Alexios zamanında yapıldığı sanılıyor. Adaya gelenler Hamza Taşı’nı görmeden dönmüyor. Sac ayağı şeklinde üç taş üzerine oturtulmuş devasa kayanın o zamanlar bereketin sembolü olduğuna inanılan ana tanrıça Kibele’yi (Sibel adının orijinali) temsil ettiği düşünülüyor. Siyah renkli bu antik taşın adının Hz. Hamza’dan geldiğini sanmayın sakın, çünkü Hz. Hamza hayatı boyunca bu yöreye hiç uğramamış. Kimi araştırmacılar taşın adının Latincede “doğum” anlamındaki “Humuza” kelimesinden geldiğini düşünüyor. Kayanın görüntüsü de o çağlarda doğum tanrıçası olarak bilinen Kibele’nin doğurganlığı anlatan geniş kalçalarını hatırlatınca çoğu insan bu taşın bereket ve verimlilikten sorumlu tanrıça için yapıldığı sonucuna varmış. Zaman içinde, kısır kadının adadaki sac ayağının üzerinden geçirildiğinde hamile kalabileceğine dair inanış gelişmiş. Bugün böyle bir inanış yok ama adaya yolculuk hem Giresunlular hem de şehrin misafirleri için bir araya gelmek ve eğlenceli bir gün geçirmek için bir bahane olmuş.

 

YAYLALARDAN YAYLA BEĞENİN

 

Giresunluların ziyaretçiler için hazırladığı “yapmadan dönme” listesinin başında yaylalar geliyor. Yazın şenlikler, spor karşılaşmaları yapılan yaylalar, sonbaharda doğaseverlerin ilgisini çekiyor. Günübirlik gidebileceğiniz yaylaların çoğunda konaklama tesisi de bulunuyor. Kümbet, Bektaş, Kulakkaya, Karagöl dağları ve yaylaları, Sis Dağı, Çakrak yaylası ilk akla gelenler. İl Kültür Turizm Müdürlüğü (Tel: 0454 215 71 94-96) ya da Turizm Danışma ve Giresun Evi Müzesi’nden (Tel: 0454 212 31 90) detaylı bilgi alabilirsiniz.

 

KUŞ DİLİ YAŞATILIYOR

 

Aynı kelimeleri kullanıp anlaşmayı başaramayan insanların dünyasında bir mucize ıslık dili. Bölge halkı Karadeniz’in hırçın coğrafyasında, nehirlerle bölünen vadiler, birbirinden uzak evler arasında iletişim kurmak için bu dili geliştirmiş. Her kelimenin ıslık karşılığı var. Bu dilde, gerektiğinde kavga etmek ya da sevgiyi dahi anlatmak mümkün. Bu kültürün yaşaması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini kavrayan yerel araştırmacılar yöre kültürüne sahip çıkmış, kuş dilini UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aldırmaya çalışıyorlar.

Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ / tonguc@saffetemretonguc.com

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
2018’in en renkli 10 rotası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünya üzerindeki en kalabalık 20 şehir
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kabilenin izini sürerken öyle şeyler yaşadı ki... İngiliz kâşifin zor anları!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Mavi ve yeşilin binbir tonu eşliğinde Rally Halikarnassos
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Tarihin ve yeşilin şehri: Ordu
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Kelimatu Dağı'nın nefes kesen gölleri