GeriEğitim Teknoloji, çocuklar için hem eğlenme hem öğrenme aracı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Teknoloji, çocuklar için hem eğlenme hem öğrenme aracı

Müfredatın nasıl olacağı, lise ve üniversiteye nasıl bir ölçme sistemiyle geçileceği, sınavın klasik mi, çoktan seçmeli mi yapılacağı sorularının bir türlü yanıtlanamadığı, öğrencilerin ve öğretmenlerin bir adım sonrası konusunda belirsizlikler yaşadığı bir eğitim planlama süreci içerisindeyiz. Milyonları ilgilendiren temel eğitim meselesinin ancak kısmi çözümlerle bir yap-boz oyununa dönüştüğü sık sık dile getirilen bir gerçek.

Teknoloji, çocuklar için hem eğlenme hem öğrenme aracı

Bu döngü içerisinde, eğitimin, öğrenme ve öğretmenin nasıl olması gerektiği konusundaki bütünlüklü tartışmalar ise gölgede kalıyor. Klasik sistemlerden yeni modellere doğru bir dizi bilinen eğitim-öğretim pedagojisinin gözden geçirildiği ve denendiği yeni bir çağdayız. Elbette bu çağa damgasını vuran teknolojik gelişmeler.

BUGÜN MEVCUT OLMAYAN İŞ ALANLARI ORTAYA ÇIKACAK
Endüstri 4.0, bilgi çağı, internet çağı gibi isimlerle adlandırılan günümüz toplumlarında, teknolojinin eğitim alanını büyük bir dönüşüme uğrattığı açık. Gelecek 10 yılın yükselen teknolojileri arasında ilk akla gelenler arasında yer alan yapay zeka, nesnelerin interneti, mobil/sosyal internet, blokchain, büyük veri, robotik ve benzerlerinin her geçen gün geliştiğini ve bunlara yenilerinin eklendiğini görüyoruz. Bu teknolojilerin belirlediği gelecekte, bugün mevcut olmayan iş alanlarının ortaya çıktığını göreceğiz. Şu halde eğitim kurumlarının en önemli işlevi, gelecekte ortaya çıkacak olan teknoloji ve işler için bugünü yönetmek ya da tersinden söylenirse, bugünden geleceğin teknolojisine uygun bilgi, beceri ve en önemlisi uyum sağlama kapasitesi geliştirebilmek olmalı. 

TEKNOLOJİ ŞEYTAN DA DEĞİL SİHİRLİ GÜÇ DE
Bu nasıl gerçekleştirilebilir? Bu soru teknolojiye yaklaşımımızı tamamen gündelik klişelerin ötesine taşımakla mümkün. Bugün teknoloji ve eğitim ilişkisi ele alındığında sorunun çocukların ekranda geçirdikleri zamana ya da sınıfların en yeni teknolojiyle donatılmasına indirgendiği görülüyor. Bir yanda teknolojiye ilişkin aşırı bir düşmanlaştırma, diğer yandan da teknolojiyi yüceltme söz konusu. Oysa teknolojiyi yaşadığımız toplumsal çerçeveye eklenen bir unsur olarak ele alıp, yaşam alanımızı onunla uyumlu halde sürdürmenin koşulları üzerinde düşünmeliyiz. Teknoloji her sorunun altında yatan bir şeytan olmadığı gibi her sorunu çözecek sihirli bir güç de değil.

ÖĞRENİM İÇİN EĞİTİM KURUMLARI TEK MERKEZ DEĞİL
Eğitim ve teknoloji arasına mesafe koyan klasik eğitim anlayışlarından ziyade ikisini bir araya getiren modeller üzerinde giderek daha fazla kafa yorulmakta artık. Teknolojinin ve özellikle internetin eğitimi nasıl dönüştürdüğüne daha yakından bakıldığında öncelikle, öğrenme için eğitim kurumlarının tek bir merkez olduğunu söylemek artık geçersiz. Yapılan araştırmalar farklı yaş gruplarından bütün çocukların internet, sosyal medya, mobil telefonlar ve tabletler karşısında geçirdiği zamanın giderek arttığını gösteriyor. Çoğu zaman bu durum olumsuzlukla tanımlanıyor. Gerek ebeveynler gerekse eğiticiler, ekran bağımlısı, az okuyan çocuklardan şikayetçi. Oysa geçmişte de çizgi romanlar ya da sinema benzer eleştirilere tabi tutulmamış mıydı? O halde sorun, yeni teknolojiden ziyade, onunla ne yapacağımızı bilemeyişimizden kaynaklanıyor olamaz mı? Yaşam alanımıza eklemlenen önemli bir aktör olarak internet, tıpkı çizgi roman ya da sinema gibi öğrenme çevresini de değiştiriyor. Bu kez internetin farkı etkileşimli olması, kullanıcıyı aktif kılmasır. Teknoloji çağında toplumsal/bireysel farkı yaratan unsurun bilgi olduğu üzerinde herkes anlaşacak. Teknolojinin içine doğan günümüz çocukları önceki kuşaklardan farklı yaşam deneyimlerine, öğrenme biçimlerine ve algılara sahip. Onlar için teknoloji hem içinde yaşanılan sosyal çevre hem de bilgiye erişme ve öğrenme aracı.

İNTERNET SONSUZ KAYNAK SUNUYOR
Teknoloji bir amaç için öğretilen bir araç değil, deneyimlenen bütünlüklü bir eko-sistem olarak görülmeli. Bilgi, enformasyonun her an erişilebilir olduğu bu eko-sistemde, eğitimde klasik bilgi aktarmaya dayalı yöntemin yerini yaparak öğrenme almalı. Bugün bir matematik problemini çözmek, bir biyoloji konusunu öğrenmek için ders kitaplarına, öğretmenin bu kitaplardaki bilgilerine bağımlı olmaya ne kadar ihtiyaç olduğu sorgulanmalı. İnternet herhangi bir sorunun çözümü için sonsuz kaynak sunuyor. Artık bilgisayar aracılığıyla öğretmenlerini de sınayan bir nesilden söz etmiyor muyuz? O halde eğitim sistemlerinin geleneksel davranışsalcı ya da bilişsel öğrenme kuramları yanında, inşa edici, sosyal ve rizomatik eğitim yöntemlerine uyum sağlayacak metodolojilere dönüşmesi önemli. Bu her sınıfa ve her öğrenciye bir bilgisayar vermeyi amaç haline getirmeyen ancak teknolojiye nasıl bakılacağını da içinde barındıran bir sistemle, yani öğrenmenin öğrenilmesi ile mümkün olabilir.

PASİF ÖĞRENMENİN YERİNİ AKTİF ÖĞRENME ALMALI
Bunu başarmak için önce eğitimdeki aktörlerin eşitlenmesi meselesini halletmeliyiz. Öğrenme ile yapma arasındaki ilişki insani eylemi tanımlayan en önemli unsur. Özellikle ilk çocukluk döneminden başlayarak insan yaşamında kişisel deneyimin belirleyici olduğu biliniyor. İnsan yaparak, yaptığının üzerine düşünerek, analiz ederek, ifade ederek öğrenir. Öğreten-öğrenen arasındaki tek yönlü hiyerarşik ilişkinin, öğrenmenin öğrenilmesi olarak karşılıklılığa dönüştürülmesi gerekir. Bu pasif öğretme yerine aktif öğrenmenin geçmesi demek. Ancak bunu söylerken kesinlikle eğitim kurumlarının ve öğretmenin ikincilleştirildiği iddia edilmiyor. Tam tersine, eğitim kurumları ve eğiticiler günümüzde yalnızca bilgi aktarıp sınav yapmanın ötesinde daha ağır sorumluluklara sahip. Bilginin bu kadar kolay erişilebildiği ama aynı zamanda kaotik bir gürültü de yarattığı teknoloji çağında eğitimcinin görevi bir tür kolaylaştırıcı, moderatör, yol açıcı, yönlendirici olarak tanımlanabilir. Öğrencileri, uygun bilgileri ve akademik eğitim almalarının yanı sıra problem çözme, araştırma, karar verme becerileri konusunda da yönlendirecek, yaparak öğrenme, refleksif ve eleştirel olma becerilerini geliştirecek öğretme/öğrenme modeline ihtiyacımız var. Böyle bir modelin geliştirilmesi, eğitim sisteminin salt sınav odaklı bir şekilde tartışılmasının önüne geçebileceği gibi teknolojiyle ilişkimizi de normal ve sıradan bir şey olarak kurmayı sağlayacak.

PROF. DR. NİLÜFER TİMİSİ KİMDİ?
Ankara Üniversitesi basın yayın mezunu. 1999 yılında Ankara Üniversitesi’nde ‘Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi: İnternet Ortamında Kamusal Katılım’ isimli teziyle doktor ünvanını aldı. İletişim bilimleri doçenti olan Timisi, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nde profesör olarak görev yapıyor. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu, Kültürel İfadelerin Çeşitliliği İhtisas Komitesi üyesi. Yeni medya ve teknoloji sosyolojisi, medyada çocuk, toplumsal cinsiyet, yaratıcı endüstriler alanında çalışıyor. Bu konularda yayınlanmış eserleri ile Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi (2003, Dost), Medyada Cinsiyetçilik (1997, KSGM), Elektronik Bakıcı: Televizyon ve Çocuk İlişkisine Genel Bir Bakış (2011, Der/In), Dijital: Kavramlar, Olanaklar, Deneyimler (Derleyen) (Kalkedon, 2016) isimli kitapları bulunuyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle