GeriDünya İkinci vatan Türkiye
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İkinci vatan Türkiye

İkinci vatan Türkiye

Ernst Reuter. ‘İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölünen Almanya’nın, bölünen eski ve yeni başkenti Berlin’in Batı yakasının ilk Anakent Belediye Başkanı.Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) ‘Reich Meclisi’ milletvekili seçilmiş.‘Magdeburg Anakent Belediye Başkanı’ olarak görev yapmış.Ancak Naziler kafayı takıp, Ernst Reuter’i görevden almış ve toplama kamplarına göndermişler.

İkinci vatan TürkiyeSERBEST bırakıldıktan sonra yeniden tutuklanacağı korkusu yaşadığı için İngiltere’ye gitmiş.

Oradan da Türkiye’ye.
Evet, Ernst Reuter de Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açtığı Alman bilim adamlarından biri.
1935-1946 yılları arasında ‘sığınmacı’ olarak Türkiye’de yaşamış.
“Öğrenme yeteneği olan her insan bu ülkede çok şey öğreniyor. Günlük yaşamı sürekli telaş içinde geçen biz Avrupalılar burada bilge oluyor; bazı şeylere arasına mesafe koymayı, sabırlı olmayı, istenirse karmaşık konuların, bu ülke insanlarının yaptığı gibi çok kolayca çözümlenebileceğini de öğreniyoruz” diyor Ernst Reuter, 1946 yılında Almanya’daki bir arkadaşına Ankara’dan gönderdiği mektubunda.
*
İşte Ernst Reuter’in mektubunun bu bölümünün yer aldığı yaşamı ve Türkiye yılları, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde diplomat olarak çalışan ve 2003-2006 yılları arasında İstanbul Başkonsolosu olarak görev yapan Reiner Möckelmann’ın ‘Wartesaal Ankara’ (Bekleme Salonu Ankara) başlıklı kitabında detaylı bir biçimde anlatılıyor.
1968 yılından beri Almanya’da yaşayan, serbest gazetecilik yapan, çevirmen ve fotoğraf sanatçısı Ahmet Arpad, işte bu kitabı ‘İkinci Vatan Türkiye’ başlığıyla Türkçe’ye çevirdi.
Heinrich Böll, Stefan Zweig, Hermann Hesse, Johannes M. Simmel gibi birçok ünlü yazarın eserlerini Türkçe’ye çeviren ve 2012 yılında Tarabya Çeviri Ödülü alan Ahmet Arpad’ın çok akıcı bir dille Türkçeleştirdiği bu kitabı okurken, insan yalnız Ernst Reuter’in yaşamını değil, aynı zamanda o dönemlerin Türkiye’sini de yaşıyor.

*

LEYLEK BACAKLI
(Beine wie ein Storch)

Ernst Reuter’in, sonradan Almanya’nın otomotiv sanayi devlerinden Daimler-Benz’in (Mercedes) Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan oğlu Edzard Reuter de aynı yıllarda çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü Türkiye’de geçirdi.
Türkiye’deki çocukların o zamanlar kendisine, boyu yaşıtlarına göre çok uzun olduğu için, “Saçları sarı sarı, gözleri mavi mavi, leylek bacaklı” dediklerini anlatan Edzard Reuter’in yaşamını ve anılarını içeren, ‘Leylek Bacaklı’ adlı belgeselin galası, geçtiğimiz temmuz ayında Berlin’de yapıldı.
Bu belgesel, Berlin Yunus Emre Enstitüsü Direktörü Prof. Faruk Akyol’un çok önem ve değer verdiği, sonuna kadar desteklediği bir projeydi.
Yapımcılığını yıllarca Hürriyet Gazetesi’nde muhabir olarak çalışan Murat Tosun’un, yönetmenliğini de Dirk Schaefer’in üstlendiği ‘Leylek Bacaklı’ adlı belgeselde, Edzard Reuter, Türkiye anılarını anlatırken yine o eski günleri yaşıyor.
Stuttgart, İstanbul ve Ankara’da çekilen bu belgeselde Reuter, Ankara’da yaşadığı ilk depremi, kendisine her şeyi öğreten Türk öğretmeni Kudret Hanım’ı, ilk görüşte büyülendiği İstanbul’u, hâlâ irtibat halinde olduğu çocukluk arkadaşlarını anlatıyor.
Her fırsatta, “Türkiye benim ikinci vatanım” diyen Edzard Reuter, en zor dönemlerde Türkiye’nin kendilerine ve daha birçok Alman’a kucak açtığını söylüyor.
Türkiye ile Almanya arasında sıkı dostluk ilişkileri bulunduğunu ve bu ilişkilerin kararlı bir biçimde sürdürülmesi gerektiğinin de altını çiziyor.
Tabii kendilerinden önce Türkiye’ye sığınan babası Ernst Reuter’in yanına giderken annesi Helga ile ‘Orient Expres’ treninde yaptıkları yolculuğu unutamadığını da söylüyor;
“Annem için bu çok büyük bir stresti. Çünkü sahip olduğumuz her şeyi geride bırakmak zorundaydı. Bu, aynı zamanda vatanı da terk etmek anlamına geliyordu. Belirsiz bir geleceğe gidiyordu annem. Türkiye o zamanlar bize çok uzak bir ülkeydi. Benim gibi o zaman 7 yaşında olan bir erkek çocuk için ise durum çok farklıydı. Bu, benim için bir maceraydı... Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaştık. Sirkeci Garı’nda babam bizi bekliyordu. Babamı nihayet görebildiğime çok sevindim.”


Yorumları Göster
Yorumları Gizle