GeriSeyahat Damak çatlatan ilkbahar rotaları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Damak çatlatan ilkbahar rotaları

Damak çatlatan ilkbahar rotaları

Bahar yolculuklarının tadına doyum olmaz. Bir yanda çiçeklenen, yapraklanan ağaçlar, diğer yanda boz toprakların yeşile boyanması, sarılı, beyazlı, morlu, kırmızılı çiçeklerin kendini göstermeye başlaması, kuşların sevinç çığlıkları, mis gibi toprak, taze ot, çiçek, ağaç kokan hava... Bahar, insanın içine yaşama sevinci doldurur. Size önerim, hafta sonlarında bulunduğunuz kentin yakın çevresine geziler yaparak, doğanın canlanmasını gözleyin.

İnanın ki bu kısa geziler yaşam akülerinizin yeniden dolmasına yardımcı olacak, yeni haftaya daha enerjik ve neşeli başlayacaksınız. Size yardımcı olmak için kısa rotalar önereceğim. Bu rotalar üstünde nerede neler yemeniz gerektiği konusunda da ipuçları sunacağım. Size şimdiden iyi yolculuklar ve lezzetli yemekler diliyorum.

TRAKYA

Tekirdağ’dan Enez’e
/images/100/0x0/55ea1b64f018fbb8f86ba91b


Bu mevsimde Trakya’nın göz alabildiğine uzanan tarlaları yemyeşil olur. Aralarında yol almak, bir tablonun içinde yolculuk gibidir. Trakya yolculuğuna çıkarken öğle yemeğinde Tekirdağ’da olacak şekilde zamanımı ayarlarım. Bu kent köftesiyle ün salmıştır. Kentin girişinden çıkışına birçok köfteci size lezzet sunmak ister. Bana soracak olursanız, Hüseyin Pehlivan Caddesi’ndeki "Meşhur Köfteci Özcanlar"ı öneririm. Tam 56 yıldır köfte yapan Özcanlar artık bu işin erbabı olmuş. Buraya kadar gelmişken, Peynir Helvası’nın tadına bakmadan gitmek olmaz. Bu helvayı kentin her yerinde bulmanız mümkün. Üstüne bir top kaymaklı dondurma, damağınızı bayram yerine çevirir.

Eğer Tekirdağ’dan zamansız geçtiyseniz, merak etmeyin rotanızın üstünde Keşan var. Bu yörenin satır köftesi, insanın aklını başından alacak cinstendir. Satır köftesi, "Mutlaka tadına bakılması gereken köfteler" listesinin en baş köşesinde yer alır. Rotamızın sonunda "Çeyiz Kent" Enez yer alıyor. Yunanistan sınırındaki bu şirin ilçe, Bizans İmparatorluğu sırasında Cenovalı Gatlelusio Ailesi’ne çeyiz olarak armağan edildiği için "Çeyiz Kent" adını almış. Önce ilçenin dar sokaklarında yürümenizi öneririm. Bahçeleri süsleyen incir, nar, ceviz, iğde ağaçları artık yapraklanmaya başlamıştır. Pencere içlerine dizilen teneke saksılardaki sardunyalar da rengarenk açmıştır. Bu mevsimde kumsalda kimsecikler olmaz. Kıyı dalgalarla oynaşır durur. Meriç Nehri’nin denize döküldüğü yerde balıkçıları kısmetlerini ararken görürsünüz.

Daha sonra Gala Gölü’ne gitmenizi öneririm. Zengin bitki örtüsü, çeşit çeşit balık barındıran bu gölün manzarasının size huzur vereceğinden şüpheniz olmasın. Eğer fotoğraf çekmeye meraklıysanız, Gala Gölü ayrıca size güzel pozlar da sunacaktır. Dönüş yolunda eğer isterseniz Saros Körfezi’ne doğru sapıp, deniz kıyısındaki salaş lokantalarda soğuk bir şeyler içerek geziyi sonlandırabilirsiniz.

KUZEY EGE

Edremit’ten Foça’ya

/images/100/0x0/55ea1b64f018fbb8f86ba91d

Lezzet avcıları için epeyce iddialı bir güzergah. Örneğin Edremit’teki Cumhuriyet Lokantası’nda pişen yemeklerin tadı damak çatlatacak cinstendir. Cumhuriyet’le aynı yaşta olan lokantada yer bulabilmek için biraz sabırlı olmanız gerekir. Ama bu sabrın sonunda, çok lezzetli yemekleri yiyeceğinizi aklınızdan çıkarmayın. Size kadınbudu köfteyi öneririm. Bu yemek insanın aklını başından alıyor adeta.

Edremit’ten Ayvalık’a doğru giderken, yol üstünde karadut şerbeti satanlara rastlayacaksınız. Birinin önünde durup, büyükçe bir bardak soğuk şerbet için. Bu, hem hazma hem serinlemenize yardımcı olacaktır. Tabii damağınıza sıvanacak muhteşem tat da cabası. Ne zaman Ayvalık’a gitsem soluğu hemen Cunda Adası’nda alırım. Buranın sahiline sıralanmış restoranlar, birbirleriyle meze çeşidi yarıştırırlar. İnsan hangisini yiyeceğini şaşırır. Hepsi çok lezzetli ve tazedir. Mezelerden sonra balığa yer kalmaz genellikle.

Eğer buraya sabah yolunuz düşerse, Dede’nin Yeri’nde teneke tulumu ile yapılmış bir Ayvalık Tostu ve Taş Kahve’de bir bardak demli çay içmeyi ihmal etmeyin. Bu mevsimde sahil pek kalabalık olmaz. Kahvede, dışarıya atılmış masalarda, çevrenize biriken kedileri ve ağ ayıklayan balıkçıları seyrederek içeceğiniz bir bardak çayın, yaşamınıza kalite katacağından emin olabilirsiniz.

Ayvalık’tan sonra rotanın üstünde Bergama gelecek. Antik dönemin önemli kentlerinden biri olan Bergama’da görecekleriniz sizi şaşırtacaktır. Örneğin zirvedeki tiyatronun görkemi, geçmişteki uygarlığın gelişmişliğini size kanıtlayacaktır. Asklepion’daki antik dönemin en önemli tedavi merkezine hayran olacağınıza iddiaya girebilirim. Antik gezinti sonunda karnınız acıkırsa (mutlaka acıkacaktır), size iki yer önereceğim. Bir tanesi Bergama Ticaret Odası’nın lokali. Burada Çığırtma ısmarlayın. Yok derlerse ısrar edin. Hatta Oda Başkanı Ali İhsan Süter’e telefon edip, bu isteğinizi ona da tekrarlayın. Yani bu muhteşem yemeği yemeden ilçeden ayrılmayın. Önereceğim ikinci durak ise Eski Bergama’da çarşı içindeki Köfteci Pala. Onun küçük dükkanında yiyeceğiniz köfteler, sizi çok mutlu edecektir. Baharatların dengeli birleşimiyle oluşan yassı köfteler, damağınızı bayram yerine çevirecektir.

Kuzey Ege rotamızın son durağında ise Eski Foça var. Deniz kıyısındaki eski taş konakları, şirin dar sokakları, lacivert denizi, pitoresk limanı ile Ege’nin bu şirin ilçesi, sizi kendine mutlaka aşık edecektir. Hatta bu dar sokaklarda dolaşırken veya bir banka oturup denizi seyrederken, ileride buraya yerleşme planları yapacağınızdan şüpheniz olmasın. Foça, insanı böylesine tatlı hayallere sürükler. Liman çevresindeki tüm restoranlar lezzetli yemekler sunar. Benim favorim ise "Celebin Yeri." Burada yediğim mezelerin ve taze balıkların, içtiğim buzlu rakıların tadını yüzyıl geçse unutamam. Sizin de unutacağınızı sanmıyorum.

GÜNEY MARMARA

Kapıdağ Yarımadası’na doğru

Lezzetli yemekler içeren bu rotada zamanı iyi planlamanızı, dikkatli ve ölçülü yemenizi öneririm. İlk lezzet durağımız zeytin diyarı Gemlik’te. Limanda yer alan Boksör Restoran, yörenin en eski balık lokantalarından. Balıklar çok taze. "Boksör" ilerlemiş yaşına rağmen, her sabah hale gidiyor, balığın en güzeli ona ayrılıyor.

Gemlik’ten sonra rotamızın üstündeki Bursa tam bir yemek cenneti. İskender Kebabı’ndan uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok sanırım. Onun salçalı, yoğurtlu kebabının üstüne dökülen mis kokulu tereyağının tadını Türkiye’de bilmeyen yoktur. Tabii bu arada Çiçek Izgara’da, yıllardan beri ızgaranın üstünde kızaran muhteşem lezzetleri, yüzyıllık Kayhan Köftesini, kestane şekerini de unutmamak lazım. Bu mevsimde Uludağ’ın görüntüsü doyumsuz olur. Kıvrıla kıvrıla ormanlık yoldan dağa tırmanmanızı, yaylalarda tertemiz havayla ciğerlerinizi temizlemenizi öneririm. Unutmayın dağ havası insanı çabuk acıktırır. O zaman soluğu yolun kıyısına sıralanmış "Kendin pişir kendin ye" lokantalarında alabilirsiniz. Burada yediğiniz etin lezzetini, uzun süre unutamayacaksınız.

Bu kadar yemekten sonra artık yemek molası vermek yok. Eğer vaktiniz varsa yol üstündeki Ulubat Gölü’ne sapıp, Gölyazı köyünde bir hazım kahvesi içebilirsiniz. Bu gölün fotoğrafçılara çok güzel pozlar verdiğini de aklınızdan çıkarmayın sakın.

Sonra Karacabey, Bandırma, Erdek üstünden Kapıdağ Yarımadası’na ulaşacaksınız. Bu mevsimde yarımada çiçeklerle bezenir. Salkım söğütlerin dalları kıyıda denizle oynaşır. Daha mevsim başlamadığı için köyler ve yollar sessizdir. Kıyı kıyı tüm adanın etrafında dolaşmanız mümkündür. Eğer karnınız acıkırsa kıyı köylerinden birinde, denizin üstündeki salaş balıkçı lokantalarından birinde oturup, biraz önce ağdan hangi balık çıktıysa onu ısmarlayabilirsiniz. Salatanızın malzemesi ise biraz ilerideki bahçeden toplanıp gelecektir. Yemeğin böylesine tazesini kolay kolay yiyemezsiniz.

İÇ ANADOLU

Kapadokya’nın zamanı

Kapadokya bir masal kenttir. Peribacalarının arasında dolaşırken, insan kendini bir başka gezegendeymiş gibi hisseder. Yüzyıllar öncesinde yapılan kiliseler, manastırlar, evler, yeraltı şehirleri insanı şaşkına çevirir. Özetle Kapadokya doyumsuz güzelliklere sahiptir. Buraya yapılacak gezi, hiçbir zaman akıllardan çıkmaz.

Her yerin bir uygun gezme (gitme) zamanı vardır. Bence Kapadokya’nın en uygun mevsimi bahardır. Çünkü bölgede kış sert olur. Üşütür. Tepelere çıkmayı engeller. Yaz ise aksine yakar, kavurur. Güneş insanın beynini buharlaştırır. Tüm bunlara rağmen bölge her mevsim turistle dolup taşar. Kapadokya Aksaray ilinden başlar, Nevşehir’i, Niğde’yi içine alır ve Kayseri’de son bulur. Yani böylesine geniş bir alana yayılmıştır. Bölge bu kadar geniş olunca, yemekleri de o kadar çeşitlidir. Örneğin Nevşehir’in Ortahisar’ında, Kültür Müzesi’nin restoranında yiyeceğiniz testi kebabı, size parmaklarınızı da yedirtecek kadar lezzetlidir. Avanos’ta Tafana restoranda yiyeceğiniz çömlekte pişmiş kurufasulyenin tadını anlata anlata bitiremeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Göreme’deki Alaturca restoranda, Türk mutfağının en lezzetli yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.

Niğde’ye geçecek olursanız Sini Lezzet Sofrası’nda, Niğde Tava’nın tadına mutlaka bakmalısınız. Bu yemeği yerken ekmeği fazla kaçırmamaya dikkat edin. Çünkü insan suyuna banmaya doyamıyor. Bor İlçesi’ndeki Hilmi Bey Lokantası’nda ise yöre yemeği Söğürme, insanı baştan çıkartan bir lezzete sahip.

Kayseri denince tabii ki akla ilk gelen yemek mantı. Ben Kaşık-La restoranı tercih ederim. Gerçekten de o küçücük mantıların içinde muhteşem tatlar gizlenir. Kayseri’nin bir diğer yemeği ise Yağlama’dır. Kat kat yufkanın içine konulan kıymalı sosla yapılan bu yemek de bir lezzet harikasıdır. Bunu keyifle yiyebileceğiniz lokanta ise Elmacıoğlu İskender’dir. Bu kadar yemeği yersem kilo alırım korkusunu bu gezide bir kenara bırakın. Kapadokya’da gezinirken hepsini yakarsınız. Yakmasanız da bir kereliğine yemenin bir zararı olmaz.

BATI KARADENİZ

Dayanılmaz lezzetler

Bu rota biraz uzunca. Onun için yemek çeşidi de bol. Bu yolculukta ilk lezzet durağı, Adapazarı’ndaki Meşhur Köfteci Mustafa olacak. Sakarya Caddesi’ndeki dükkanda, 1912 yılından beri ıslama köfte pişiriliyor. Biberli, yağlı et suyu ile ıslatılıp, ızgarada kızartılan bayat ekmeklerin üstüne sıralanan köftelerin hem görüntüsü hem tadı insanın ağzını sulandırıyor.

Köfte ziyafetinden sonra Adapazarı’nın içinden geçip, Sakarya Nehri’nin Karadeniz’le kucaklaştığı Karasu’ya geleceksiniz. Karasu, hem balıkçı hem de yazlıkçı yerleşimi. Nehrin kıyısına dizilmiş salaş meyhanelerin bacalarından, etrafa yayılan mis gibi balık kokusu sizi tahrik edebilir. Benden söylemesi.

Yol, Karadeniz’in kıyısından devam ediyor. Sağ tarafta Karadeniz, sol tarafta ise yemyeşil tepeler sıralanıyor. Görüntüye kapılıp gitmemenizi öneririm. Ne de olsa otomobil kullanıyorsunuz. Akçakoca’ya geldiğinizde, köfteleri veya balıkları hazmettiyseniz, Hülyam Restoran’a uğrayabilirsiniz. Yörenin yemeklerini yapan bu restoran, damağına düşkünlerin uğrak yeri. Mancar, bu yörenin en gözde sebzesi.

Akçakoca’dan sonraki adres ise Karadeniz Ereğlisi. Kentin girişindeki Plaj Restoran’ın kabak tatlısı dillere destan. Altı saatten fazla fırında kalan kabaklar, karamel, kestane, ekmek kadayıfı tatlarına bürünüyor, hele üstüne konan bembeyaz manda kaymağı ile tadını zirveye taşıyor.

Bana en iyi Karadeniz pidesinin nerede yapıldığını sorduklarında bir-iki yer öneririm. Bunlardan biri de Erdemir Caddesi üstündeki Meşhur Pideci Hasan’dır. Sırf bu pideyi yiyebilmek için bir bahane uydurur Ereğli’ye uğrarım.

Ereğli’den sonra yeşil tepeleri, gürül gürül akan nehirleri seyrederek yola devam edeceksiniz. Bir süre sonra bir tepeden Amasra karşınıza çıkacak. Burası Karadeniz’in cennet mekanlarından biri. Amasra’nın tavada kızaran mezgitleri, tekirleri, sekiz katlı salatası çok ünlüdür. Yörenin en iyi, en eski lezzet duraklarından Çeşmi Cihan, bu lezzetleri tadabileceğiniz adreslerden biridir.

Amasra’dan sonraki rotanızda Safranbolu var. Safranbolu sokaklarında uzun uzun dolaşıp enerji harcamanızı öneririm. Çünkü gezinin sonunda, Türkiye’nin en lezzetli lokumlarını yiyeceksiniz. Birkaç kutu da eşe dosta götürmeyi ihmal etmeyin. Uğrayacağınız son lezzet durağı ise Bolu’daki Yurdaer Otel Mutfak Sanat Merkezi. Bolulu ünlü aşçı Haşim Usta’nın oğlu Yurdaer Kalaycı, burada babasının ününü sürdürüyor. Mönüsünde Osmanlı Mutfağı’nın en lezzetli örneklerini sunuyor. Mutfakta yarattığı sanat eserlerini sizinle paylaşmaktan çok mutlu olacak. Tabii siz de yediğiniz muhteşem yemeklerden. Hele talaş kebabı varsa hemen ısmarlayın. Böylesini hiçbir yerde bir daha yiyemezsiniz.

Uzun ve lezzetli yolculuğunuz burada sona eriyor. Bence bundan sonra hiçbir yerde durmadan evinizin yolunu tutun.

AKDENİZ

Acılı tatlılı bir rota

/images/100/0x0/55ea1b64f018fbb8f86ba91f

Bu rotada dikkatli olmanızı önereceğim. İnsan kendini tutamıyor. Gezi sonunda alınan kiloları eritmek için kendinize işkence yapabilirsiniz. Yolculuğa Adana’dan başlayacak olursak, tabii ki karnınız acıkınca hemen kebapçı aramaya koyulursunuz. Çünkü Adana demek kebap demek. Adım başı kebapçı bulacağınız şehirde, benim adresim 1921’den beri bu işi yapan Kebapçı Mesut. Ne de olsa ardında asırlık bir tecrübe var. Önereceğim bir diğer adres, Karataş yolu üstündeki Elem Restoran. Temizlik ve lezzet arayanların en bilinen adresi.

Bu kadar acının üstüne ağzınızı tatlandırmak için soluğu, Çakmak Caddesi’ndeki Tatlıcı Gönül Kardeşler’de almanızı öneririm. Karakuş ardından halka tatlısı, damağınızda şerbet nehirlerinin akmasına neden olacaktır. İsterseniz tatlıyı kararında kesin. Çünkü İskenderun’da Petek Pastanesi’ne uğrayacaksınız. 70 yıllık bir geçmişi olan bu pastanede yapılan yörenin ünlü tatlısı künefe, yaşama daha tatlı bakmanızı sağlayacaktır.

Bu rotanın son durağında ise yemek cenneti Hatay var. İlk önerim akşam yemeğinde Haysim Anadolu Restoran’a gitmeniz. Bahçesinde boş masa bulabilirseniz şanslısınız. Mezeleri, aklınızı başınızdan alacak. Seç seç al: Kekik salatası, humus, cevizli biber, patlıcan yoğurtlama, çökelek salataları, çiğ köfte, içli köfte...

Önereceğim bir diğer adres Sultan Sofrası. Buranın oruğu (içli köfte) çok ünlü. Kendinizi tutmazsanız, mide fesadına uğrayabilirsiniz. Eğer içli köfteden midenizde yer kalırsa, acı çökeleği, kurutulmuş sebze dolmasını, tuzlu yoğurdu da tatmanızı önereceğim.

DOĞU ANADOLU

Uzaktaki adresler
/images/100/0x0/55ea1b64f018fbb8f86ba921

Doğu Anadolu’ya henüz bahar gelmemiştir. Oraların baharı mayıs sonunda başlar. İşte o zaman doğa çıldırır. Çiçekler tepeleri rengarenk boyar. Doğu Anadolu bu mevsimde yaşama kaldığı yerden başlar adeta. Eğer yolculuğa Kars’tan başlayacak olursanız, bu mevsimde maalesef ki kaz kebabı bulamazsınız. Ama siz yine de sorun. Derin dondurucudan birkaç kaz çıkabilir. Kars’ın mutfağı çok zengin. Örneğin Bistro Lokantası’nda ünlü Bozbaş yemeğini, erişte pilavını, haşılı yiyebilirsiniz. Aman ünlü Kars gravyerinden, kaşar peynirinden, örgü peynirinden almayı unutmayın.

Kars’a kadar gelmişken, Çıldır Gölü’ne gitmemek olmaz. Aslında kışın, üstünde yürümek, balıkçıların buzları kırıp balık yakalamalarını izlemek çok keyiflidir. Göl baharda da güzeldir. Kıyısındaki bir lokantada, göl balıklarının mutlaka tadına bakın. Balık mı yoksa istakoz mu yediğinize şaşıracaksınız. Erzurum’a doğru direksiyonu kırdığınızda, önce Sarıkamış’a uğramanız gerekiyor. Özyıldız Ocakbaşı’nda önden ısırgan otlu mantı, arkasından yörenin özel yemeği Velibağı sizi oldukça keyiflendirecektir.

Sonra Pasinler İlçesi’nde kendinize bir döner ziyafeti çekebilirsiniz. Kervan lokantasında odun ateşinde pişen dönerin lezzeti, tüm yörede bilinir. Kilometrelerce uzaktan müşteri gelir.

Erzurum’un ünlü cağ kebabı ise sizi kendinizden geçirecektir. Koç Kebapçı’da yiyeceğiniz bu muhteşem etin tadını anlata anlata bitiremeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Doğu gezisini Muammer Usta’nın kadayıf dolması ile noktalayabilirsiniz. Üstünden şerbetleri akan bu tatlı, tüm gezi yorgunluğunuzu silip süpürecektir.
False