« Hürriyet.com.tr

Çoruh’un Gürcü kiliseleri yok oluyor

Baraj sularıyla dizginlenen Çoruh Nehri’nin şekillendirdiği, sarp kayalıklar ve ormanlarla çevrili Artvin coğrafyasında yıllardır ihmal edilen tarihi kiliseler tehlikede. Doğu Karadeniz coğrafyasının bu kültür varlıkları mutlaka kurtarılmalı.

Uğur Biryol
X

Ahtamar gibi Çoruh çevresindeki kiliselerin de acilen kurtarılması gerekiyor. Baraj yapımı nedeniyle birçok kiliseye ulaşım yeterince zor. Çünkü bozuk olan yollar iyice bozulmuş. Turistler bile artık gitmiyor, kiliselerin bakımı yok. Camiye çevrilenler bile korunmamış, Hodeçur’daki kilisede olduğu gibi. Diğerlerinin hali içler acısı. Ya içinde ateş yakılmış ya duvarları boyanmış ya da içinde bomba patlatılmış! Buna bir de “define avcıları” eklenince kiliseler için tehlike çanları çalıyor artık. Kültür Bakanlığı müracaat beklemeden bu kiliseleri koruma altına almalı, yoksa çok yazık olacak.

ERMENİLER YAPTI GÜRCÜLER ONARDI

Bir kısmı Çoruh Nehri’nin kollarının suladığı Erzurum’un Tortum ilçesi sınırlarındaki bu kiliselerin, üçü de Artvin’de. Ermeniler’in inşa ettirdiği fakat daha sonra Gürcü krallıklarınca kullanılıp restore edilince Gürcü kiliseleri olarak bilinen yapılardan en önemlisi kuşkusuz İşhan Manastır Kilisesi. Yapı, Yusufeli’ndeki İşhan Köyü’nde. Manastırdan günümüze bir kilise ve bir şapel ulaşmış. Kilisenin adı ilk olarak, 951 tarihli “Grigor Khandza’nın Yaşamı” adlı elyazmasında geçer. Khandza Manastırı’nda Gürcü dilinde yazılmış olan ve halen Kudüs’de saklanan elyazmasında, III. Nerses’in piskoposluğu döneminde (641-661), doğum yeri olan İşhan’da tetrakonchos planlı bir kilise inşa ettirdiği belirtilir. Ancak, kısa süre sonra başlayan Arap akınları sırasında kilise tahrip olur ve terk edilir. Dokuzuncu yüzyılın başında Rahip Saba, Kral Adarnese’nin (ölümü, 826) desteği ve maddi katkısıyla, tahrip olan kilisenin yerinde yeni bir manastır kurar ve manastırın ilk rahibi olur. Kilisenin içindeki ve güney duvarındaki beş ayrı Gürcüce yazıttan, kilisenin 917’den başlayarak 1032 yılına kadar değişik dönemlerde onarıldığı anlaşılır. 12 ve 14’üncü yüzyıllarda ise kilisenin batı, kuzey ve güneyine yeni yapılar eklenir.
Çoruh Havzası’ndaki beş piskoposluk merkezinden biri olarak kullanılan manastırın 17’nci yüzyıla kadar kullanıldığı biliniyor. 19’uncu yüzyılda Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Osmanlı ordusunun kışlası olmuş. 19’uncu yüzyıl sonundan 1983’e kadar kilisenin batı haç kolu cami olarak kullanılmış. 1987’de Kültür Bakanlığı’nca tescil edilerek korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları arasına alınmış olmasına rağmen korunması için pek çaba harcanmadığı ortada.

CAMİYE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ YİNE KURTULAMADI

Artvin’deki bir diğer yapı da Barhal manastırı. Yusufeli’nin Altıparmak Köyü’nde, Barhal Çayı’nın sağındaki yamaçta yer alıyor. Manastırdan günümüze bir kilise ve iki şapel ulaşmış. 973 tarihinde Şatberdi Manastırı’nda kopya edilen “Parhal İncili”ne göre manastır, 961-1001 arasında tahtta olan Gürcü Kralı David Magistros tarafından 961-973 yılları arasında inşa ettirilmiş olmalı. Elyazmasında manastır kilisesinin Vaftizci Yahya’ya adandığı belirtiliyor. 1412-1442 arasında tahtta olan Gürcü kralı Büyük Aleksander döneminde, kilisenin güneyindeki giriş açıklığı önüne bir mekan eklenir. Orta nefin güney duvarındaki kırmızı boyayla yazılan yazıtta, kilisenin, 1495-1507 arasında görevde olan Patrik 8’inci İovan döneminde onarıldığı belirtilir. 1518’de, Atabek Kvarkvare tarafından, kilisenin batı girişi önüne yeni bir mekan eklenir. Bu ekleme günümüze ulaşmamış. Kilise 17’nci yüzyılın ortalarından bu yana cami olarak kullanılmakta.
Ama camiye dönüşmesi de onu bakımsızlıktan kurtaramamış. Ne yazık ki Anadolu’daki tüm sivil eserlerin, hangi dinle bağlantılı olursa olsun, makûs talihi bu olsa gerek. Yusufeli’ndeki Okhta Ecclesia Manastırı da aynı ilgisizlikten ve duyarsızlıktan nasiplenen yapılardan biri. Tekkale köyüne 7 kilometre uzaklıktaki bu yapı 1350 metre yüksekliğinde bir tepe üzerine inşa edilmiş. Dört Kilise Manastırı kilise, yemekhane, elyazmaları odası ve dört şapelden oluşuyor. Ayrıca manastıra giden yol üzerinde, Tekkale Köyü’ne varmadan önce bir kale ve içinde bir şapel bulunuyor. Kilisenin tarihine bakıldığında ise şu bilgilere ulaşmak mümkün: “Kilisenin tuğlaları üzerindeki ‘İsa David’i korusun’ yazısına dayanılarak manastır kilisesi Gürcü Kralı David dönemine (961-1001) tarihlenir. Dört Kilise Manastırı’nın adı ilk kez 1031 tarihli bir Gürcü elyazmasında geçer. Ioannes ve Euthemios isminde iki azinin yaşamlarının anlatıldığı elyazmasında ‘Ioannes 965 yılında İsa’nın aşkının ateşi ile dünyadaki nimetlerden vazgeçip o zamanlar çok ünlü olan oktaeklezya manastırına çekildi’ denilmektedir. Bu bilgiden manastır kilisesinin 965 yılından önce bitirildiği anlaşılır.” Bu kilise diğer yapılara nazaran daha korunmuş durumda olsa da yine de bir turizm değeri olarak bilinmemekte.

HAREKETE GEÇMENİN ZAMANI GELDİ

Evet; Artvin’deki kiliselerin hikâyesi böyle. Sonradan camiye çevrilenler bile kaderine terk edilmiş. Burada şunu önemle vurgulamakta fayda var: Türkiye gerçekten de TRT’deki programlarda iddia edildiği gibi bir “açık hava müzesi” ise gereği yapılsın. Aksi halde bu yapılar yok olacak. Örneğin 10 yıl sonra müzelik durumdan bahsetmek imkânsız hale gelecek.

St Petersburg’daki nadide incil Tbeti’de yazılmıştı

Tbeti Katedrali, Şavşat’ın Cevizli köyünde. Ondan günümüze kalan bir kilise ve bir şapel. Kilise Gürcü kralı Kuropalates Gurgen’in ölümünden sonra oğlu Aşot Kuhi (899–918) tarafından inşa ettirilmiş. 995 yılında burada yazılmış olan ve çok büyük sanatsal değer taşıyan bir İncil bugün St. Petersburg Halk Kütüphanesi’nde. Meraklıları gidip orada görebilir! 1885’te kubbesine yıldırım düşmesi sonucu hasar gören yapının cami işlevi 1889’da sona erer. Bir süre yanındaki okulun tiyatro salonu olarak kullanılır. 1953’te kubbesiyle birlikte batı bölümü tamamen yıkılır.

500 yıl cami olarak kullanıldı

Artvin merkezindeki Hamamlı köyünde bulunan Dolishan Manastırı da tarihin izlerini yok ettiği yapılardan biri. Günümüze sadece bir kilisenin ulaşabildiği yapıyla ilgili olarak tarihi kaynaklarda Dolishan, Dolis-Kana ya da “iri taş ovası” anlamındaki Lodis-Kana adıyla anılır. Manastır kilisesinin, Gürcü kralı Bagrat (937-954) tarafından 10’uncu yüzyılın ilk yarısında inşa ettirildiği tahmin edilir. 14’üncü yüzyıla kadar işlevini sürdüren yapı 16’ncı yüzyılda, güney haç kolu duvarına bir mihrap eklenerek cami olarak kullanılmaya başlanır. 1957’deki onarım sırasında kilisenin içi ahşap bir bölmeyle iki kata ayrılır; üst kat cami, altı depo olarak kullanılmaya devam eder. 2002’de köye yeni bir cami yapılması ile kilise terk edilmiş ve içindeki ahşap kat ayrımı sökülmüş.

Kaynak: Uğur Biryol

Teknede de Topuklu Efeyim Ama Bir Farkı Var
İşte Ege Böyle Bir Yerdir
Efeler Yalnız Oynuyor
Romalılardan Beri Zeytin Veren Ağaçları Var
Nysa’ya Turist Çekmek İçin Ne Gerekiyor?
İşte Aydın'ın Yeni Antik Rotası