GeriSeyahat Bütün dünya böyle olsa ne güzel olur
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bütün dünya böyle olsa ne güzel olur

Bütün dünya böyle olsa ne güzel olur

Zeynep Atılgan Boneval (33), Türkiye’deki American Express ve Quintessentially müşterilerine hizmet veren To Be Travel’ın genel müdürü. Kulağa karışık gelebilir ama yaptıkları iş gayet net. Sabaha karşı çilek aşerene de yardımcı oluyorlar, bilet bulunması imkánsız Haute Couture defilesinde en önde oturmak isteyene de, dünyanın bilinmedik köşelerine yolculuk edeceklere de...

O, seyahat söz konusu olunca, sıradışı yerleri seçiyor. Bir ay önce Avustralya ve Yeni Zelanda’daydı. "Dünyanın bu kadar uzağında olmanın nasıl bir duygu olduğunu merak ettim" diyor. Yolculuk planı yapan her yüz kişiden sadece 1’inin gittiği bu coğrafyayı, "Orayı görünce, modern hayat nereye gidiyor diye soruyorsunuz kendinize. Bütün dünya böyle kurgulanmış olsa ne güzel olur..." cümleleriyle tasvir ediyor.

AVUSTRALYA

Sydney’de yılbaşı
Sydney benim için Avrupa ve Amerika’nın birleşimi. İlk defa bir şehirde yaşayanların yılbaşı günü için nasıl böylesine planlı hazırlandığını gördüm. Hazırlıklar iki gün önce başladı. 31 Aralık’ta halk sabah 08.30’dan itibaren Harbour köprüsü ve Opera binası çevresindeki yeşillik alanlarda toplanmaya ve yer tutmaya başladı. Hepsi piknik örtüleri, sepetleri ve yemekleriyle gelmişti. Ama açık alanda cam bardak ve alkollü içecek yasak, kimse içki içmiyordu. Öğleden sonra akın akın gelmeye başladılar, akşam bir milyon kişi olmuştu. Saat 21.00’de çocuklar için kısa bir havai fişek gösterisi yapılıyor. Esas şov, gece yarısında. 10 dakika sürüyor ve gerçekten muhteşem. Televizyonda gözüktüğünden çok daha güzel. Yeni yıla girince herkes birbirine sarılır, öpüşür ya... Burada ilk 10
/images/100/0x0/55ea9f41f018fbb8f88c099c
dakika herkes gösteriyi izliyor, sonra birbirini kutluyor.

Hayvanat bahçesi Sydney’deki bir hayvanat bahçesinde meşhur Tasmanya Canavarı’nı gördük. Korkunç büyük, çirkin bir fare. Bu hayvanat bahçesi ayrı bir yazı konusu... Bütün hayvanlar doğal ortamında. Aralarında geziyorsunuz. Dünyadaki en donanımlı hayvanat bahçelerinden biriymiş.

Hunter Valley’de Şarap Hunter Valley, Sydney’e otomobille iki saat mesafede. Beyaz şarap imalatında kullanılan Semillion üzüm bağlarının olduğu bölge. Dört ayrı köy/kasabanın birleşiminden oluşuyor: Pokolbin, Kurri Kurri, Broke ve Singletown, Upper Hunter Valley’de. Bir de Mount View var, orada oteller ağırlıklı. En güzelleri Pokolbin ve Broke bölgeleri. Bütün yollarda "Dikkat, kanguru çıkabilir" uyarıları var.

Hunter Valley, Avustralya’daki şehir hayatının dışında bir şey yaşamak ve doğayı görmek için mutlaka görülmesi gereken bir yer. Kaldığımız yer, sadece dört odası kiralanan bir aile eviydi. Çok özel bir tecrübeydi.

Zaman denen kavram, onlar için o kadar farklı ki... Sanki çok daha yavaş akıyor. "Deadline" (iş teslim tarihi) diye bir kavram yok; bir şeyi üç senede de yapabilirsin, 12 senede de. Ama bu miskin oldukları anlamına gelmiyor. Aksine, çok enerjikler. Dünyanın bir ucundalar, bir ekstremdeler. Genelgeçer hayat tarzına uymak zorunda değiller ve bunu biliyorlar.

Eşim de ben de şaraba çok meraklıyız. Bu seyahat öncesinde iyi bir araştırmayla ziyaret etmek istediğimiz birkaç yerel, aile işletmesi olan şarap imalatçısı seçtik. Gördüklerimiz, Tyrells, Tintilla, First Creek, Mc William Mount Pleasant, Brokenwood, Little Winery ve Pokolbin Wine Estate. Benim favorim Tintilla.

Buralarda yemek yiyin: Sydney yeme içme konusunda çok iyi. Akşam: Tetsuya’s, Rockpool, Cafe Sydney, Longrain, Billy Kwong. Öğlen: Bills, Marque, Bird Cow Fish, Manta. Hunter Valley’de Leaves & Fishes ve Shaky Tables. Shaky Tables’da masaların üstündeki ahşaplar yamuk yumuk. Tabaklar, bardaklar eğri duruyor. Sahipleri sanatçı. Burası aynı zamanda otel. Duvarlardaki resimlerden, odalardaki yastıkların işlemesine kadar kendileri yapmışlar.

YENİ ZELANDA

Christchurch
bahçeleriyle ünlü bir şehir. Her sene en güzel bahçe yarışması yapılıyor. Bir de çok güzel bir müzeleri var. Yeni Zelanda’nın yerlisi olan Maorilerin sanatlarını burada görebilirsiniz. Müzenin bahçesi sanki sonsuz büyüklükte. Kendimi zaman içinde yürüyor gibi hissettim.
/images/100/0x0/55ea9f41f018fbb8f88c099e


Mount Cook, buzulların ve buzul dağlarının olduğu bir milli park bölgesi. Mount Cook’a bir akşamüstü vardık. Güneşin karların üzerindeki yansıması, dağın sipsivri yüksekliği büyüleyiciydi. Birçok farklı tırmanış ve dağ yürüyüşü parkuru var. En kısası 16 saat sürüyor. Rehber eşliğinde yapıyorsunuz tabii hepsini. Sabah çok erken çıkıp, güneş doğuşunu dağda izliyorsunuz. Geçtiğiniz yerlerde altınızdan nehirler akıyor, minik şelalelerle karşılaşıyorsunuz, asma köprülerden geçiyorsunuz. Buzullar, muhteşem. Mavi-beyaz renkte, fonda sürekli bir ses, bir gürültü var. Bazen büyük bir gürültü eşliğinde dev bir parça kopuyor ve aşağı düşüyor. Bu turları gitmeden önce organize etmek gerek, çok talep var ve her gruba sınırlı sayıda kişi alınıyor. Helikopterle zirve turundan, at binmeye kadar onlarca seçenek var.

Queenstown, gördüğüm en güzel yerlerden biri. Bir tepeden inerek varıyorsunuz. Birden karşınıza çıktığında şoke oluyorsunuz. Bir gölün kenarında, dimdik dağların arasında kurulmuş. Küçük bir yer belki ama doğa sporları ve tur yapmak isteyenlerin üssü burası. Helikopterle film setlerine de buradan gidiyorsunuz, bungy jumping’e de. Dünyada ilk bungy jumping yapanın Yeni Zelandalı olduğunu biliyor muydunuz? Bir de Yeni Zelandalıların deli işine benzeyen sporları var biliyorsunuz. Hani şu balon içinde kendini bir tepeden aşağı bırakma gibi... Biz paragliding ve 4 bin metreden skydiving (paraşütle atlama) yaptık. Manzara o kadar güzel ki, korkmak bir yana, uçaktan atlamak için heyecan duyuyorsunuz. Öleceksem burada öleyim, dedim ben. Ama güvenlik süper, hiç lakayt değiller.

Yeni Zelanda’nın fyordları da buraya yakın. Ülkenin güneybatı kıyısında. Yüksekliği ikibin metreye yaklaşan dağlar arasında, yunuslar ve ayıbalıkları eşliğinde saatlerce bir gemide yolculuk yapıyorsunuz.

Buralarda yiyin: Akşam: Tatler, Gantel, 360 Degrees. Öğlen: Bathouse, Boardwalk, Prime.

Rotorua, Kuzey Ada’da volkanik oluşumların olduğu bir bölge. Hálá aktif volkanlar ve gayzer gölleri var. Masal ülkesi gibi. Her köşeden hayalet gibi buharlar, saatte bir kere patlayan ve 25 metre yükseğe buhar fışkırtan gayzer bacaları çıkıyor karşınıza. Bütün göller yeşilken, bir göl görüyorsunuz; Leonardo Di Caprio’nun oynadığı Beach filmindeki kumsal kadar beyaz kumlu ve suları turkuvaz rengi. Üstelik her 33 günde bir taşıyor ve bir nehirle birleşiyor. Yürüdüğünüz yerdeki sıcaklık normal ama toprağın azıcık içine bir derece sokuyorsunuz, 96 derece gösteriyor... Tur bitince çamur banyosuna giriyorsunuz. Rotorua, doğanın yarattığı bir Disney World gibi.

Rotorua yakınlarında ülkedeki en büyük Maori yerleşimleri var. Onları da ziyaret ettik. Maoriler eskiden yamyammış, birbirlerini bile yiyorlarmış. Ama şimdi bununla ilgili soru sorunca pek hoşlarına gitmiyor.

Auckland, yeni Zelanda’da gördüğümüz son şehirdi. Korunaklı ama çok rüzgar alan bir şehir. Nasıl şehirlerde herkesin otomobilinin olması normalse, burada da bir yelkenli sahibi olmak doğal. Yelkenli lüks değil, günlük hayatın bir parçası.

Buralarda yemek yiyin: Akşam: Harbourside Restaurant Seafood, Dine by Peter Gordon, GPK. Öğlen: Mink, Verve, People 8.

KİWİ İNSANLARININ ÜLKESİ

Yeni Zelanda’ya grup olarak gittiğinizde rehber almak zorundasınız. Ama bu bir avantaj. Çünkü rehberler aynı zamanda şoför. Onlar sayesinde yerel halka tanışıyor, hayat tarzlarını anlıyorsunuz. Farklı bir özgürlük hisleri var. Dünya içinde ayrı bir dünya yaratmış gibiler. Düşünsenize, dünyanın en güzel yerlerinden birinde yaşıyorlar. Dört milyon insan yaşıyor, 40 milyon koyunları var. Aslında köylüler ama bir taraftan da son derece modernler. Kendilerine Kiwi People / Kiwi İnsanları diyorlar. Ama bu kivi, meyve değil, sadece orada yaşayan bir kuş. Uçamayan, yürüyerek dolaşan bir kuş.

EN SEVDİĞİ 5 YER

á Hoi An ve Halong Bay (Vietnam) á EL Kalafate ve Buenos Aires (Arjantin) á Yuzi Paradise (Guilin, Çin) á Salina (İtalya)

á Formentera (İspanya)

seyahatte ne okuyor

Roman.

ne yiyor, ne içiyor

Yemeğe ve şaraba çok meraklı. Yabancı mutfakları ve yerel şarapları denemeden dönmüyor.

ne giyiyor

Aktif olmaya izin verecek şekilde rahat giyiniyor.

neyle seyahat ediyor

Yelkenli veya küçük tekneyle.

nerede kalıyor

Az odalı, sahiplerinin kurum değil de kişi olduğu otelleri seviyor.

kimle seyahat ediyor

Eşi Alp ile.

çantasının olmazsa olmazları

Defter-kalem, fotoğraf makinesi.

oradan ne alıyor

Gittiği yere özel el sanatları ile yapılan objeler alıyor.
False