GeriSeyahat Bozcaada şarap günlerine hazırlanıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bozcaada şarap günlerine hazırlanıyor

Bozcaada şarap günlerine hazırlanıyor

Bozcaada uzun ve soğuk geçen kış uykusundan uyandı. Zeytinlikler, bağlar çapalandı, sonbaharda uykuya yatırılan şarap fıçıları açıldı. Her yerde şarap ve zeytin kokusu var. Yazın ilk müjdesi Yöresel Tatlar Festivali oldu. Ada halkı şimdi 23 Haziran’da başlayacak, 7’nci Şarap Tadım Günleri’nin heyecanını yaşıyor.

Güzellik, yanına gizem de eklenirse rağbet gören, uğruna kanlar dökülen bir amaca dönüşür. Onu elde eden kişi gerçekten şanslıdır ve herkes bu galibiyeti tatmaya az ya da çok meyillidir. Bir insan ya da bir ülke. Belki de bir ada. Duruşu, konumu, varlık nedeni ve ihtişamı yeterince iyiyse fark etmez. Aklına girer, esir alır kişiyi. Tutkuya dönüşür. İzini sürmeye başlarsınız. Onu daha çok görmek ve yakın olmak için her şeyi göze alır, başkalarından kıskanır, sahiplenirsiniz. Bir hükümdarsanız emrinizdeki tüm askerleri o güzelliğe egemen olmak için seferber eder, gerekirse onları heba edersiniz. Şairseniz kaleminiz başka şeyleri değil, onu yazar bir tek. Hiçbir şeyi olmayan çulsuzun teki bile olsa insan orda yaşamak, onun koynunda ölmek için can atar. Orası artık sizin can evinizdir. Başka yerde hayat, hayat değildir. Döner dolaşır oraya gelir, orda yaşar, orda ölürsünüz. Bunu yapmaya gücü yetmeyen biz faniler ise ancak yılın belli zamanlarında başkalarının ölümcül tutkusu olan o eşsiz yerleri gezer dolaşır, anlamaya hissetmeye çalışır. Yani seyahat ederiz. Hiç yoktan iyidir.

 

HEMEN KARAR VERMEYİN

 

Şu an üzerinde belediyenin otoparkı bulunan nekropolde yapılan kazılardan anlaşıldığı kadarıyla tarihi MÖ 3 bin yıllarına dayanan Bozcaada işte böyle, çok eski tutkulara beşik olmuş gizem ve sihirler adası. Şarap Tadım Günleri öncesinde bir de baktık ki Yerel Tatlar Festivali düzenlenmiş. Kaçacak fırsat değil. Bir kadeh şarap, bir salkım üzüm ve Heredot’un ömür uzattığına işaret ettiği arkaik çağrısı ile Bozcaada kendine çağırdı beni. Üşenmek ne kelime, koşa koşa gittim. İlk kez gidenler Geyikli’den her sabah saat 9.00’da kalkan arabalı vapurla yavaş yavaş adanın büyüyen resmine yaklaşırken daha gösterişli bir yer görmeyi umduklarını fısıldaşıyordu. Çorak tepesi (Göztepe), minyatüre benzeyen beyaz evler ve ağaç yoksunu garip bir yere mi geliyoruz acaba kaygılarını, dudak büküşleri gördüm. Biraz daha bekleyin bakalım, dedim içimden. Yol yorgunluğu başka şeye benzemez, zümrüdüanka gelse horoz sanır insan. Bir kez daha fark ettim ki Çanakkale taraflarına acilen bir havaalanı yapılmalı. İstanbul’dan buraya gelmek 10 saat. İnsanın adayı tanıyacak gücü mü kalır? Yorgun bakışlarla bavullarını sürükleyen ziyaretçiler yavaş yavaş çarşının içinden geçerek istirahat edecekleri otel odalarına doğru dağılırken Bozcaada gizli bir bildiği varmış gibi bıyık altından gülüyor, ihtişamlı kalenin surlarına yansıyan mazinin kalın takvimi kim bilir ne hikâyeleri hatırlıyordu. Fazla değil birkaç saat sonra, öğlen saat 12.00-14.00 arasında belediye hoparlöründe insana ıssız bir yerde olduğunu sıcak şekilde hatırlatan ses duyuldu: Adanın bekçisi kalede yöresel yemeklerin tadılacağı şenlik başlayacaktı.

 

SİZ DE DAVETLİSİNİZ

 

Bulunan sikkelerden Bozcaada’da çok eskilerde önemli bir darphane olduğu tahmin ediliyor. Adalıların Perslerden önce gümüşten sikke basmaya başladıkları düşünülüyor. Bir yüzünde Zeus ve Hera, diğerinde çift balta, kadeh ve üzüm salkımı varmış. Bunu duyduğumdan beri kalede, otların arasından karşıma çıkacak bir sikkenin hayalini kurdum. Belli mi olur? Hayat. Ama şimdilik bana sunulan zarif tatlarla yetinmeliyim. Adalı kadınlar adeta döktürmüşler. Zeytinyağı burda bardakla içilecek kadar hafif ve lezzetli. Sarmalarda ve pilavlarda kullanıldığında harikalar yaratıyor. Halk kendi zeytininden yağ çıkarmayı biliyor. Evlerindeki, küçük atölyelerindeki düzeneklerle hem de en hasından sızmayı üretebiliyor. Her yer zeytin ve şarap kokuyor.

 

Ertesi günü Ata Demirer’in filminde de adı geçen Ayazma’ya gittik. Burası herkesin dilinde. Hatta ünlü Truva atı hilesi gerçekleşirken Akha donanması adanın arka tarafında bir limanda (Ayazma tarafı) saklanarak anakaradan gelecek işareti beklemiş. İnsanın kanı çekiliyor. Kendimi o eski destanların ve yazıtların arasında dolaşan bir ölümsüz gibi hissediyorum. Burası gerçekten de öyle bir yer. Denizin orta yerinde bir adada olduğunuzu bilmek sisli bir dünyanın içinde uhrevi bir aydınlanma yaşatıyor. Mutlak olan tek şey bu ada ve kendi yalnız ruhunuzmuş gibi geliyor. Ayazma dışında burda birkaç plaj daha var. Adanın arka yüzünde elektrik bulunmayan konaklama yerleri mevcut. Bir tür Robinson Crusoe deneyimi yani. Birkaç saat kalıp tekrar merkezdeki şenliğe karışabilir insan. Güneşin saf teması, serin ve rıhtımda bile çocukların dalış gösterileri yaptığı tertemiz deniziyle Bozcaada’ya doyamadan geri geldim. Belediye ve adanın her türlü sosyal işlerini kotaran Boztid Derneği bu ayın son haftası herkesi şarap tatmaya bekliyor haberiniz olsun.

 

TENES’İN DOSTLUK KESEN BALTASI

 

Derler ki: Denizlerin efendisi Poseidon’un kim bilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kralmış. Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce babası tekrar evlenmiş. Fakat üvey anne Philomene, Tenes’e iftira etmiş. Üstelik kendine yalancı tanık olarak bir kavalcı bulmuş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Tenes’in büyükbabası Poseidon’un yardımı ile boğazdan geçerek Leukophrys kıyılarına ulaşmış. Ada halkı Tenes’i alıp kral yapmış ve adanın isimi Tenes’in Adası anlamına gelen Tenedos olmuş. Kyknos kısa süre sonra oğluna atılan iftirayı anlamış ve oğlundan özür dilemek için Leukophrys’e hareket etmiş. Tenes babasının gemilerinin limana yanaştığını görünce elindeki balta ile gemilerin halatlarını kesmiş. Yunanistan’da kullanılan “Tenes’in baltası ile kesmek” deyimi buradan gelmekteymiş. Bir kişi biriyle görüşmek istemediği zaman “Tenes’in baltası ile kesti” denilmesinin nedeni de buymuş. Bunu öğrendikten sonra ben de dünya gailesi ile ilgili tüm bağlarımı Tenes’in baltası ile kestim gitti!

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle