GeriSeyahat Bodrum ve Bafa Gölü’nün gölgesinde kalsa da birkaç saatten fazlasını hak ediyor: MÄ°LAS
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bodrum ve Bafa Gölü’nün gölgesinde kalsa da birkaç saatten fazlasını hak ediyor: MÄ°LAS

Bodrum ve Bafa Gölü’nün gölgesinde kalsa da birkaç saatten fazlasını hak ediyor: MÄ°LAS

Birçokları için Milas, otoyol yapılmadan önce, Bodrum’a doyasıya eÄŸlenmeye giderken, içinden geçmek zorunda kalınan bir transit yeriydi. Ancak, merkezdeki birkaç görkemli ev, Milas’tan bir an önce geçip gitmek isteyenlerde bile, buranın geçmiÅŸini sorgulayacak kadar merak uyandırırdı. Bu kent, kendini bildi bileli, Bodrum ve Bafa Gölü’nün gölgesinde kaldı ve turistten yana pek ÅŸansı olmadı. Bugün en meraklı turist bile, burada birkaç saatten fazla geçirmiyor. Oysa Milas, bundan fazlasını hak ediyor. Her ne kadar eski ÅŸehrin güzellikleri, çarpık yapılaÅŸmanın yanında sönüp gittiyse de Milas’ın hálá kendine özgü bir rengi var. Özellikle deÄŸiÅŸik din ve milletten insanların birlikte uyum içinde yaÅŸadıkları eski kozmopolit mahallelerin en iyi örneklerini burada görmek mümkün. Rumlar’ın ve Yahudiler’in, Milas’ın toplumsal yaÅŸamında önemli bir yeri vardı. Sanat, zanaat ve ticarette, büyük bir paylaşım söz konusuydu. Bugün Milas’ta halen süren bir gelenek de Yahudiler’den geliyor. ÖrneÄŸin, Yahudiler, 1930’larda şık giyinerek, kentin merkezinde Süsyolu’nda akÅŸamları, ailece gezerlerdi. Zaman içinde, bundan hoÅŸlanan yerli halk da, bunu örnek aldı. Milas’ın salıları kurulan meÅŸhur bir pazarı var. Bu pazar, o kadar canlı ki, haftanın her günü ayrı bir pazarın kurulduÄŸu Bodrum’dan bile buraya turlar düzenleniyor. Burada, en çok bal, zeytin, taze toplanmış otlar ve özellikle toprak tonlarında Milas halıları satılıyor. Her ne kadar bu halılar, müzelerde görülen ünlü, Milas seccadeleri kadar güzel deÄŸillerse de, hálá ilgi görüyorlar. Sırf bordürlerden meydana gelen Ada Milas ve birçok baÅŸka türlerin yanında, Yılanlı Milas’ın ilginç bir öyküsü var... ÇocuÄŸu olmayan bir kadın vardır. Yıllar sonra bir çocuk doÄŸurur. Bir gün halı dokurken, bir yılan çocuÄŸunu sokarak öldürür. Kadın, halısına bir yılan motifi iÅŸler ve yere serer. Her gün yılanın üzerinde tepinerek acısını unutmaya çalışır. Bu yüzden birçok Milas halılarında yılan motifine rastlanabilir. Milas ya da Mylasa, Sodra Dağı eteklerinde, MÖ 3400 yıllarında, kendi adıyla anılan ovada kurulmuÅŸ. Antikçağ’da Karya’nın önemli dini merkezlerinden biri olan Mylasa, önce Karya’nın sonra da MenteÅŸe BeyliÄŸi’nin baÅŸkentliÄŸini yapmış. Tüm Karya’nın ulusal tanrısı Zeus Karios’un mabedinin burada olması, burayı bir haç merkezi haline getirmiÅŸ. ÅžEHÄ°R TURUMilas Ovası’na hakim, Hıdırlık Tepesi’nin eteÄŸindeki, Gümüşlük Mahallesi’nin ortasında, çocukların oynadığı bir parkın içinde, böylesine çarpıcı bir mezar anıtına rastlamak gerçekten ÅŸaşırtıcı. Gümüşkesen Mezar Anıtı’nı bulabilmek için, merkezde olan tabelaya raÄŸmen, kent içinde mutlaka birkaç kiÅŸiye sormak gerekiyor. KadıaÄŸa Caddesi’nden 500 metre ileride bulunan, iyi korunmuÅŸ bu anıt, MÖ 1. yüzyıla ait. Dünyanın yedi harikasından biri olan, Halikarnas (Bodrum) Mausoleum’u örnek alınarak yapılmış ve adeta onun bir minyatürü. Gri ve beyaz mermerden yapılmış, dikdörtgen mezarın üzerinde, sütunların taşıdığı, piramit ÅŸekilli bir tavanı var. Çatısı, kabartmalar, bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiÅŸ. Ayrıca, bir zamanlar bu süslemelerin renkli olduÄŸunu gösteren boya izleri de var. Gömü odasının üstündeki, huni biçimli delik, yas tutanların bu odaya kutsal sıvı akıtmaları için kullanılıyordu. Anıtın karşısında, bir süre önce taÅŸları çalınan ancak yakın bir zamanda onarılan Yahudi mezarlığı var.Hisarbaşı Tepesi’nin batı yamacı, kentin yerleÅŸim bölgesi, aynı zamanda da çarşısı. Belediye’nin önünde, Belen Camii var. Bu geç Osmanlı Devri’ne ait caminin yapımında, antik devÅŸirme malzeme kullanılmış. Ancak buraya uÄŸramaktaki neden, bu camiyi ziyaretten çok, 18. yüzyıla ait ÇöllüoÄŸlu Hanı görmek. Bu han, AÄŸa Camii’nin yakınındaki medreseye vakfiye olarak 18. yüzyılda yaptırılmış. Ä°ki katlı, üzeri kiremit çatılı hanın avlusunun etrafında, çift katlı odalarının çoÄŸu bugün yıkık olsa da, bazıları hálá kullanılıyor. Kimisiyse hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Burası, Batı Anadolu’nun ender restore edilmemiÅŸ kervansaraylarından ve salı günleri, Milas pazarına gelen civar köylerin insanları halen atlarını ve eÅŸeklerini burada bırakıyorlar.ÇöllüoÄŸlu Han’dan aÅŸağıya, Arasta’yı geçince, Firuz PaÅŸa Mahallesi’nde, mavi, beyaz mermerden yapılmış, Milas’ın en güzel Türk yapısı, Firuz Bey Camii var. Mermerinin renginden dolayı, buraya Gök Camii de deniyor. 1394 yılında, MenteÅŸe BeyliÄŸi’nin Osmanlılar’ın eline geçmesinden hemen sonra, Sultan Beyazıt’ın MenteÅŸe Valisi, Hoca Firuz Bey tarafından yaptırılmış. Bahçesi, medrese odalarıyla çevrili. Kubbesi ise kurÅŸunla kaplı. Bu nedenle KurÅŸunlu Cami adını da almış. Mihrabı, stalaktit, arabesk ve sülüsle yazılmış Kuran ayetleri süslüyor. Pervazında mimar ve nakkaşın isimleri yazılmış. Ancak, 1875 yılında yerlerinden sökülerek Ä°stanbul’a götürülen orijinal minber ve kapısının nerede olduÄŸu bilinmiyor. Özellikle kubbesindeki kalem iÅŸleri görmeye deÄŸer. Milas’ta camiler, ancak namaz saatlerinden önce ya da sonra ziyaret edilebiliyor. Firuz Bey Camii için Ä°mam Mustafa Bey’i (0542 558 58 97) ararsanız, bu saatler dışında da size yardımcı olabilir.PTT’nin arkasında, Tabakhane Caddesi ve yan sokaklarında dolaşırken, Milas’ın en eski ve güzel evlerinin sıralandığı bölgeye varılır. 19. yüzyılda tütün ve pamuk sayesinde, Milas zenginleÅŸmiÅŸ ve bu dönemde, Yunan, Ermeni ve Yahudiler bu mahallelere yerleÅŸmiÅŸlerdi. Tabakhane Caddesi’ni dik kesen Hisarbaşı Sokak’ın giriÅŸinde, duvarda, sarı bir tabela üzerinde, Uzunyuva yazar. Bu sokakta, birkaç dakika ilerledikten sonra, adını üzerindeki leylek yuvasından alan, 3.35 metre yüksekliÄŸinde bir sütun göreceksiniz. Bu bölgede, Zeus’a adandığı öne sürülen üç tapınaktan geriye kalan tek kalıntı, bu sütun ve köyle içiçe olan bazı duvarlar. Tapınağın taÅŸlarının çoÄŸu, yeni yapıların inÅŸaasında kullanılmış. MÖ 1. yüzyılda yapıldığı sanılan bu mabedin adı, Zeus Karios idi.Uzunyuva’dan tekrar caddeye çıkınca, tepeden aÅŸağıya inerken, ÅŸehir duvarlarına ve dağın eteÄŸinde, üzerinde bir yazıt olan Osmanlı Köprüsü’ne rastlanır. Köprünün karşısındaki, kentin en eski camisi olan, 1330 tarihli Orhan (AÄŸa) Camii’nin yanında, kent surlarının en belirgin kalıntısı, Baltalı Kapı var. AntikçaÄŸda, Baltalı Kapı’dan baÅŸlayıp Labranda’da sona eren ve uzunluÄŸu 12 kilometreye ulaÅŸan, mermer bir kutsal yol varmış. Bazılarına göre, bu kapı aslında bir su kemerinin parçası ya da bir zafer takı. MÖ 2. yüzyıla ait bu kemerin diÄŸer tarafına geçince, kilit taşında, Labrys (çift ağızlı balta) kabartması, Karya’da krallığın, aynı zamanda da Zeus’un simgelerindendi. Milas’ın en büyük camisi, Åžair Ulvi Akgün Caddesi’ndeki, 14. yüzyıla ait Ulu Cami. Duvar örgüsünde neredeyse tamamına yakın antik devÅŸirme malzeme kullanılmış. Bazı blokların üzerinde yazıtlar var. Süslemelerin arasında bulunan, çift yüzlü balta ve zıpkın gibi kabartmalar, caminin dış duvarlarını adeta bir açık hava müzesine dönüştürüyor. Sonradan ilave edilmiÅŸ olan minaresine, 33 basamaklı, açık bir merdivenle çıkılıyor. Ezanın okunduÄŸu yer, merdivenin bitiminde deÄŸil, binanın üzerinde. Caminin simetrik olmayan mimarisi burayı özellikli yapıyor. Ayrıca dışarıdaki payandalar ve kubbe ile örtülü mihrabı, bir Bizans kilisesini andırıyor. Caminin dışında bir tur atmayı ihmal etmeyin. Dış duvarına bitiÅŸik kemerin altında çocuklar oynuyor, insanlar geçiyor.Ulu Cami’nin hemen karşısında, Ä°nönü Caddesi ile Köprülüler Caddesi’nin kesiÅŸtiÄŸi yerde, Milas ve çevresindeki kazılarda çıkarılan eserlerin sergilendiÄŸi, Arkeoloji Müzesi (haftasonu hariç, her gün 08.30- 12.00 ve 13.00- 17.30 arası açık, 0252 512 39 73) var. Müzede, iki koç ile birlikte görülen bir Artemis heykeli, seramik kaplar, altın ziynet eÅŸyaları, mezar stelleri, büstler ve bahçesinde de Yahudiler’e ait mezartaÅŸları var. Bugüne kalan, geleneksel Milas evleri, çoÄŸunlukla 19. yüzyıla ait. Ä°ki katlı, cumbalı, avlulu evlerin, alt katı, depo ve kiler, üst katıysa oturma alanı olarak kullanılıyor. Mutfak, ahır ve tuvalet, avlunun bir köşesinde. Her evin bazen ‘’yaz odası’ olarak adlandırılan manzaralı bir boÅŸ odası vardır. Ev sahibinin ekonomik durumuna göre, ahÅŸap tavanlar sade ya da geometrik desenlerle süslüdür. Tabakhane Caddesi, geleneksel Milas evlerinin en yoÄŸun olarak görülebildiÄŸi bölge. Milas’ın sokaklarında gezerken, MuÄŸla tipi olarak adlandırılan kiremit bacaları farkedeceksiniz. Ancak buradaki evlerin birçoÄŸu, yıkık ya da bakımsız. Buna raÄŸmen mermer merdivenleri ve süsleriyle, Milas halkının zengin kozmopolit yaÅŸamını anlatmaya yetiyor. Ancak ilçe merkezindeki, Cumhuriyet’in ilk döneminde Avrupa’dan gelen mimarlardan etkilenerek yapılmış olan Servet Akgün, Murat MenteÅŸe, Nedime Beler, Selahattin OÄŸuz evleri gibi evler, Milas evlerinden farklı olarak, çok iyi restorasyon görmüşler. Bunların Milas evlerinden farkı, dışa kapalı yapılmışlar, mutfak ve tuvaletleri de bina içinde. Bu güzel evlerden birini, 1927’de Milas eÅŸrafından Murat MenteÅŸe, Fransız asıllı eÅŸi Suzan MenteÅŸe için yaptırmış. Çift, uzun yıllar bu evde oturmuÅŸ, ancak 1976’da Suzan Hanım ölmüş. Bugün bu evde hálá torunları oturuyor. Ev, Milaslılar tarafından, ‘Madam Murat’ın Evi’ olarak biliniyor. BEÇİN (PERÇİN) KALESÄ° Milas- Ören yolu üzerinde, 5 kilometre mesafede, Milas Ovası’na hakim bir düzlükte, Bizans ve MenteÅŸe BeyliÄŸi’ne ait yapılar var. MenteÅŸeoÄŸulları, savunma kolaylığı için, hükümet merkezini buraya taşımış ve burayı baÅŸkent yapmışlar. Milas’tan 200 metre yükseklikteki bu doÄŸal kaya üzerindeki kaleye, bugünkü küçük bir yerleÅŸim olan, yeni Beçin (Mutluca) içinden saÄŸa sapan bir yolla ulaşılıyor. Bu bölgede yapılan kazılarda bulunan seramik parçaları ve duvar kalıntıları, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans döneminde, burada yoÄŸun bir yerleÅŸimin ve kültürün varlığını gösteriyor. 1261 yılında antik Karya bölgesi, Emir MenteÅŸe tarafından ele geçirilir. MenteÅŸe Bey’in torunu Orhan Bey, baÅŸkenti Milas’tan Perçin’e taşır ve Perçin kısa bir zamanda geliÅŸir. Perçin, 1391’de Osmanlı egemenliÄŸine geçer ve bunun üzerine MenteÅŸe BeyliÄŸi baÅŸkentini Balat’a (Milet) taşır. Bu devirden sonra Perçin önemini kaybeder.Beçin’de, 14. yüzyıla ait hanlar, hamamlar, konaklar ve medreseler vardı. Bu yapılar, zamanında kayaya oturtulmuÅŸ olduklarından, kent terkedildiÄŸi halde, ayakta kalabilmiÅŸler. İç Kale’de, Bizans ÅŸapeli kalıntıları, Helenistik devre ait bir oda mezar ve antik duvar kalıntıları var. Burada terkedilmiÅŸ evler ve önemli sayılabilecek tek kalıntı olan küçük bir Konak Hamamı var. Kalenin dışındaki en kayda deÄŸer yapı, kentin parlak devri, 14. yüzyılın ikinci yarısında hükmetmiÅŸ olan Ahmet Gazi tarafından yaptırılmış, zeytin aÄŸaçlarının içindeki Büyük Hamam. Ahmet Gazi Medresesi içindeki mezar ve yanıbaşındaki iki çınar aÄŸacı da bugün bir adak yeri. Aynı zamanda burada mevlütler de okunuyor. Türbede bulunan üç mezarın Ahmet Gazi, eÅŸi ve bir yakınına ait olduÄŸu sanılıyor. Buraya gelen ziyaretçiler, evliya mertebesine ulaÅŸmış Ahmet Gazi’nin mezarı başında dua eder, yanındaki asırlık çınarın başında kurban keser, geleneÄŸe uygun olarak da, bu kurbanı piÅŸirerek, yakınlarına bir adak ziyafeti sunarlar. Ahmet Gazi Medresesi karşısında, 1331 tarihli, harap durumdaki, Orhan Bey Camii var. Caminin biraz ilerisinde, iki katlı Kızılhan bulunuyor. Tonozlu tek bir mekandan oluÅŸan hanın, Osmanlı devri öncesine ait bir mimari tarzı var. Kalenin dışında, Kepez mevkiinde, surların doÄŸusunda, külliye izlenimi veren bir kompleks var. Burada, kalenin 1,5 kilometre güneyinde, 14. yüzyıla ait Yelli Camii, Kara PaÅŸa Medresesi (Zindan Han) ve mezarlıklarda 14.-15. yüzyıllara ait mezar taÅŸlarının en güzel örnekleri var.Milas civarında tarih turuLabrandaMilas giriÅŸinden hemen önce, solda, bir tabelada ‘Labranda’ yazar. Yedi kilometre mesafedeki Kargıcak Köyü’ne kadar dolmuÅŸlar çalışıyor. Buradan Labranda’nın bulunduÄŸu Kocayayla’ya, bir yedi kilometre daha var. Kargıcak Köyü’ne kadar dolmuÅŸla vardıktan sonra, devam etmek için, bu yolu tırmanmanız gerekiyor. Ya da çoÄŸu bu köyde oturan kamyon ÅŸoförleri, sizi memnuniyetle Labranda’ya kadar çıkaracaktır. 600 metre yükseklikteki bu yaylaya vardığınızda, antik kent olduÄŸu gibi karşınıza çıkmaz. Zar zor görünen bir levhanın ardından, derme çatma tahta bir kapıyı geçince, çam ve çınar aÄŸaçlarının arasından yukarı çıkmalısınız. Burada Labranda, etkileyici konumuyla karşınıza çıkar. Kent hakkında elinizde herhangi bir bilgi yoksa, çekinmeden buranın sadık ve arkeoloji meraklısı bekçisinden sizi gezdirmesini ve bilgi vermesini isteyebilirsiniz. Gezinin sonunda da, antik kentin bir köşesinde ailesiyle birlikte yaÅŸadığı evinin önünde, eÅŸi size çay ikram edecektir. 1948’te burada Ä°sveçliler tarafından baÅŸlatılan ve bugün halen devam etmekte olan kazılar, Zeus’a adanan bu kutsal alanı ortaya çıkarmış. MÖ 4. yüzyılda, Halikarnas ve Milas hükümdarları, buradaki yapıları Zeus kültü adına yapmışlar ve burayı yaz aylarında sıcaktan kaçabilecekleri bir yayla olarak kullanmışlar.Antik dönemde Labranda, Beçin’den baÅŸlayıp, Milas’ın içinden geçerek Alabanda’ya kadar uzanan yolun üzerinde bulunan bir kült merkeziydi. Yaklaşık beÅŸ metre geniÅŸliÄŸinde ve büyük granit bloklarla döşenen bu kutsal yolun kalıntılarına, Labranda yakınlarında hálá rastlanıyor. Antik kentin en etkileyici yapısı olan, çatısı dışında saÄŸlam kalabilmiÅŸ ve erkeklere ayrılmış oda anlamına gelen Andron’da kutsal şölenler yapılırdı. Hemen yanı başında, Dorik sütunlarıyla görülen yapılar rahip evleriydi. Buranın doÄŸusunda bulunan ve zamanın en güzel yapılarından biri olan Zeus Tapınağı’ndan etrafa dağılmış birkaç taÅŸtan baÅŸka bir ÅŸey kalmamış. Daha yukarıya baktığınızda, Akropol’e çıkarken, MÖ 4. yüzyıla ait bir mezar, Milas’ın hükümdarı Ä°drius ve ailesine aitti. Gözünüzden kaçması mümkün olmayan bir yapı da, 12 metre geniÅŸliÄŸindeki merdivenler. Bu merdivenlerden inilince, alt terasa, anıtsal giriÅŸlere ve kutsal yola ulaşılırdı. Stratonikeia Ä°zmir- MuÄŸla yolu üzerinde, Bodrum yoluna girip, YataÄŸan’ı geçtikten yedi kilometre sonra, sağınızda, kömür ocakları göreceksiniz. YataÄŸan Termik Santralı’nın dumanları ve çevredeki aÄŸaçların yanmış yaprakları da dikkatinizi çekecek. Burada bir tabela bir kilometre içerideki antik kent Stratonikeia’ya iÅŸaret eder. Burası aynı zamanda, artık sadece 8-9 hanenin yaÅŸadığı, Eskihisar Köyü. Antik kenti gezerken, kalıntılardan farklı olarak gözünüze çarpacak olan büyük ve bakımlı evler eski köyün aÄŸalarına ait. Bu antik kentin en ÅŸaaÅŸalı devri, Roma Ä°mparatorluÄŸu zamanı. Kahvenin birkaç adım ilerisinde, gymnasion var. Köyün ucunda, kutsal yolun hemen dışında, madenin karşısındaki Anıtsal Kapı bulunuyor. Yolun kenarında iyi korunmuÅŸ ve nekropolden geriye kalan, tek yeraltı mezarı var. Evlerin, kentin duvarlarıyla içiçe olduÄŸunu göreceksiniz. Ayrıca, hepsi tabelalarla iÅŸaretlendirilmiÅŸ, Bouleuterion ve kahveyi arkanıza alıp saÄŸa, yolun sonuna gidince tiyatro var. Kutsal yol ve nekropol ne yazık ki kömür madeni yüzünden feda edilmiÅŸ. Ä°assosMilas- Ä°zmir karayolunun 12. kilometresinde, Köşk köyünün bulunduÄŸu sapaktan 17 kilometre sonra Ä°assos’a varılır. Ayrıca Milas- Bodrum yolunun 11. kilometresinden saÄŸa sapan yol da buraya çıkar. Güllük’ten tekneyle de bu antik kente gitmek mümkün. Ä°assos, deniz ve denizcilikle ilgili öykülerin kenti. Hatta kentin sikkelerinde, bir yunusu kendine arkadaÅŸ edinmiÅŸ olan ve onunla birlikte yüzen bir çocuk tasvir edilir. Efsaneye göre, bir gün, yunus çocuÄŸu denizde gezdirirken, yüzgeçlerinden biri çocuÄŸun ayağına batar ve çocuk kan kaybından ölür. Yunus üzüntüsünden çocukla birlikte karaya çıkar ve tekrar denize dönmeyerek kendisini ölüme terk eder. Bir baÅŸka çok anlatılan hikayeyse, bir müzisyenin ancak balık pazarının açılışını haber veren çanların çalınmasına kadar kendini dinletebildiÄŸi... Geriye tek bir kiÅŸi kalır, o da sağır olduÄŸundan, çarşı çanını duymamıştır. Müzisyen ona sanata saygısından dolayı teÅŸekkür ettiÄŸinde, o da balık pazarının açıldığını anlar ve koÅŸa koÅŸa diÄŸerlerinin arkasından gider. Kentte görülen yapılar; Helenistik ÅŸehir duvarlarının kapısı, Roma devri Bouleuterion’u ve Agora... Buranın en ilginç yapısı ise, bir Roma villası olan ‘Mozaikler Evi.’ Tiyatrosu ise taÅŸları, Ä°stanbul’daki dalgakıran için sökülüp götürülmeden önce Ä°asos’un en görkemli yapısıymış.EuromosBafa Gölü’nü geçtikten sonra, Milas’a 12 kilometre kala, Selimiye kasabasına dört kilometre mesafede, yolun hemen solunda, zeytin aÄŸaçlarının arasından yükselen sütunları göreceksiniz. Euromos antik kentinin, Zeus Tapınağı’ndaki 32 sütunundan sadece 16’sı geriye kalabilmiÅŸ. Burada, M.Ö. 6. yüzyılda bir Karya kült yeri vardı. Helenistik devirde, Zeus kültü, daha önceki tanrıyla birleÅŸti. Euromos, Helenistik ve Roma devirlerinde, önem bakımından Milas’la rekabet edebilirken, Bizans zamanında önemini kaybetti. Tapınak, Roma Ä°mparatoru Hadrian zamanında yapılmış ancak hiçbir zaman bitirilememiÅŸ. TapınaÄŸa birkaç yüz metre mesafedeki kentten ancak bir kulesi ayakta kalabilmiÅŸ surlar ve çok harap durumdaki, ancak beÅŸ sırası görülebilen tiyatro var. Halk arasında Euromos’a, sütunlarından dolayı ‘’Ayaklı’’ da deniyor. ÇOMAKDAÄž KÖYLERÄ°Milas’a gelmeden hemen önce, solda Labranda yazan tabeladan dönünce, BeÅŸparmak DaÄŸları’na tırmanan yol, ÇomakdaÄŸ yamaçlarında bulunan Ä°kiztaÅŸ, ÇomakdaÄŸ (KızılaÄŸaç) ve Ketendere köylerine doÄŸru çıkar. Bunlar, ÇomakdaÄŸ Köyleri. Bu köyler, mimari dokularını fazlasıyla kaybetmiÅŸ olsalar da geriye kalan taÅŸ evleri, özgün bacaları, aşı boyalarla renklendirilmiÅŸ, nakışlı kapıları, pencereleri, dolap kapakları ve tavan göbeklerindeki ahÅŸap işçiliÄŸiyle karakterlerini hálá bir ölçüde koruyorlar. Bundan 50 yıl önce, Söke Ovası’nda pamuk ekmeye giden köylüler, buradan kazandıkları parayla, bu daÄŸlarda arazi satın alıp buralara zeytin dikmiÅŸler, zeytinden elde ettikleri kazançla da Milas Ovası’nda kendilerine tarlalar alarak daha rahat yaÅŸamaya baÅŸlamışlar. Çomakdağ’ın arkasında bir taÅŸ ocağı var, ancak artık köylerde, zahmetli ve pahalı olan taÅŸ evler deÄŸil, tuÄŸla ve beton olanlar gözde. Köylülerin, her ÅŸeyden üstün tuttukları tek ÅŸey, düğünleri. Turizmle pek tanışmamış bu köylerde, eski taÅŸ evlerde yaÅŸayanlar, ellerindekinin deÄŸerini ne kadar biliyorlar belli deÄŸil ama dışarıdan gelenleri buyur etmekte tereddüt etmiyorlar. Milas’tan, Ä°kiztaÅŸ yaklaşık 20, ÇomakdaÄŸ (KızılaÄŸaç) 15, Ketendere 13 kilometre mesafede. ÇomakdaÄŸ ile ilgili her türlü bilgiyi, Muhtarlık’tan alabilirsiniz. Muhtar Ali Ãœsküdar, 0252 544 80 01, 0542 242 16 39.KAÇINMilas’tan geçip gitmekLabranda yolunda, karşınıza her an bir kamyon çıkabileceÄŸini bilmemekBeçin Kalesi’ni ve etrafındaki yapıları gezmemekYAKALAYINBir ÇomakdaÄŸ düğününe misafir olmakLabranda’nın bekçisinin ikram ettiÄŸi, Labranda kaynak suyundan yapılmış çaydan içmekFiruz Bey Camii’nin cennet gibi bahçesinde dinlenmekÂ
False