GeriAvrupa O geceyi nasıl yaşadım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

O geceyi nasıl yaşadım

O geceyi nasıl yaşadım

9 Kasım 1989 akşamı. Saat 07.00’ye yaklaşıyor. Herkes, Doğu Almanya’da iktidar partisi Sosyalist Birlik (SED) sözcüsü Günther Schabowski’nin basın toplantısına kilitlenmiş. Televizyonlar, radyolar, Schabowski’nin basın toplantısını canlı vermek için bekliyor.

O geceyi nasıl yaşadımHAFTALARDIR Doğu Almanya’nın Leipzig, Doğu Berlin gibi büyük kentlerinde gösteriler var. Yüz binlerce insan “Açın Duvarı” sloganlarıyla sokaklarda. Gösterilerin nereye varacağı bilinmiyor.
Daha 5 ay önce özgürlük sloganlarıyla Pekin’in Tiananmen Meydanı’nı dolduran binlerce öğrenci tanklar altında ezilmiş, özgürlük hareketi bastırılmış.
Schabowski böyle bir ortamda kameralar önüne çıkıyordu.
Önünde kimsenin okuyamayacağı not kâğıtları vardı ve heyecanla beklenen kararı açıkladı:
“İsteyen artık Batı’ya seyahat edebilecek.”
Ancak Schabowski, kararın ne zamandan itibaren geçerli olacağını söylememişti.

‘HEMEN ŞİMDİ’
Bir gazeteci, “Karar ne zamandan itibaren yürürlüğe girecek” diye sordu. Bu soru karşısında bir süre tereddüt eden Schabowski, önündeki notları karıştırdıktan sonra, “Benim bildiğim kadarıyla... Şimdi... Şu andan itibaren” dedi.
Aslında karar ertesi sabah itibarıyla geçerliydi. Schabowski’nin açıklaması dalga gibi yayıldı. Binlerce insan sınır noktalarına koştu. Ama sınır polisi böyle bir emir gelmediği için bariyerleri açmıyordu.
Berlin Duvarı yanındaki Bornholmer sınır noktası önünde toplanmış binlerce Doğu Berlinli, “Mach das Tor auf, wir kommen wieder” (Açın kapıyı, biz yine geri geleceğiz) diye bağırıyordu.
O geceki görüntüler arasında yaşlı bir kadın Doğu Berlin sınır polisine, “Karşıda yaşayan kızımı iki yıldır görmedim. Bırakın beni, kızımı kısaca göreyim, hemen geri döneceğim” diye yalvarıyordu. Sınır noktasının batı yakasında insanlar, doğudan gelecek hemşerilerini karşılamak için bekliyordu.

GECE YARISI
Gece saat 24.00’e doğru sınır polisi bariyeri açtığında, bir polise bakıp bir ilerleyen insanlar, elleriyle kafalarını tutarak kendi kendine, “Bu şimdi bir rüya mı, yoksa gerçek mi?” diye soruyordu. Kimi sevinçten ağlıyor, kimi çığlık atarak önüne gelene sarılıyordu. İnsanlar Berlin Duvarı’nın üstüne çıkmış duvarın açılışını kutluyordu.
Duvar yıkılmadan önce Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi’nde öğrenim yaparken, Batı Berlin’i birkaç kez ziyaret ettim. Kentin simgesi Brandenburg Kapısı, aynı zamanda duvarın da simgesiydi. Üzerindeki dört atın çektiği arabada (Quadriga) ayakta duran Zafer Tanrıçası Viktoria, Batı’da arkadan görünüyordu. Ben atları ve tanrıçanın yüzünü merak ediyordum.
Günlük vizeyle Checkpoint Charlie sınır kapısından Doğu Berlin’e geçerken, insanı, “Hay Allah’ım doğru mu yaptım acaba?” diye korkutan Doğu Berlin sınır polisinin ürkütücü bakışları, kafamdaki albüme yerleşen en etkili resimler arasındaydı.
Ancak Doğu Berlin’e geçtiğimde tam bir hüsran yaşadım.
Dört atlı araba ve Viktoria, 400 metre öteden çember altındaydı. Girilmesi yasak bölgeydi.
İşte duvar yıkılınca, ilk iş Brandenburg Kapısı’nın altından geçerek, Viktoria ve dört atlı arabayı önden seyrettim.
30 yıl önce duvarın ve bölünmüşlüğün simgesi olan Brandenburg Kapısı, bugün artık birleşmenin ve özgürlüğün simgesi.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle