KEŞFET
EN İYİLER
ROTA

Uygulamada okumaya devam et.

Bahar aylarında mutlaka gidilmesi gereken yer: Ayvalık

1- Deşarj eden deniz

Ayvalık’ta Mayıs itibariyle deniz sezonu açılıyor. Atlas Okyanusu’ndan, Pasifik Okyanusu’na kadar birçok denizde yüzmeme rağmen Ege’nin berrak sularının yeri benim için çok ayrı. Yumuşacık kumlarının üzerinde güneşlendikten sonra çarşaf gibi dümdüz olan buz gibi denizinde ferahlamak oldukça deşarj edici… Kış ayının sizde bıraktığı yorgunluğu burada kısa süre içinde üzerinizden atabilirsiniz. Üstelik buradaki plajlar fiyat olarak Çeşme, Bodrum plajlarından çok daha uygun. Sarımsaklı’daki Aytaş Beach, Patricia Koyu’ndaki Sobe Beach ve Cunda Adası’ndaki Ortunç Beach (fiyat olarak diğerlerinden biraz daha fazla) benim favorilerim arasında. NOT: Bu yerleri tercih edecekseniz, önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın.




2- Tadı damakta kalacak lezzetler

“Rakı, balık, Ayvalık” sözünden anlaşılabileceği gibi Ayvalık’ta oldukça fazla balıkçı bulunuyor. Ayvalık’a tatile gelen birçok kişinin en büyük keyfi bu balık lokantalarına gidip, birbirinden leziz mezeler ve rakı eşliğinde güneşi batırarak akşam yemeği yemek. Ancak bu yerler dışında da Ayvalık’ta gidilebilecek çok güzel restaurantlar ve farklı lezzetler bulunuyor. Akşam yemeği için Cunda Adası’ndaki Ayna Restaurant’ı tavsiye ederim. Şık ve sade dizaynıyla İstanbul’daki lüks yerleri aratmayan bu mekânda benim favorilerim arasında meze tabağı ve karidesli makarna var.





Akşam yemeği için diğer önereceğim yer Yelken Restaurant. Güler yüzlü garsonları, geniş menü seçeneği ve mükemmel manzarasıyla bu restauranta güneş tam batmadan gitmenizi tavsiye ederim. Güne veda ederken, kızıl- pembe bir renge bürünen gökyüzünü Yelken Restaurant’tan izlemek oldukça keyifli. Sabah kahvaltı için ise Ayvalık tostu bir numaralı tercihim. Ayvalık’ta Ayvalık tostu yedikten sonra, yiyeceğiniz hiçbir tost sizi tatmin etmeyecektir. Eğer daha sağlıklı bir kahvaltı düşünüyorsanız Sızma Han Butik Otel’in denizin üzerindeki geniş terasında güne keyifli bir başlangıç yapabilirsiniz. Bunların dışında, Cunda Adası’nda yer alan Uno Restaurant’ta pizza yemenizi, Ayvalık’ın içinde yer alan Pino isimli küçük ve sempatik mekânda hamburger tatmanızı, Çamlık dondurmacısında isterseniz külahta isterseniz helva arasında dondurma denemenizi şiddetle tavsiye ederim.

3- Manzara, alışveriş ve dokusu bozulmayan Rum evleri

Yemyeşil doğasına hayran kalacağınız Ayvalık’ta içinize bol bol oksijen çekin. Kuş cıvıltılarıyla uyanıp, doğa yürüyüşleri yapmak burada gerçekten çok keyifli. Bu yemyeşil manzarayı görebileceğiniz en güzel nokta ise Şeytan Sofrası. Bu tepeye çıktığınızda ayak izinin içine bozuk para atma geleneğini ihmal etmeyin. Alışveriş deyince aklınıza büyük AVM’ler gelmesin. Ayvalık’ın çarşısında gezinebilir, Cunda Ada’sında tezgâhlarını kuran takıcılara bakabilir ve küçük antika dükkânlarında alışveriş yapabilirsiniz. Son zamanlarda adı oldukça sık duyulmaya başlayan Küçükköy ise alışveriş için ikinci durak. Burası bana küçük sevimli dükkânları ve kafeleriyle Alaçatı’yı andırıyor. Ayvalık’ın içinde ve Cunda Adası’nda sokakları keşfetmek için küçük bir yürüyüşe çıkarsanız dokusunu koruyan Rum evlerini görebilirsiniz. Kocaman taş binarın renkli kapıları, daracık sokakların gizemli havası ve arnavut kaldırımları fotoğraf çekmek için ideal.

 

Fotoğraflar: Dila ATSAN

 

Yazının devamı...

Maldivlerle ilgili çarpıcı bilgiler

Öncelikle Maldivler’i biraz tanıyalım… 

Hint Okyanusu’nda yer alan aşk adasında 25 atolde 1200 ada bulunmaktadır. Maldiv Adaları, demokrasiyle yönetilen Müslüman bir ülkedir. Kullanılan para birimi Maldiv Rufyaası’dır. Resmi dilleri ise Dhivehi’dir.

Maldivler’e gitmenin tam zamanı

Mevsim olarak 12 ay boyunca 26-31 derece arası değişim gösteren adada, her zaman yağmur yağma ihtimali vardır. Ancak Ocak – Mart arası kuru iklim olarak geçtiği için bu dönemlerde yağmur yağma olasılığı en azdır ve Türkiye’de kış mevsimi yaşanırken, deniz tatili yapmak isteyenler için bu tarihler mükemmeldir.



Herkese hitap eden ada

Ada her ne kadar balayı tatilleriyle ünlenmiş olsa da, düğün organizasyonları da son zamanlarda revaçtadır. Hatta çocuklu aileler ve yalnız başına adada kafa dinlemeye gidenlerin sayısı da gün geçtikçe artmaktadır.


Doğal dokuyu hissedin

Adada düzenli olarak ilaçlama yapıldığı için böcek ve sinek görme olasılığı çok azdır. Okyanus sularının korkulu kabusu olan köpekbalıkları ise Maldivler’de tehlike teşkil etmemektedir. Maldivler’de bugüne kadar hiçbir köpekbalığı saldırısı olmamıştır. Doğal yapıya önem verilen adalarda yeşillikler ve masmavi denizin yarattığı harmoni göz kamaştırmaktadır. Yapılan tesislerin bitki örtüsü yüksekliğini geçmeme zorunluluğu vardır, bu sebeple doğal doku turist yoğunluğuna rağmen korunmaktadır.


Bunlara şaşıracaksınız

Dünyadaki en düz ülke olarak bilinen Maldivler’de 2 binden fazla balık çeşidi bulunmaktadır. Madivler’de birçok otel kaplumbağalara özel yuva hazırlar ve kaplumabağalar bu otellere yumurtalarını bırakmak için gelir. Maldivler’in başkenti Malé, dünyanın en küçük başkenti olarak bilinmektedir. Maldivler’in halk müziği Bodu Beru’dur ve pek çok tesiste bu gösteriler heyecanla izlenmektedir.


Maldivler halkının çalışma saatleri ise öğleden sonra biter, onlar için aile yaşantısı çok önemlidir. Bu sebeple herkes öğleden sonra çocuklarıyla ya misafir ziyaretine gider, ya da kumsalda vakit geçirir. Diğer egzotik adalara oranla Maldivler, dünyanın en çok su üzeri villasının olduğu adadır.

Yazının devamı...

Göründüğünden daha ilginç bir yer: Kapadokya

Yeryüzündeki en mitolojik yer olan Kapadokya; Hasan Dağı, Güllüdağ ve Erciyes’in volkanlarıyla kavrulduktan sonra rüzgarın dokunuşlarıyla şimdiki bu ihtişamlı görüntüsüne kavuşuyor. Ancak bu ilginç yeryüzü şekillerinin yanı sıra kendine has keşfedilmeye değer özellikleri de var bu bölgenin.

İç Anadolu Bölgesi’nin göbeğinde yer alan bu otantik doku; yurt dışında birçok yeri gezmiş, görmüş herkese daha önce hiç almadığı bir tat veriyor. Persler’den Romalılar’a kadar birçok medeniyeti içinde barındıran Kapadokya, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” demek olduğu için o şekilde de anılıyor.

 

Her sabah çalan alarm sesinin, işkence sesi gibi duyulmadığı bir yer burası. Yepyeni bir güne uyanmak burada insana hiç olmadığı kadar heyecan veriyor. Sabahın erken saatlerinde balona binmek için uyanmış bir sürü kişinin sevinci ve pembeden turuncuya dönen gökyüzünde balonların süzülüşü akıldan çıkmayacak kadar güzel bir manzara...

Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirlerinde yerin altına doğru bir yolculukla, yüz yıllar önce yaşayan insanların yağmalamalara karşı nasıl korunduğunu görmek tüyler ürpertici şekilde etkileyici. Şarap odalarından, mezar odalarına birçok bölüm bulunduran sığınaklarda yalnızca geceleri yemek pişirilmesinin sebebi ise bacadan çıkan dumanın gözükmesini engelleyerek gizliliklerini korumak. İnsan emeği ve doğanın iç içe yaşadığı Göreme Açık Hava Müzesi ise kayaların içine oyulmuş 18’den fazla kiliseyle görsel bir şölen sunuyor.

Dünyanın en ilginç müzesi Saç Müzesi’ni yine burada Chez Galip isimli seramik atölyesinin üst katında bulabilirsiniz. Ancak müzeyi gezmeden önce seramik atölyesinde seramik yapmak çok keyifli bir deneyim. 

Saç Müzesi’nin hikayesinden de kısaca bahsedelim. Atölye sahibi Galip Bey’in Fransız bir kadına aşkının simgesi olarak doğuyor bu müze. Ülkesine geri dönecek Fransız kadın, veda ederken bir tutam saçını Galip Bey’e bırakıyor ve o günden bugüne gelen tüm kadınlar saçlarından küçük bir tutam kesip bırakarak müzenin bir parçasını oluşturuyorlar.


Gün boyunca gözünüzü doyurduğu kadar midenizi de doyuran leziz yemeklere gelince kelimeler kifayetsiz kalıyor. Testi kebabından, Kayseri mantısına, birçok farklı reçelden, zeytinyağının ardından bandırılan zahtere ve neredeyse heryerde ikram edilen Kapadokya lokumlarına kadar uzanan birçok seçenekle karşılaşıp, sıcak ve soğuk şarap tadımları yapabilirsiniz.

Heyecanla uyandığınız gün biterken, 160 merdiven çıktıktan sonra bu yorgunluğun kesinlikle karşılığını alacağınız Uçhisar Kalesi’nin en tepesinde harika bir  gün batımı manzarası sizi karşılıyor. Gün biterken ise tüm güzelliği, gizemi ve ilginç hikayeleriyle beraber karanlığa gömülüyor Kapadokya...

Fotoğraflar: Dila Atsan




En Berrak Göl
Avusturya'da Yeşil Göl diye bilinen bu göl, dünyanın en berrak golü sayılıyor. İşte o görüntüler...

Yazının devamı...

Budapeşte'nin damak çatlatan lezzetleri

Budapeşte’nin gözbebeği gulaştan başlayalım. İlk görünüşte bir çorba gibi görünebilir ancak sulu görünüşü sizi aldatmasın. Bu yemek bir çorbadan çok daha fazlası! İçinde patates, havuç gibi sebzelerden parça parça etlere karın doyurucu birçok malzeme bulunuyor. 

For Sale Pub ise büyük porsiyonları ile bu ünlü yemeği tatmak için harika bir yer. Burada bir gulaşı rahatlıkla iki kişi içebilir ve tatmin edici bir şekilde doyabilir. Ayrıca For Sale’in ambiansının da size büyük keyif vereceğine eminim. İki katlı olan mekânda etrafı müşterilerin yazdığı notlar süslüyor. Fövam ter metro durağında inip bu mekana kolaylıkla yürüyebilirsiniz.

İkinci ünlü yiyecek ise Kürtőskalács. Okunuşu mu daha zor, yazılışı mı bilemiyorum ancak tadının şekerli tatlı sevenler için leziz olduğunu söyleyebilirim. Macaristan’a has bu değişik tatlıyı yapılırken izlemesi de ayrı keyifli.

Sokakta neredeyse her köşede yapılan tatlıyı Budapeşte’de yaşayanlardan aldığım duyumlara göre Street Cakes isimli yerde yemeniz gerekiyor. Sıcak sıcak yapıldıktan sonra hemen yenilmesi çok daha lezzetli olan bu tatlının sokaklara yaydığı şekerli, tatlı koku ise her turistin iştahını açıyor. Tatlının içine çikolata, şeker, meyve, dondurmadan siz hangisini koymak istersiniz?

1890 – 1894 tarihleri arasında yapılan New York Cafe’ye yalnızca tasarımını görmek için girip çıkanlar bile var. Ancak kalabalık sokağın ortasına gizlenmiş bu saray süslemeli huzur veren kafede oturup sıcak bir kahve içerek dinlenebilir ve piyanoda çalınan klasik şarkılarla keyiflenebilirsiniz. Yalnız kahve değil, dilerseniz çeşitli tatlılar ve yemekler de mevcut! Ancak porsiyonların çok büyük olmasını beklemeyin.

Akşam yemeği için Mazel Tov’a gitmelisiniz. Restaurantın samimi havası mı yoksa iştah açıcı yemeklerini mi daha çok sevdim karar veremiyorum. İsmi “tebrikler” anlamına gelen Mazel Tov bir Yahudi restaurantı. Küçücük kapısından geçince arkaya doğru uzanan kocaman bahçesi, yeşillikler ve ışıklarla süslenen iç dizaynı insana mutluluk veriyor. Bu ambiyansı koklayarak leziz yemeklerini yerken siz de bana burayı keşfettiğim için “tebrikler” diyeceksiniz. Ayrıca humus seviyorsanız burada mutlaka yemenizi tavsiye ederim.

Gozsdu Udvar gece canlılığı, her yerden gelen müzikleri ve küçük barlarıyla meşhur bir bölge. Eğer güzel bir kokteyl içmek istiyorsanız bu civarda yer alan Hosty Totsy’e gitmenizi öneririm. Buranın en değişik özelliği ise gündüzleri bir berber olması…

Küçücük bir mekan olan Hotsy Totsy’de canlı müzik eşliğinde tamamen damak tadınıza uygun kokteylleri içmeniz mümkün! “nın altını çizmek istiyorum, çünkü Hotsy Totsy’de siparişler değişik bir sistemle veriliyor. Garsona nasıl bir kokteyl istediğinizi anlatıyorsunuz, o da sizin tarifinize göre size uygun kokteyl hazırlatıyor. Menülerde kokteyller yok, belki bir içtiğinizi bir daha içemiyorsunuz bile! Ama içtiğim üç farklı çeşit kokteyl de tam damak zevkime uygundu. Bu nedenle pişman olmayacağınıza eminim.

Yalnız gece değil, gündüz vakti de Gozsdu Udvar’da güzel yerler bulmak mümkün. Örneğin modern bir kafe olan Cirkusz’un bol çeşitli kahvaltı menüsünden sabah saatlerinde bile midenizde küçük bir şölen verebilir, ardından yanında bulunan Vintage Garden Restaurant’ta tatlı yiyerek kahve içebilirsiniz. Vintage Garden Restaurant’ın da iç dizaynına aşık olacağınızı şimdiden hissediyorum!

Son olarak en sevdiğim yer olan Mr. Funk’ta hem gözünüzü hem de midenizi tatmin edecek en güzel milkshakeleri içmeniz veya donutları yemeniz mümkün. Yalnız dikkat! Fazla kalori içerir…

Fotoğraflar: Hepfly, Pinterest, Drinkadvisor, Raillife

Yazının devamı...

Budapeşte’ye gidiyorsanız bunlara dikkat!

Budapeşte’de “İki gün yeter daha fazlasına gerek yok” gibi yorumlar almıştım. Ancak bana beş gün bile yetmedi diyebilirim. Bunun nedeni turistik yerler dışında yemek, içmek, eğlenmek için birçok alternatif sunması. Budapeşte’yi iyice yaşamak istiyorsanız iki gün yeter diyen insanlara kulak asmayın.



Gelelim Macarlara. Türk insanının sıcakkanlılığına alışmış biri olarak ilk darbeyi yol sorduğumda yaşadım. Bir nevi hayat felsefesi “Sora sora Bağdat bulunur” olan bir kişi olarak gitmek istediğim yeri karşıma çıkan ilk kişiye sorduğumda cevap alamadım, ikinci sorduğum kişi tarafından azarlandım, üçüncü sorduğum kişi tarafından ise yanlış yere yönlendirildim.





Daha sonra bu yanlış yönlendirilme olayını birkaç kere daha yaşadım ve böylece telefonumdan internete girerek yol bulmaya karar verdim. Bu yüzden Budapeşte’ye gitmeden önce hangi operatörü kullanıyorsanız yurtdışı tarifeleri ile ilgili konuşmanızı öneririm.



Margaret Adası mı? Sakın!

“Margaret Adası güzel, eğer vaktiniz varsa gidin” diyeceklerdir ama Sakın! Tuna Nehri’nin ortasında yer alan bu adada hiçbir şey olmadığını söyleyebilirim. Gelelim bizim yaşadığımız talihsizliklere. Adaya vardığımızda her yerin inşaat içinde olduğunu gördük.



Bari gelmişken adada en ünlü olarak bahsedilen Japon Bahçelerine gidelim diye düşünmemiz ise yaptığımız en büyük hata oldu. 2 km yürüyüş parkurunu tamamladıktan sonra üç-dört farklı çiçek çeşidinin bulunduğu Göztepe Parkı’nın yarısı büyüklüğündeki yerin Japon Bahçeleri olarak adlandırıldığını fark ettik. Eğer yeşilliklerin arasında dinlenmek ve keyif yapmak istiyorsanız Hösök Tere (Heroes’ Square) yakınında olan City Park’ı öneririm.

Metroya binerken dikkat!

Toplu taşıma şehirde çok yaygın. Genç, yaşlı demeden herkes ulaşımını toplu taşımayla sağlıyor. Peki nasıl bilet alınıyor, ne yapılması gerekiyor? Otobüse binerken kontrol olmadığını bilet almadan binebileceğimizi Macar biri söylediyse de şehrin merkezi olarak kabul edilen Deák Ferenc Tér’de polislerin olduğunu gördük ve bilet aldık. Herkesin metronun başında duran polislere bileti gösterdiği gibi biz de biletimizi gösterip metroya bindik.

İki durak gittikten sonra indiğimiz yerde yine polisler bekliyordu. Turist olduğumuzu anlamış olacaklar ki, bizi çevirip biletlerimizi göstermemizi istediler. Elimizi çantaya atıp biletlerimizi çıkartmamızla polislerin yüzündeki ifadeden bir terslik olduğunu anladık. Evet, 30 Euro ceza! Biz inkar ettik, biletimiz var dedik. Ancak bileti okutmamız gerekiyormuş! Ama biz binmeden polislere gösterdik diyerek gevelediysek de eğer itiraz etmeye devam edersek de ücretin iki katına çıkacağını söyleyip 30’ar Euro’muzu güzelce aldılar. Üstüne üstlük bir ülkeyi ziyaret etmeden önce interneti açıp toplu taşıma kurallarını okumamızla ilgili bizi uyardılar! Yani siz Budapeşte’ye gitmeden internetten toplu taşıma kurallarını okuyun, biletinizi alın ve mutlaka makinalara okutun. Çünkü turist olduğunuzu anlayıp özellikle sizin biletinizi görmek istiyorlar.


 

Ayrıca Türkiye’de metrodan inip yeraltından yukarı doğru çıkan yürüyen merdivenlerin yaklaşık 4 kat hızındaki Budapeşte yürüyen merdivenlerinde düşme tehlikesi yaşamamak için dikkat etmenizi şiddetle öneriyorum.

Mont, mayo, şort, kazak... Hepsi tamam mı?

Budapeşte’de hava sürekli değişiklik gösteriyor. Sabah yağmurlu bir havaya uyanıp, öğleden sonra üzerinizdeki kıyafetlerden dolayı terleyip otele bırakmayı düşünürken akşam açık bir mağaza bulup mont almayı bile düşünebiliyorsunuz. Hava kaç derece olursa olsun Budapeşte’de yapılması gerekenlerden biri de termal havuza girmek. İçerisinde 16 farklı havuz bulunan Budapeşte’nin en ünlü termal havuzu Szechenyi’de havuza girmek için bizim gibi mağaza mağaza bikini, mayo, havlu, terlik aramak yerine bavulunuza koymanızı öneririm. Ayrıca havluyu Szechenyi’den de kiralayabiliyorsunuz.



Budapeşte’de para birimi olarak Forint kullanılıyor. Ancak Türkiye’den para Forint’e çevrilmiyor. Bunun için paranızı Türkiye’de Euro’ya çevirdikten sonra Budapeşte’ye vardığınıza Forint’e çevirmeniz gerekli. Bu işlemi yapmak için ise havaalanı ve turistik bölgelerdeki döviz büroları hiç uygun değil.  Kura ve komisyona bakarak paranızı çevirmenizi tavsiye ediyorum. Paranızı çevirmenize gerek yok, Euro da harcayabilirsiniz diyenler olacaktır. Evet, Budapeşte’de Euro ile de harcama yapılabiliyor ancak bu sizin için karlı olmaz. Çünkü mağazalar ve restaurantlar kuru daha farklı alıyorlar üstelik siz Euro verip karşılığında Forint alıyorsunuz ancak bunun hesabını yapana kadar bazı yerler eksik Forint getirerek sizi kazıklamaya bile çalışıyor.



Yoldan taksiye binmeyin!

Eğer taksi ihtiyacınız varsa kafasına göre ücret artıran dışarıda gördüğünüz taksiler yerine Fö taksi çağırın çünkü bu taksiler gideceğiniz yerin mesafesine göre ücreti önceden hesaplıyor ve kimseyi kazıklamıyor. Bunun için “Fötaxi Budapest” uygulamasını telefonunuza indirebilirsiniz. Budapeşte’de yaşayan herkes bu şekilde taksi çağırıyor. Havaalanına gidiş- dönüş için yine Fö taksiyi tercih edebilir ya da  http://shuttlebudapest.hu/ linkine girerek uygun ücrete shuttle ayarlayabilirsiniz.



Son olarak tatilinizde vicdan azabıyla yemek yiyip, döndüğünüzde ne kadar spor yaparak yediklerinizi yakacağınızı düşünmektense Budapeşte’ye gitmeden önce rejim yapmanızı öneririm! Çünkü Macaristan’ın en ünlü yemeği gulaştan tutun, ünlü tatlısı kürtoskalacsa her şey gerçekten inanılmaz lezzetli!

Okur notu: 

 

Yazının devamı...

“Yok artık” dedirten Madrid gerçekleri

Şehrin merkezi olan Puerto del Sol (Güneşin Kapısı) tüm turistlerin gidip, her köşesinde fotoğraf çektiği kalabalığı ve hareketliliğiyle bilinen buluşma yeri. Bu yeri ilginç kılan özelliklerden biriyse yerde bulunan sıfır kilometre simgesi…



Bu simge İspanya’nın karayolu ağının başlangıç noktası kabul ediliyor ve tüm şehirlere uzaklık bu noktadan ölçülüyor. Bu meydanda yer alan kocayemiş ağacının meyvesine uzanan bronz ayı heykeli ise Madrid’in en önemlisi değeri… En ilginci de yılbaşı gecesi çılgın bir kalabalığın bu bölgedeki saat kulesinin önünde toplanıp gece yarısı olduğunda çanın her vuruşunda bir üzüm tanesi yiyerek yeni yılın kendilerine şans getirmesini dilemeleri. 




Madrid’deki pazarlar öyle pazartesi, salı pazarlarına benzemiyor. Günümüze ulaşan demir iskeletli tek pazar olan ‘Mercado San Miguel’de pazar alışverişinizi bitirdikten sonra oturup lezziz tapasları, sangriaları denemeniz mümkün. Hatta insanlar bu yere alışveriş yapmaktan çok oturup keyifli vakit geçirmek için gidiyorlar. 


Kral evinde yaşamıyor, evini turistler geziyor!

Madrid’de Plaza de Oriente gezilecek başka turistik bir yer. Bu bölgede yer alan Teatro Real’in en etkileyici özelliği dokuz katının yanı sıra yerin altında da altı katın bulunması.






Bölgenin gezilecek diğer ihtişamlı binasıysa kralın evi olan Palacio Real. Ancak halkın gözü önünde bulunmak istemeyen kral şehrin dışında yaşıyor, büyüleyici evini ise turistler geziyor. 


Sinema salonları film başlamadan açılmıyor

Madrid’de doyasıya alışveriş yapabileceğiniz harika bir meydan var: Callao Meydanı… Burası aynı zamanda sinemalar meydanı olarak da biliniyor. Bir filme gitmek isterseniz tüm filmlerin İspanyolca seslendirilmesi hatta alt yazının bile olmaması dikkatinizi çekecektir. Bir de biraz önceden gidip “sinema binasında keyif yapayım” derseniz küçük bir uyarım olacak. Koskoca bina filmin başlayacağı saatte açılıyor, üstelik filmlerde ara da olmuyor!





Büyüleyici bina

Alice Harikalar Diyarı’ndaki o büyüleyici bahçenin neredeyse aynısını Madrid’de bulabilirsiniz. Parque del Retiro isimli devasa bahçe 17. yy’da yalnızca kraliyet ailesi tarafından kullanıyor. 1869 tarihinde halka açılan bu parkta dilerseniz kayık kiralayarak gölde keyif yapabilir ya da Cristal palace’ı görebilirsiniz. Ama bence yemyeşil çiçek dolu bahçe de dolaşın. İnanın bu size iyi gelecek. 


Paseo de Recoletos caddesinde yer alan yüzyıllardır eskimeyen tarihi kafe Gijon, Madrid’de entelektüel kişilerinin buluşma noktası… Biraz uzağında yer Chueca bölgesindeyse ünlü Mercado San Anton binlerce gurmeyi buluşturup yemek zevkini insanlara sunuyor. Ayrıca Chueca, eşcinsellerin buluşma yeri olarak da biliniyor. Kanı damarlarında durmayan, gece hayatına düşkün Madrid gençleri ise gece programları için Tribunal meydanında buluşmayı tercih ediyorlar. 





Boğa güreşi değil, boğa ölümü!

Las Ventas bölgesinde yer alan Plaza de Toros de Las Ventas İspanya’nın en önemli boğa güreşi arenalarından biri. Boğa güreşleriyle meşhur olan Madrid’de boğa güreşleri yalnızca mayıs ayından ekim ayına kadar yapılıyor. Üstelik yapılan şey boğa güreşinden çok boğaların özel bir şovla öldürülmesine benziyor! Bu nedenle artık eskisi gibi rağbet görmüyor. Hatta Madrid’de birçok kişi tarafından da eleştirilerin odak noktası durumunda… 





Madrid’de Mısır tapınakları…

Templo de Debod isimli Mısır tapınakları, Asuan Barajı’nın suları altında kalan tarihi eserlerin kurtarılmasında İspanyol mühendislerin katkılarından dolayı Mısır hükümeti tarafından İspanya’ya hediye edilmiş. Madrid’in biraz tepesinde konumlanmış bu tapınakları görmek için gidenler, şehri ayaklarının altında hissedip, Madrid’in büyülü manzarasını doyasıya yaşayabilirler.

Kısa kısa Madrid gerçekleri



Yazının devamı...