Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...

    BAHAR ÇUHADAR bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr
    23 Şubat 2017 - 14:39Son Güncelleme : 07 Mart 2017 - 09:18

    Özge Samancı’nın ilk olarak ABD’de yayımlanan otobiyografik grafik romanı ‘Bırak Üzülsünler’ küçük bir kız çocuğunun gözünden Türkiye’nin 80’lerine bakıyor. Esprili çizimleriyle muzip bir sistem eleştirisi, “Hayatıyla ne yapacağını bilemeyen” herkese cesaret veren bir öykü... Maceranın detaylarını Samancı’ya sorduk...

    Özge Samancı Chicago’da yaşayan bir çizer ve elektronik medya sanatçısı. Nortwestern Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nde öğretim üyesi. Orta halli bir ailenin ikinci kızı olarak gelmiş dünyaya. Çocukluğu ve ilkgençliği 80’lerde memleketi İzmir’de, üniversite yılları İstanbul’da geçmiş. Bu kısa özgeçmişin içinde yaratıcılığı öldüren bir eğitim sistemi, kararsızlıklar, umutsuzluklar, suçluluk duygusu, sorumluluklar, hayaller, haliyle bir de çelişkilerle dolu bir ülke var. Özge Samancı kendi yakın tarihinin içine dalıp Türkiye’nin bir dönemini ince bir zeka ve ironiyle dolu çizimler ve satırlar eşliğinde otobiyografik bir grafik romana dönüştürdü: Bırak Üzülsünler/Türkiye’de Büyümek.
    Bu esasen, 2015’te ABD’de ‘Dare To Disappoint: Growing Up In Turkey’ adıyla yayımlanan kitabın Türkçe baskısı. Kitabın orijinal adı, bir dönemin hissiyatını muzip bir kız çocuğunun gözünden anlatan bu yaratıcı çalışmayı pek güzel özetliyor: ‘Hayal Kırıklığına Uğratmaya Cüret Etmek: Türkiye’de Büyümek.’ Zira Samancı, bu ülkede büyümenin, ne istediğini bulup onun peşinden koşmanın; sadece ailesini değil, koca bir milleti hayal kırıklığına uğratmaya cüret etmekle eşdeğer olduğunu anlatıyor. 80’lerde çocukluğunu, gençliğini yaşamış kuşak için güldüre güldüre üzen bir öykü, bugünün gençleri içinse yakın geçmişle renkli bir tanışma vesilesi. Daha mühimi, “Hayatlarıyla ne yapacağına karar verme” aşamasındaki herkese“akıntıya karşı yüzme” cesareti üfleyecek resimli bir macera...

    Kitap ABD’den iki sene sonra Türkiye’de, hikâyesi nasıl başladı?
    Bu kitap 15 yıldır aklımda. Bir arkadaşıma doğumgünü hediyesi olarak çıktı. Boş bir defteri annemle olan çocukluk anılarımızla doldurdum. Komik bir defterdi. Çalakalem çizdim. Sonra defter fotokopi olarak yayıldı arkadaşlarımız arasında. Arkadaşlar arkadaşlarına fotokopisini hediye ediyordu, böylece tanımadığım insanlara da yayıldı. Istanbul’da bir yerde oturuken, aniden arkadaşımın arkadaşının arkadaşı birisi geliyor sarılıyor, “Benim de çocukken başıma şöyle bir olay gelmişti, o yüzden ben böyle oldum” diye başlıyor anlatmaya. Defteri okumuş, hafızası ateşlenmiş. Yaşanmış hikâyelerin gücünü anladım. On beş yıl önce böyle bir kitap yapmayı kafaya koydum ama kitap kafamda çok mükemmel olduğu için başlayamıyordum. Yıllarca taşıdım kafamda ama bos durmadım. Amerika’ya taşınmıştım. Arkadaşlarıma mail atacağıma, maceralarımı ‘Ordinary Things’  (ordinarycomics.com) diye bir site açıp orada çizmeye başladım. Sonra o site de yayıldı. Avustralya’dan Brezilya’dan mailer geliyordu. Ordinary Things ile uğraşırken yıllar içinde kolajı ve üç boyutlu nesleri birleştirdiğim, çerceve kullanmadığım, kendime özgü bir çizim anlayışı geliştirdim. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde Uygulamalı Sanat Bölümü’nde iki yıllık bir araştırma bursu almıştım. Sınırsız özgürlüğüm vardı, tam da çizgi kitabı yapabileceğim ortamdaydım. Artik hiçbir bahane kalmamıştı. Oturdum kitaptan üç bölüm çizdim. Bir aydan kısa bir sürede Farrar Straus Giroux talip oldu. Kontratı imzaladıktan sonra kitabı Amerika’da kitapçı raflarında görmem ise beş yıl sürdü. Uzun bir yolculuk…

    Nostalji ihtiyacı gibidir; 80’lerde çocuk olma halleri sık resmedilir. ‘Bırak Üzülsünler’ ise 80’ler Türkiye’sinin bir kuşağı nasıl kalıplaştırmaya çalıştığına dair de bir iş. 20 sene sonrası için zaman kapsülü hazırlamış gibisiniz…
    Umarım okuyucu sadece bir nostalji nesnesi olarak bakmaz, çünkü anlam onun ötesinde bir yerde. Geçmişi çok iyi hatırlayabiliyorum. Kafamın içinde zamanda yolculuk yapıp, 360 derece gezinebiliyorum mekânın içinde. Okuldaki balon şeklindeki lambalar, kedi merdivenleri, sınıfın kapısından bakıp kaçan ana sınıfı öğrencileri, sobaların etrafındaki koruyucu kafes, sınıfın dışına üst üste astığımız paltolar, okuldaki simit kokusu, sınıfın dışına üst üste astığımız paltolar, herkesin hor gördüğü mavi önlüklü şişko hademe ve paspası, çesmeden su içerken onlüğün kollarının ıslanması... Kitaba giremeyen yüzlerce anektod var. Hâl böyle olunca, anlatacağım her hikâyede geçmişten parçalar olması kaçınılmaz.

    Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...
    Kitap önce ABD’de basıldı, orada nasıl tepkiler aldı? 
    Bizim büyüme ve var olma hikâyemiz Amerikalıların ya da Avrupalıların yaşadığından çok farklı. Korelilerin tecrübesine benziyor biraz; kıran kırana rekâbet, askeri disiplin, üniforma, onay alma çabası, öğretmenin Tanrısal gücü, bizi sarıp sarmalayan aile bağları, çakır çukur ekonomi, illa ki politik kutuplaşmanın içine düşme. Belki de o yüzden çeviri haklarını alan ilk ülke Kore oldu. Kitap Amerikalı okuyucunun dışında Hollandaca, Korece, Türkçeye çevrildi ve İtalyancaya da çevrilecek. Hâlâ katman katman tepkiler geliyor ülkeden ülkeye yayıldıkça.
    Amerikalı okurlar en çok şiddetin miktarına şaşırmıştı. Sosyal baskının üzerine; yargısız infaz, askeri darbe, işkence, okulda dayak, kadına şiddet, trafik kazaları eklenmiş. O, “hasbel kader yaşıyoruz” hissi Amerikalı okuyucunun bildiği bir şey değil. Fethullah Gülen ile ilgili kısımlar da darbe girişiminden sonra gündeme geldi. “Fethullahçılar bile var kitapta” diye. Yirmi kusur yıldır iktidar ile el ele yayıldılar. Gizli saklı olan bir şey değil. Eğitim sistemi ile ilgili uzun soluklu bir hikâyeyi Fethullahsız nasıl anlatalım?
    Amerikalı okuyucunun şaşırdığı diğer bir detay da çocukların 80’li yıllarda tek başına bakkala gönderilmesi ya da sokaklarda salına salına gezinme hürriyeti. Bir çocugun tek başına alışverişe gitmesi çok tuhaf geliyor Amerikalılara. Bize de absürt geliyor artık, İstanbul’un ve diğer büyük şehirlerin durumunu düşününce. 


    Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...Fotoğraf: Hartwig Klappert

    Bugün, zamanında anne-babaların çocuklar için kurtarıcı olarak gördüğü o iyi okulların bile içi boşaltılıyor. Nasıl hissettiriyor bu size; bunları anlatan bir kitabın yaratıcısı hem de Türkiye’ye uzaktan bakan biri olarak?
    Türkiye’den 14 yıl önce ayrıldım. O zamanlar Türkiye fena durumda değildi. “Aman kaçayım kurtulayım şu ülkeden” gibi bir his yoktu. Şimdi kaçma hissi var insanlarda. İş iyi bir okula girmenin ötesine geçti ama özel okullar hâlâ planın bir parçası. Çok iyi İngilizce öğren, burs bul, kaç kurtul bu ülkeden gibi bir çaba. Onun da belirli bir yolu yok. Üniversitede mi gidecek? Annesi babası ne olacak? O zamana ülkenin hali ne olacak?  İnsanın içini kemiren bir belirsizlik var.

    Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...
    Kitabın en net hissettirdiği şey şu: Bu ülkenin el kadar çocukken bile üzerine boyundan büyük sorumluluk yüklemesi. Aileden başlayarak bir milleti hayal kırıklığına uğratmaya cüret etmek nasıl mümkün olabilir? Bu soruyu 15 yaşında bir çocuk sorsa, ne derdiniz ona?
    Hayal kırıklığına uğratmak bir yana ne yapmak istediğini bulabilmek meselesi var. İnsan ürettikçe kendisini keşfediyor. Ama bizdeki sistem ölümcül test sistemi. Test çözerek, dersaneye giderek, mühendis mi olsam, doktor mu diyerek neyi keşfedeceğiz. Eğitsel kolla mı bulacağız hayattaki tutkumuzu? “Hayatımla ne yapacağım” sorusu hep büyük bir soruydu. Matematik okuyordum ama matematikçi olmayacaktım, biliyordum. “Hayat amacım yok” diyordum. Bunun için de kendimi suçluyordum.
    Hayal kırıklığına uğratmak ikinci seviye. Ne yapmak istediğimizi ararken ve bulduktan sonra çıkıyor karşımıza. Eşek gibi çalışmamız, hata yapmamız, başarısızlığa uğramamız, yeniden denememiz, bazen vazgeçmemiz gerekiyor. Bir kere hayal kırıklığına uğratıyoruz sonra özgürüz diye bir şey de yok. Hayal kırıklığına uğratma aşama aşama sonsuza kadar devam ediyor.
    Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...Kitabın Türkiye baskısı, bir anlamda ‘asıl muhataplarına’ ulaşacak olması heyecanlandırıyor mu sizi?
    Ben de bu yollardan geçtim, geçiyorum, matematiği bıraktım felsefeci oldum, mühendislik okudum ama Osmanlı tarihçisi oldum” gibi pek çok güzel mail geliyor. Umarım kitap sadece bizim kuşaga değil, her nesilden kaybolanlara, hayat amacı arayanlara sinyal çakar. İkinci kitaba odaklandım. Bulduğum her aralıkta ilk bölümü çizmeye çalışıyorum.

    Öykü boyunca babasıyla arasında bir denge kurmaya çalışan bir kızla yol alıyoruz. Aileniz kitabı nasıl karşıladı?
    Sevdiler. Şöyle absürt bir benzetme ile bitireyim. Onlar için sanıyorum ay çekirdeklerinin içini biriktirip sonra hepsini topluca yemek gibi bir his oldu.

    BIRAK ÜZÜLSÜNLER Akıntıya karşı yüzme cesareti veren resimli bir macera...
    TÜRKİYE’DE BÜYÜMEK
    Özge Samancı
    İletişim Yayınları, 2017
    190 sayfa, 49 TL.

     

     

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı