GeriSeyahat Afrika’nın tüm renklerini ve kokularını tanımak için Gambia ve Senegal
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Afrika’nın tüm renklerini ve kokularını tanımak için Gambia ve Senegal

Afrika’nın tüm renklerini ve kokularını tanımak için Gambia ve Senegal

Binnur Çağlın (49) kendini erken emekli etmiş bir iş kadını. Emekli ama enerjisi gözünden akıyor. Evde oturmuyor, kendini seyahat etmeye adamış. ‘Sıradan’ yerleri çoktan görmüş bitirmiş, şimdi haritada gitmediği yerleri işaretleyip oralara gidiyor. Bugüne kadar 40’tan fazla ülke ve 100 civarı kent görmüş diyeyim, gerisini siz anlayın

. Binnur Çağlın, Hürriyet Seyahat için ‘Çevrem artık böyle acayip yerlere gitmeme alıştı’ dediği Senegal ve Gambia’yı anlattı. Aslında hayali Fas’tan otobüse binerek gitmekmiş Senegal’e ama konsolosluktakiler bile ‘Aman yapmayın’ dedikleri için vazgeçmiş.

Bütün seyahatlere tek başınıza mı çıkıyorsunuz?

- Genellikle yalnız, bazen de benim gibi gezmeye çok meraklı bir arkadaşımla gidiyorum. İngiltere’de Explore the World adlı bir şirket var, arada sırada onların turlarına katılıyorum. 250 destinasyona tur düzenliyorlar ama bildiğimiz anlamda turlar değil. Alternatif ilgi alanlarına yönelik organizasyonlar.

Pek alışıldık yerlere gitmiyorsunuz, neden?

- Çocukluğumda coğrafyaya çok meraklıydım. Haritaya parmak basıp, gitmek istediğim yerleri seçerdim. En büyük hayalim Everest’i görmekti, gördüm. Yedi-sekiz yaşındayken bir gece rüyamda Amazon’u görmüştüm. Yıllar sonra gittiğimde rüyamda gördüğüm yer çıktı karşıma. Seyahat ettikçe, bu uç coğrafyaları gördükçe insanın hayata bakışı değişiyor. Türkiye’de asla tahammül edemeyeceğim şeyleri oralarda yapabiliyorum. Para bozdurmak için bankada iki saat beklemek gibi mesela. Merak ve keşfetme hissi insanı iyi yönde değiştiriyor. Dünya insanı oluyorum.

BEYAZ PUDRA GİBİ KUM

Senegal ve Gambiya’yı nasıl seçtiniz?

- Batı Afrika’yı çok merak ediyordum. İlk önce Gana ve Fildişi Sahili’ne gideyim dedim. Sonra Senegal ve Gambia daha uygun geldi. Ama belli bir sebebi yok bunun. Öyle hissettim. Gitmeden önce araştırmam ben. Kararımı verir, sonra alırım Lonely Planet rehberimi. O ülkelerdeki halkı ve sömürgeciliğin izlerini görmek istiyordum. Senegal Batı Afrika’nın merkezi sayılıyor. Atlantik Okyanusu kıyısında, eski bir Fransız sömürgesi. Dakar çok hareketli, kozmopolit ve Batı Afrika’nın en önemli başkenti. İnanılmaz bir hareket var ama hayat ağır bir tempoyla yaşanıyor. Çok güzel bir müzeleri, tüm Afrika’dan masklar ve ritüellerin canlandırmaları var. Bir bölümde ise Senegalli bir sanatçının yaptığı heykellerle tüm sömürge dönemi canlandırılmış.

Dakar’da oteller nasıl?

- Burası modern bir Afrika şehri. Çok güzel oteller var. Bizim otelimiz Dakar’a çok yakın bir sayfiye bölgesindeydi. Okyanus kıyısındaki kum bembeyaz pudraya benziyor. Kaldığımız otel çok ilginçti, banyoda yıkanırken camdan okyanusu seyrediyorsunuz. Her yerde mango ağaçları var. Güneş battığında ortaya çıkan kuşlarla ortam harika oluyor. Dakar’da çok güzel restoranlar, balık ağırlıklı bir mutfak var. Loutcha ve Lagoon Otel’in restoranını tavsiye ederim.

İnsanları nasıl?

- Çok candan ve yardımseverler. Hepsi Fransızca konuşuyor. Konuşamayanlar da mutlaka bir şekilde yardımcı oluyor size. Senegal’e halkın Müslüman olduğunu bilmeden giderseniz anlamazsınız. Öyle her köşede cami falan yok. Ne başı bağlı kadınlar, ne de cami enflasyonu var. Başı bağlı kadınlar var tabii ama onlar elbisenin devamı bir parça gibi. Ve hepsinin mutlaka bir omuzu açıkta!

Dakar dışında hangi şehirlere gittiniz?

- Kuzeyde St. Louise koloniyal mimarinin hakim olduğu bir kent. O da okyanus kıyısında. Sömürge döneminde ilk yerleşilen yer burasıymış. Burada caz çok önemli. Güneydeki Kaolock da ilginç bir kent. Yakınında Sine Saloum Deltası var. Burası kuş meraklılarının rağbet ettiği bir yer. Sine ve Saloum nehirleri bir delta oluşturarak okyanusa kavuşuyor. Deltanın bitki örtüsü mangrov denen tropik bir tür. Tuzlu suda da yaşayabiliyor, yeşil iri yapraklı büyük bitkilerden oluşuyor ve doğal hayat için önemli. O yeşilliğin içinde çeşit çeşit kuş var. Senegal’de milli parklar çok önemli. Mehtap sabah altı civarı tam gökyüzünün ortasında kayboluyor, bu da benim için ilginçti.

EN RENKLİ PAZARLAR

Gambia’ya karayolundan geçtiniz değil mi?

- Evet, Gambia Senegal’in kucağında gibi bir ülke. Biz karayolundan girdik. Oradan girenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Zaten çok da aklı başında olanların tercih ettiği bir yol değil bu. Çünkü yollar çok kötü. Yol var güya ama bazısı hálá yapılıyor, bazısı kıpkırmızı topraktan, gerisi çukur dolu. Bizim bu şekilde girmemize çok şaşırdıkları için bayağı uzun bir süre mülakat yaptılar bizimle.

Nereleri gördünüz?

- Başkent Banjul, Gambia Nehri’nin kıyısında. Nehrin bir kıyısında, başkentin karşısında Barra denen bir kasaba var. Pirouqe denen teknelerle geçiyorsunuz karşı kıyıya. İki yanı altta tam V şeklinde kesişen büyük sandallar düşünün, pirouqe öyle bir taşıma aracı. Barra şimdiye dek gördüğüm en kaotik yerleşim birimi. Ama hiç buradaki kadar renkli pazar yerleri ve farklı meyve-sebzeler görmemiştim daha önce.

Bu ülkelere kim gitmeli?

- Batı Afrika’yı görmek isteyenler ve Afrika’nın tümüne dair bir his edinmek isteyenler gitsin. Bayramda bir haftam var, Maldivler mi burası mı diyenler için uygun değil. Hayatın içine girmek, Afrika’nın renklerini ve kokularını görmek, aktif tatil ve doğanın içinde olmak isteyenler için uygun. Gambia’da Serakunda isimli bir yer var. Başkentin güneyinde bir kıyı şeridi. Gambia eski İngiliz sömürgesi olduğu için İngilizler tatil için çok sık geliyorlar. Mevsimi kasım-şubat arası. Diğer zamanlarda inanılmaz rutubetli oluyormuş. Gambia kuş meraklıları için de çok önemli bir destinasyon. Bu ülkede de çok sayıda milli parklar var ama Kenya gibi profesyonelce işletilen ve pazarlanan yerler değil.

En sevdiği 5 yer

Fas Londra Kalahari Çölü Svalbard Adaları

Şam

KİRALADIĞIMIZ ARABAYI İTTİK

Gambia’da gümrükten çıktıktan sonra kapıda bir adam bulduk, ismi İbrahim’miş. Başkent Banjul’a gideceğiz dedik, anlaştık. Sonra otomobili gördük: Hangi seneden kaldığını bilmiyorum, herhalde 1950’lerden kalma bir Peugeot. Pencereleri falan açılmıyordu. Çalışması için itmek lazımdı. Hep beraber ittik, çalıştı. Derken yolda lastik patladı. İndik, hep beraber değiştirdik. O sırada bir öğrenci grubuyla karşılaştık, onların fotoğraflarını falan çektik. Tabii araba çalışsın diye yine itmemiz gerekti. Bir ara adamın evinin yakınından geçiyormuşuz, bizi evine çaya davet etti. Tahmin edin sonrasında ne yaptık? Tabii ki arabayı ittik! Bizi piroque’a bindirip otelimize teslim etmeden ayrılmadı yanımızdan.

seyahatte ne okuyor

Lonely Planet ve o coğrafyaya uygun bir roman, gezi anıları kitabı gibi şeyler.

ne dinliyor

Yanında müzik taşımıyor ama gittiği yerde dinliyor.

ne yiyor, ne içiyor

Pişmiş olan her şeyi yiyor ve yerel yemekleri deniyor. Yemeği ‘Evet, maalesef ve Allahtan!’ çok seviyor.

ne giyiyor

İklime ve ülkeye uygun giyiniyor. Müslüman ülkede şortla dolaşmıyor. Yanında mutlaka sağlam bir botu oluyor ve mutlaka gereğinden fazla eşya alıyor.

neyle seyahat ediyor

Tren ve otomobille.

nerede kalıyor

Dört dolardan 400 dolara kadar fiyatlı her türlü otelde kalıyor. Gittiği yere ve ruh haline bağlı.

kimle seyahat ediyor

Yıllardır birlikte yolculuğa çıktığı bir arkadaşı var. Tek başına da seyahat ediyor.

çantasının olmazsa olmazları

Güneş gözlüğü, diş fırçası ve macunu, vitamin, ilaç, Lonely Planet rehber, defter-kalem.
Evrim SÜMER
False