David Lynch’in ardından... Tekinsiz filmlerin unutulmaz yönetmeniydi

Güncelleme Tarihi:

David Lynch’in ardından... Tekinsiz filmlerin unutulmaz yönetmeniydi
Oluşturulma Tarihi: Ocak 19, 2025 07:004dk okuma

İnsanın karanlık yanlarında gezinen, tekinsiz hikâyeler anlatan, her biri adeta psikanaliz deneyi kabul edilen unutulmaz filmlerin yönetmeni David Lynch de hayat sahnesinden çekildi. Usta sinemacı geride ‘Mavi Kadife’, ‘Vahşi Duygular’, ‘İkiz Tepeler’, ‘Kayıp Otoban’, ‘Mulholland Çıkmazı’ gibi derin izler bıraktı.

Haberin Devamı

Amerika banliyösü; bahçeli, etrafı çitlerle örülü geniş alanlara yayılmış evler... Hâkimiyetin çimenlere ait olduğu, mavi gökyüzünün altında rutin ama mutlu görünen hayatların yaşandığı bir düzen... Babası Tarım Bakanlığı’na bağlı bir araştırma bölümünde çalıştığı için görev icabı sıkça yer değiştiriyorlar, David Keith Lynch de çocukluğundan gençliğine uzanan süreçte Orta Amerika’nın kendine özgü hayatı içinde çok yer tanıyor ve gözlemlerde bulunuyordu. Sonraları filmlerine taşıyacağı bu yerlerin sıradan, huzurlu görünümlerinin altında aslında farklı dertlere, kıpırtılara, psikolojik saplantılara sahip olduklarını bir tür deşifre edecek ve öykülerinde ön plana çıkaracaktı.

Lynch 1967’de çektiği bir kısa filmle sinema dünyasına adım attı, 70’lerde Los Angeles’a taşındı ve 1977’de ‘Eraserhead’la başlayan uzun metraj serüveni Mel Brooks’un yapım şirketinin çatısı altında çektiği ‘Fil Adam’la (The Elephant Man-1980) üst seviyeye çıktı. David Lynch aykırı ve zihinleri allak bullak eden bir profile sahip olduğunu çok çabuk göstermişti ve bu çizgisini imza attığı her projede hatırlatıyordu. Öyle ki bu iki yapıt onu kısa zamanda şöhrete kavuşturdu ve George Lucas, ‘Star Wars’ serisinin sonradan en önemli halkalarından biri olan ‘Return of the Jedi’ı onun yönetmesini istedi ama Lynch bu teklifi reddetti. Sonrasında da şu aralar Denis Villeneuve’ün seriye dönüştürerek perdeye taşıdığı, Frank P. Herbert’ın ‘Dune’unu tek bir filmle (1984) seyirciyle buluşturarak bilimkurgu cephesindeki tek yapıtına imza attı.

Haberin Devamı

David Lynch’in ardından... Tekinsiz filmlerin unutulmaz yönetmeniydi

ÜST DÜZEY BİR YARATICI

‘Mavi Kadife’ (Blue Velvet-1986), ‘Vahşi Duygular’ (Wild at Heart-1990), ‘Kayıp Otoban’ (Lost Highway-1997), ‘The Straight Story’ (1999), ‘Mulholland Çıkmazı’ (Mulholland Drive-2001), ‘Inland Empire’ (2006) onun zihinlerde yerleşmesini ve sinema tarihindeki yerini sonsuza dek korumasını sağlayacak derin adımlar niteliğindeki yapıtlarıydı. Bu toplam içinde çoklarına göre Kanadalı bir oyuncuyla hafızasını kaybetmiş bir kadın odağında biçimlenen ve Hollywood ruhuna da göndermelerde bulunan erotik dokunuşlarla bezeli ‘‘Mulholland Çıkmazı’ başyapıtıdır.

Haberin Devamı

Bizde Mart 2017’de vizyona giren ‘David Lynch: Yaşam Sanatı’ (David Lynch: The Art Life) adlı belgesel modern (daha doğrusu postmodern) sinemanın kuşkusuz en heyecan verici yaratıcılarından biri olan bu büyük ismin hayatından bir bölümü aktarıyordu. Söz konusu yapıma ilişkin bu sütunlarda kaleme aldığım yazıdan şu bölümü aktarmak istiyorum: “Vakti zamanında ‘Mulholland Drive’ vesilesiyle yazdığım eleştiride de altını çizmiştim, ‘Her Lynch filmi birer psikanaliz deneyidir’. Bir başka alameti farikası da Cannes üzerinden bütün dünyaca tanınmasını sağlayan ‘Mavi Kadife’den (Blue Velvet) beri gördüğümüz gibi Amerikan taşrasındaki sessiz, dingin, huzurlu görünen hayatların ardındaki karmaşa, kaos, entrikadır.”

Haberin Devamı

David Lynch tekinsiz filmlerin yönetmeniydi, örneğin ‘Kayıp Otoban’ında kapısının önüne bırakılmış bir video kasetle hayatı allak bullak olan bir müzisyenin yaşadıklarını izleriz; anlatı hafızanın oyunlarına, kişiliklerin karanlık yanlarına odaklanan kesif bir psikolojik deneydir adeta. Öte yandan Freudyen unsurlarla donattığı yapıtlarına ilişkin en büyük sızlanmalardan biri ‘Bu film ne anlatıyor, ben bir şey anlamadım’dır. Bu konuda kendisine yöneltilen sorulardan nefret ediyor ve “Filmlerin kendi lisanı vardır” şeklinde bir açıklamada bulunuyordu. Sürrealist tarzı, psikolojik iç dünyalarda gezinen öyküleri ve cinselliği ele alışı yapıtlarına seyirciyi geren bir hava katıyor ve bizim için cazibesini daha yüksek çizgilere taşıyordu. O, anaakım sinemaya gerçeküstü havayı katan üst düzey bir yaratıcıydı ve ‘Lynchvari’ gibi bir deyişi sinema lügatine yerleştirmişti.

Haberin Devamı

David Lynch’in ardından... Tekinsiz filmlerin unutulmaz yönetmeniydi

AŞILMASI ZOR ZİRVE

Popüler sulardaki en derin hatırası kuşkusuz ‘İkiz Tepeler’di (Twin Peaks). Laura Palmer adlı bir genç kızın öldürülmesinin ardından cinayetin işlendiği kasabaya giden FBI ajanı Dale Cooper’ın araştırma süreci sırasında adeta sonsuz bir dehlize dalmasını anlatan bu dizi bugün aşılması zor bir zirvedir.

Kendisini bize son dönemde hatırlatan en önemli buluşma noktası ise Steven Spielberg’ün kendi hayatından izler taşıyan son filmi ‘Fabelmanlar’ (Fabelmans-2023) oldu. Bu yapımda Lynch, küçük bir sahnede Amerikan sinemasının bir başka dev yönetmeni John Ford’u canlandırmıştı. Fransız Yeni Dalgası’nın yazınsal adresi olarak bilinen Cahiers du cinéma dergisine verdiği Nisan 2023 tarihli röportajda da sinemanın öldüğüne dair görüşlerini dillendirmişti. Artık sinemaya gidilmediğini, filmlerin telefonlardan izlendiğini ama bu son derece üzücü duruma ait insanların hiçbir kaygı duymadıklarını söylemişti.

Haberin Devamı

Ölüm nedeni açıklanmadı ama kendisi uzun yıllardır sigara tiryakisiydi ve bu alışkanlığına bağlı olarak anfizem hastalığına yakalanmıştı. Sekiz yaşından beri içiyordu ve anfizem teşhisi konulduktan iki yıl sonra, 2022’de sigarayı bırakmıştı. Ama sağlık risklerinden dolayı evden çıkamadığını belirtiyordu. Güney Kaliforniya’daki son büyük orman yangınlarının ardından kızının yanına yerleşmişti.

Bende özel bir yeri vardı kendisinin. 1997’de Türkiye’deki önemli film dağıtım şirketlerinden Pinema ‘Kayıp Otoban’ vesilesiyle sinema yazarı meslektaşım Kutlukhan Kutlu’yla birlikte beni kendisiyle söyleşi yapmak üzere Paris’e götürmüştü. Kısa süren bir ‘round table’ (yuvarlak masa) söyleşisiydi. Uzun, dikdörtgen bir masaya oturduk; bir ucunda David Lynch diğer ucunda ben vardım. Ön tarafa toplanmış uzun saçlarına elbette daha önce fotoğraflardan aşinaydım ama o anda birden aklına Tenten geldi ve güldüm. O da gülmeme karşılık verdi, benim için bu buluşmanın en akılda kalıcı yanı buydu.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!