GeriHürriyet Cumartesi İlayda Alişan: Aşk insanı kör edebilirken, bir körün de hayatı yeniden görmesini sağlayabilir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İlayda Alişan: Aşk insanı kör edebilirken, bir körün de hayatı yeniden görmesini sağlayabilir

İlayda Alişan: Aşk insanı kör edebilirken, bir körün de hayatı yeniden görmesini sağlayabilir

Onu yeni tanıyacaklar için kendini uslanmaz bir hayalperest ve yaratıcılık meftunu olarak anlatıyor, mesleğini “Hayat vermek, hayat olmak, nefes üflemek...” olarak görüyor. Lisedeyken aldığı bir dizi teklifiyle oyunculuğa adım atan İlayda Alişan son dönemin en beğenilen genç yeteneklerinden biri. 25 yaşındaki oyuncuyla konuştuk...

Bir süredir dergi kapaklarında da gazete manşetlerinde de o var... Güler yüzlü, kıpır kıpır bir kadın olmasına rağmen oynadığı dizide sürekli gözyaşı dökerken izliyoruz onu.

Ela isminde bir üniversite öğrencisini canlandıran İlayda Alişan karakterinin maruz kaldığı şiddet sahneleri için “Şiddete uğrayan bütün kadınların sorumluluğunu üzerimde hissederek oynuyorum. Kendi oyunculuk bardağımın suyunu oradan dolduruyorum” diyor. Onunla sohbete çocukluğundan başladık, hayatının kırılma noktasından aşka bakışına uzandık...

Yeni nesilden birçok isim arka arkaya hayatımıza giriyor. Senin farkın ne? Neden seni izleyelim?

Hepimizin kendine has ve özel olduğuna inanıyorum. Oyunculuk da böyle; her oyuncunun farklı bir rengi ve nüansları var. Biraz da seyircinin takdiri bu... Ben mesleğimi çok severek, çok arzulayarak, çok heyecanlanarak yapıyorum.

Seni yeni tanıyacak birine kendini anlatman gerekse nasıl anlatırsın?

Uslanmaz bir hayalperest, hayvansever, yenilik ve değişim meraklısı, yaratıcılık meftunu...

Çocukluğuna dair ilk hatırladığın şey ne?

Ben 6-7 yaşlarındayken annemin beni okula uğurlamak için uyandırdığı ve yumurta pişirdiği bir an geldi aklıma. Sık sık gözümün önüne gelir.

Nasıl bir hayatın vardı?

Mutlu bir çocuktum. Yarım ama mutlu bir ailede büyüdük.

Neden yarım?

Annemi ben 9 yaşımdayken kanserden kaybettik. Ablacığım var, bana gözü gibi bakan, annelik eden... Babam (Remzi Alişan) gazeteciydi, yıllarca Hürriyet’te çalıştı. Şefkatiyle bizi sarıp sarmaladı, sevgiyle eğitti. Sıcacık bir yuvamız vardı, hâlâ da öyle.

GÜVENLİ ALAN İNSANIYDIM

Hayatını değiştiren, babanın bir arkadaşının kimseye haber vermeden seni ajansına kaydettirmesi olmuş…

Babamın arkadaşının ajansı vardı. Orada benim fotoğraflarımı çekiyorlar ama yıllarca herhangi bir işin içinde bulunmuyorum...

Sonra ne oluyor da oyunculuk kapıları sana açılıyor?

Yıllar sonra, ben lisedeyken bir dizi teklifi geldi. Görüşmeye gittim, deneme çekimine girdim ve işe seçildim. Oyunculuk serüvenim de işte böyle başladı.

Hangi noktada “Bu benim mesleğim olur” dedin?

Çocukluğumda oyunculukla ilgili hayallerim yoktu. Lise çağlarındaysa sanatla ilgilenir oldum. Okuldan kaçar, tiyatroya, sinemaya giderdim. İlk dizimi çekmeye başladığımda içimde bana kendimi buraya ait olduğumu hissettiren bir ateş vardı. Hâlâ var. Hep de olsun...

Madem içinde o ateş vardı, neden Bilgi Üniversitesi’nde moda tasarımı okudun?

Orası biraz karışık. Ailem bir altın bileziğim olsun istedi. Ben de o zamanlar şimdiki kadar gözü kara değildim, güvenli alan insanıydım. Modaya da çocukluğumdan bu yana hep ilgim olmuştur. Bir şeyler tasarlamayı, üretmeyi, kendimi bir şeyler üreterek ifade etmeyi sevdim. Bu anlamda kendimi en yakın hissettiğim şey oyunculuk dışında modaydı diyebilirim.

Oyunculuğun sendeki karşılığı ne?

Hayat vermek, hayat olmak, nefes üflemek...

HİÇ SAPLANTI SAHİBİ OLMADIM

Aşk sence ne?

Tanımlayamayacağım kadar uhrevi bir şey.

Nasıl biri seni etkiler?

Sonsuz saygı, güven ve heyecan veren, huzuru da huzursuzluğu da hissettiğim... Riyâkar, bencil ve tutarsız olmayan, güzel gören, güzel bakan biri beni kendine âşık eder mi? Neden olmasın?

‘Masumiyet’te (Fox) canlandırdığın Ela, sevdiği erkeğe bir noktadan sonra saplantı derecesinde bağlanıyor. Aşkın saplantıya dönüşmüş hali için ne düşünüyorsun?

Sağlıksız buluyorum. Kendini doğru yerden besleyen, düşünce gelişimine önem veren, travmalarını yardım alarak çözmüş veya çözmeye çalışan insanların daha sağlıklı sevdiklerini düşünüyorum. Bu yüzden hiç saplantılı olmadım diyebilirim.

Erkek şiddetine maruz kalan bir genç kızı canlandırıyorsun. O sahne çekilirken neler hissettin?

Oyuncu olarak öncelikli görevim, olay örgüsüne sadık bir şekilde Ela’yı var etmek, ete kemiğe büründürmek. Kadına şiddetin olduğu her sahneyi, şiddete uğrayan bütün kadınların sorumluluğunu üzerimde hissederek oynuyorum. Kendi oyunculuk bardağımın suyunu oradan dolduruyorum. Hem insan olarak, hem kadın olarak hem de tüm kadınlar adına...

UMUDUM AYDINLIK YARINLARDA

Aşk bir insanı ne kadar kör edebilir?

Bir derste bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Aşkın insan üstünde oldukça fazla psikolojik ve fizyolojik etkileri olduğunu biliyorum. Bu reaksiyonların sonucunda mantık yetimizi kaybedebiliyoruz. Aşk, insanı kör edebilirken bir körün de hayatı yeniden görmesini sağlayabilir. Seçim eninde sonunda insanın kendi içinde.

Sen hiç fiziksel ya da ruhsal şiddete maruz kaldın mı?

Hayatın içinde elbette psikolojik şiddete maruz kalıyoruz. Kalıyorum. Bazen basit bir kalp kırılması bile, nasibini belki bir parça bundan alıyor. Herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmadım, insanın bu yüzden kendini şanslı hissediyor olması bile rahatsız edici. Şiddetin hiçbir türünü kabul etmiyorum. Şiddete meyilli, şiddet yanlısı ve şiddeti görmezden gelen insanlar, yani bir noktada yeterli bilinç düzeyinde olmayan herkes buna dahil. Yaşadığımız toplumda kadın olmanın zorluğu da şiddetin bir parçası zaten.

‘MeToo’ hareketi tüm dünyaya yayıldı, oyunculardan başka meslektekilere de sıçradı. Genç yaşta kadın oyuncu olmanın zorluklarını yaşadın mı?

Kültürel olarak bu vakaların bir kısmını örtbas etme eğilimindeyiz. Kendi adıma toplumda kadın olmanın zorluğunu yaşadığımı düşünüyorum elbette. Umudum daha aydınlık yarınlar için.

İÇİMDE PATLAMANIN YAŞANDIĞI GÜN BENİM KIRILMA NOKTAMDI

Senin için başarı ne?

Hayatın bütün yönlerini yollarım olarak nitelendirirsem, benim için başarı bu yolları aynı kavşakta kazasız buluşturmak anlamına geliyor.

Kırılma noktan nedir, anlatsana...

Kırılma noktam içimdeki patlamanın yaşandığı gündü. Oyun ateşimin yandığını hissettiğim an, bunun benim kırılma noktam olacağını biliyordum. Hani bazen gününüzü bekliyor olursunuz. Dakika dakika, saniye saniye, teker teker sayarsınız. Benim için de böyle oldu. Bu durum oyunculuğa bakış açımı değiştirdi, bununla birlikte hayatım da değişti. Buradan anlayabilirsin oyunculuğun benim için yerini ve hayatımda kapladığı alanı...

Şu an pek çok gencin istediği noktadasın. Herkes ışıltılı yönünü biliyor. Ama perde arkasında nasıl dertler, stresler var?

Hayatımı çok küçük yaşıyorum, üç-beş dostum ve ailemle... Mutlu olduğum anlar kadar değil tabii ama bir noktada stresi ve dertleri de sevmek, kabul etmek gerekiyor, hayatın içinden geliyor bana. Bu sebepten kendimi dertlerimle boğmuyorum, şu sıralar perde arkası yorgunluk ve yoğunlukla geçiyor ama bu halimden çok memnunum.

İlayda Alişan: Aşk insanı kör edebilirken, bir körün de hayatı yeniden görmesini sağlayabilir

Alişan, rolünün aksine herhangi bir fiziksel şiddete maruz kalmadığını söyleyip ekliyor: “İnsanın bu yüzden kendini şanslı hissediyor olması bile rahatsız edici.”

EVİME GİRDİĞİMDE ŞÖHRETİ DIŞARIDA BIRAKIYORUM

Tanınır olmanın artıları ve eksilerini sorsam, neleri sayarsın bana?

Tanınır olmak işimin sadece bir getirisi. Sokakta yürürken tanınabileceğimi bazen unutuyorum. Bazen kurduğun her cümleye dikkat etmen gerekiyor. Bence en zor yanı da burada başlıyor.

Bu dünyaya girdikten sonra neleri kaybettin?

İnsan haftada altı gün ve uzun saatler çalışınca sosyal hayatında motive olmaya ihtiyaç duyuyor. Bazen duygusal bir boşluk içine düşüyorum. Bazen tatile ihtiyaç duyuyorum, ailemle daha çok vakit geçirmek istiyorum, keza dostlarımla da... Yine de “Kaybettim” diyemem, güzel şeyler fedakârlık gerektirir.

Şöhretin yıpratıcı taraflarından korunmak için neler yapıyorsun?

Kendinin farkında olmak önemli. Ailemin ve arkadaşlarımın yanında, evime girdiğimde şöhreti dışarıda bırakıyorum.

GÜZELLİK GÖRSELDE DEĞİL, İÇERİDE HİSSETTİKLERİMİZDE

* Hayatımın fon müziği ‘To Vals Tou Gamou’ (Eleni Karaindrou). Çünkü naif, az yorucu ve derin, bir yandan da sınırsız, sonsuz.

* Güzellik bence dostlarınla güzel geçirdiğin bir akşamüstünde, özenle planlanmış bir tatilde spontane gelişmiş unutulmaz olaylarda ve umudu elden bırakmamakta... Saygılı olmakta, sevmekte... Görsel değil, asla da olamaz... İçeride hissettiklerimizde ve yaşadıklarımızda...

* Nolan filmlerinin neredeyse hepsini izledim. 15 yaşımda izlediğim ‘Kramer vs. Kramer’ filminden bu yana Meryl Streep hayranıyım. Julia Roberts ve Elisabeth Moss’u da izlemeye doyamıyorum.

* Sosyal medyayı kendim için en verimli şekilde kullanmaya, işimi doğru yansıtmaya çalışıyorum. Bunu yaparken buranın bir diğer amacının da eğlenmek olduğunu unutmuyorum. Bende merak uyandıran, üreten ve hayran olduğum insanları stalk’lıyorum. Pandemiyle bir huy daha edindim: Görmek istediğim yerleri yayımlayan hesapları takibe alıp pandemi sonrası gidebilmek için paylaştıkları fotoğrafları kaydediyorum.

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False