Alejandro Amenabar: Bazı hocalarımın adını kötü karakterlere verdim

Alejandro Amenabar: Bazı hocalarımın adını kötü karakterlere verdim

İspanyol sinemasının dünyaya kazandırdığı en önemli yönetmenlerden biri... Oscar’dan Goya’ya pek çok ödülün sahibi. Alejandro Amenabar şimdi ilk dizisiyle karşımızda. Onunla hayatı ve sinemayı konuştuk: “Eğer söyleyecek bir şeyim yoksa sessiz kalmayı yeğliyorum.”

Haberin Devamı

Adını ‘Tez’ isimli ilk filmiyle duyurdu. ‘Aç Gözlerini’ ve ‘Diğerleri’ gibi filmlerle uluslararası alanda kendinden söz ettirdi. 2004’te ‘İçimdeki Deniz’le sinemaseverlerin hafızasına kazındı. Birçok büyük ödülü kucakladı. Üstelik filmleri çekmekle yetinmedi, aynı zamanda senaryolarını da yazdı. 49 yaşındaki yönetmen Alejandro Amenabar, adeta hiçbir başarının tesadüf olmadığının kanıtı...

Oscar, Altın Küre, Goya... Bu kadar ödüllü bir yönetmen olmak nasıl bir his?

Bugüne kadar yaptığım işlerin senaryolarını da ben yazdım. Belli bir gerçekliği görüp onu kendi perspektifimde yeniden yaratarak yazmak ve bunu filme dönüştürmek benim için paha biçilmez bir deneyim.

Peki, bu size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

Sanatçı içinde yaşadığı dünyayı yorumlamalı. Bugün dünyanın gidişatına baktığımızda özellikle politika açısından yorumlanacak çok şey var. ‘İçimdeki Deniz’, ‘Agora’ ve ‘Tez’de bir şeyleri sorguluyorum. Özellikle sinemada bence hikâye anlatıcının bu yönde bir sorumluluğu olmalı.

Haberin Devamı

Şili’de doğdunuz. Hayatınızın ilk yılları karavanda, gençlik yılların banliyöde geçiyor. Çocukluğunuza dair hatırladığınız neler var?

Aslında çocukluğum denince ağırlıklı olarak İspanya’yı hatırlıyorum. Ailem ben 1.5 yaşımdayken İspanya’ya taşındı. Onların tercihi olarak ben ve kardeşim devamlı evdeydik. Zamanımızı bir şeyler yazarak, müzik besteleyerek ya da çizim yaparak geçiriyorduk. Bu durum bir şekilde filmlere olan yaklaşımımı ve sinema zevkimi belirledi.

Ne zaman ‘Yönetmenlik benim mesleğim olur’ dediniz?

Söylediğim gibi, çocukluğumda ve gençlik yıllarımda evde vakit geçirdiğim için çok okudum, devamlı film izledim. Filmler benim için o anın tüm gerçekliğini bir kenara bıraktırıyordu. Kendimi başka bir dünyanın içindeymiş gibi hissediyordum. Önce televizyondan film izlerdim. Sonra sinemaya gitmeye başladım. Ben 15 yaşıma geldiğimde artık film yönetmeninin ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. Alfred Hitchcock, Steven Spielberg... Bunlar taptığım yönetmenlerdi. Ve bu dönemde bana sinema üzerine okuyabileceğimi, bundan hayatımı kazanabileceğimi söylediler. Bunun üzerine ben de yönetmen olmaya karar verdim.

Haberin Devamı

Alejandro Amenabar: Bazı hocalarımın adını kötü karakterlere verdim
Amenabar: “Bu diziden sonra biraz ara vermek istiyorum çünkü şu an kendimi yaratacağım dünyaya bağlı hissetmiyorum.”

İlk diziniz ‘La Fortuna’ bir çizgi roman uyarlaması. Okuduğunuzda bu hikâyede sizi en çok etkileyen ne oldu?

Bu çizgi romanın yazarı olan Paco Roca’yı uzun zamandır tanıyorum. Çalışmalarının gerçekten hayranıyım. Korsanlık mitine dayanan bir çizgi roman bu; bir hazine avı söz konusu ve tabii ki kahramanlar var. Çok fazla alt hikâyeye sahip bir çizgi roman ‘La Fortuna’ ve her şeyden önemlisi ‘eğlence’ anlayışını okuruna fazlasıyla veriyor. Bu yönüyle diziye uyarlama aşamasında beni heyecanlandıran bir proje oldu. Ayrıca dizide iki kültürün olması, bir yanda İspanya ve Akdeniz kültürü, diğer yanda Amerikan kültürü beni heyecanlandırdı. Bu yüzden benim için mükemmel bir projeydi.

Haberin Devamı

Annenizin söylediğine göre televizyondan nefret ederek büyümüşsünüz. Bu açıdan bakınca dizi yönetirken zorluk yaşadınız mı?

Şu anda televizyondan nefret ediyorum diyemem (gülüyor). Ama iyi bir dizi izleyicisi ve fan’ı değilim. Tabii ki hiç izlemiyorum demek de doğru değil; herkes gibi izlediğim ve beğendiğim bazı diziler var. Fakat ben galiba doğuştan film izlemeye ve yapmaya meyilliyim. Alejandro Hernández’le ‘La Fortuna’yı yazarken de bir dizinin matematiğinde olması gereken tüm kurallara uyduk. İçindeki çatışmayı oluştururken her bölüm arasında bir ritim tutturmaya özen gösterdik. Televizyon dizilerini görmezden gelmeye çalışsam da ‘La Fortuna’nın dizi perspektifini bozmamaya gayret gösterdim (gülüyor).

Haberin Devamı

Sizi sinema yerine ekrana yönlendirip dizi çekmeye ikna eden ne oldu?

Açıkçası başlı başına bu çizgi romanın beni dizi çekmeye ikna ettiğini söyleyebilirim. Çünkü gerçek olaylara bağlı kalmak ve herhangi bir yasal prosedürle uğraşmak istemedim. Sürreal olarak nitelendirebileceğimiz bir hikâyeden dizi yaratma fikri beni hemen kazandı. Bununla birlikte yaptığım bu işte kendimden de bir şeyler kattım. Mesela dizinin başkarakteri Alex genç yaşta pek çok sorumluluk üstleniyor. Benim için de aynısı geçerliydi. Aslında biraz da kendimi onunla özdeşleşmiş ve de onun aracılığıyla tanımlamış buldum.

TÜRK DİZİLERİNDE OLDUKÇA KALİTELİ İÇERİKLER VAR

Maalesef bugüne kadar hiç Türkiye’yi ziyaret etme şansı bulamadım. Birkaç kere davet edildiysem de gelemedim. Ama pandemiden sonra, bu yıl gelmeyi çok istiyorum.

Haberin Devamı

Açıkçası Türk sinemasından ziyade, İspanya’da çok meşhur olan ve insanların devamlı konuştuğu birkaç Türk dizisini biliyorum. Reji, ışık, oyunculuk ve hikâye açısından bence oldukça kaliteli içerikler var.

‘La Fortuna’dan sonra biraz ara vermek istiyorum çünkü şu an kendimi anlatacaklarıma, yaratacağım dünyaya bağlı hissetmiyorum. Yeni bir hikâye anlatmak için ne kadar sürede heyecanımı geri kazanırım bilmiyorum ama şimdilik en azından birkaç hafta ara verdim.

Alejandro Amenabar: Bazı hocalarımın adını kötü karakterlere verdim
6 bölümlük ‘La Fortuna’ BluTV’de...

İŞİN ÖZÜNDE CESUR BİR ŞEKİLDE OYNAMAK YATIYOR

Üniversitede sinema okumuşsunuz ama ‘film yazarlığı’ dersinden sürekli sizi bırakan hocanız yüzünden okulu bitirememişsiniz. Sizce 23 yaşında çektiğiniz ‘Tez’ ve kazandığı büyük başarılar sonrası onu mat ettiniz mi?

Üniversitede oldukça kötü bir nama sahiptim. Çok tembel bir öğrenciydim. Ve itiraf edeyim beni bırakan bazı hocalarımın adını ilk filmimde kötü karakterlere verdim (gülüyor). Bence kötü bir fikirdi ve bu nedenle özür diliyorum onlardan. Aslında işin özü üniversiteye bir yönetmen olarak kendinize kariyer çizmek için gidiyorsanız gerçekten her şeyi çok iyi özümsemeniz lazım. Çünkü öğrendiğiniz çoğu şeyi gerçekten film çekerken kullanıyorsunuz.

‘Tez’ filminde Castro karakteri öğrencilerine “Hollywood’u örnek alın ve izleyiciye istediğini verin” diyor. Siz bunu ne kadar yapıyorsunuz?

Aslında Castro bunu bir çelişki olarak betimliyor filmde. Ben de sinemamda çelişkilerin olmasını seviyorum. ‘Tez’i çektiğimde Hollywood sinemasından sevdiğim pek çok elementi kullanmıştım. Aslında ‘Tez’ ile insanların dikkatini çekmek için her şeyi yapabileceğinizi göstermek istemiştim. İzleyicilerimi hem eğlendirmeyi hem de onlarla anlamlı bir şeyi paylaşmayı seviyorum. Aslında işin özünde cesur bir şekilde oynamak yatıyor.

İspanyol sineması ve dizileri son dönemde tüm dünyada ve Türkiye’de yükselişte. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Hikâye anlatıcılığının zevkten çok bir amaca dönüşmesi fikrini seviyorum. Eğer söyleyecek bir şeyim yoksa sessiz kalmayı yeğliyorum. İspanyol sineması ve dizilerine baktığımızda da bu durum açıkça görülüyor. Bence tüm dünyada yükselişte olmasının temel nedeni bu.

 

Haberle ilgili daha fazlası: