Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türk usulü Ramazan’ın el kitabı

    Hürriyet Haber
    17 Kasım 2001 - 00:00Son Güncelleme : 17 Kasım 2001 - 00:01

    ON bir ayın sultanı derler Ramazan'a.Ramazan bizim ülkemizde sadece bir ibadet ayı değildir, onu sadece dini kapsamı içinde yorumlamak eksik olur.Çünkü o, bizim için bir çok toplumsal öğeler taşır.İftarlardan eğlencelerine kadar, bir şehri şenlendirir.Ramazan Kitabı'nı okurken siz de benim bakış açıma katılacaksınız.Özlem Olgun, hazırladığı Ramazan Kitabı'nın Önsöz'ünde dini ve sosyal hayatın Ramazan'da nasıl birleştiğini vurgulamış:‘‘Bir ibadet ve mağfiret ayı olması dolayısıyle gelişi özlemle beklenen, sayılı günleri iláhî bir neşve içinde geçen ve tatlı bir hüzünle uğurlanan ramazan ayının sosyal hayatımazda yeri vardır.Ramazan ayı sosyal hayattaki tezahürleriyle milletimiz tarafından diğer İslám ülkelerinden biraz daha farklı bir şekilde yaşanmaktadır.’’Değişik yönleriyle, insan yaşamına, sosyal ilişkilere getirdiği farklılıklara kadar her şey, ramazan yazıları toplamında yer alıyor.Ramazan hazırlıkları, şehirde bunun hissedilmesi, iftarlar, ramazan gezintileri, seyyahların gözüyle ramazan, saray çevresinde ramazan ve bayram başlıkları yazıların seçilişindeki zenginliği yeterince gösteriyor.Kitabı okurken, ramazanları tarih içinde, değişimleriyle, dünü ve bugünüyle yaşıyorsunuz. Dünle bugün arasında yemek çeşitlerinden alışkanlıklara kadar bir mukayese imkánı buluyorsunuz.Biraz Yakından bölümü, bugüne değgin anekdotları, gözlemleri okura aktarıyor.Bir İstanbullu yazardan, Sermet Muhtar Alus'un kaleminden şöyle bir ramazan kilerlerinin içindekilere bakalım:‘‘Ramazan gelirken, varlıklısından, varlıksızına kadar herkes haline göre hazırlıklara başlar, en önce nevaleyi ve kileri şenlendirirdi. Esasen büyük konaklarda kilerin adedi iki: kalın kiler, ince kiler.Kalını selámlıkta, vekilharç ağaya emanet; incesi haremde, o da káhya kadına. Kesesine düğüm üstüne düğüm vuranlarda da birinin anahtarı kendi ceplerinde, öteki hanımefendinin kuşağında.Kilerin kalını, incesi nedir şimdi onu anlatalım:Kalın kilerin muhteviyatı: teneke teneke Halep, Urfa, Sibir yağı (yani Sibirya malı); Girit'in, Edremit'in, Ayvalık zeytinyağı; kazevî kazevî pilavlık Mısır, cilavlık amberbu, çorbalık ve dolmalık Tosya pirinci. Çuval çuval un, börekliğe ve baklavalığa mahsus Romanya'nınki, kelle kelle şeytan külahı gibi sipsivri şeker. Hevenk hevenk kumbağa diye maruf Kumla soğanı. Küfe küfe patates; paket paket makarna; tel, arpa, yıldız marka şehriye (son ikisinden evvelkinin ismi ağıza alınmayıp işaretle tarif edilir, öbürü de sofu evlerine sokulmazdı.)İnce kiler de dopdolu.Zeytinin envaı: Ufaklı büyüklü karası, mücellásı, yeşili, kalamatası. Peynirin çeşidi: beyaz, çayır, kaşar, kaşkaval, dil, tulum, kirli hanım, hamalökçesi; raya harcılardan delikli gravyer, yuvarlak Felemenek, alacalı bulacalı Rokfor (çok kimse bed rayihalı diye adını bile anmaz; duyunca öğürürdü), sonra halis Kayseri işi kol gibi pastırmalar, kuşgönü tarafları, kangal kangal sucuklar.’’İşin mide kısmıyla başladık, üstad Refik Halit Karay da bu başlangıcımızı hoşgörürdü:‘‘...mübalağa olmasın amma, yalnız pastırmalı yumurtanın nasıl hazırlandığına ve piştikten sonra tepsisinin mükellef tasvirine koca bir sütun ayırabilirim.’’Yazılanlara bakılırsa, en tutumlu, idareli aileler bile ramazan ayında kesenin ağzını açarlardı.Ekábir konaklarındaki iftar yemeklerini okuyun ama Semih Mümtaz S.'nin Sadrazam Büyük Fuat Paşa'nın Çubuklu'daki yalısında verdiği iftarlarların zenginliğini, ev sahibinin güler yüzünü mutlaka okuyun.Azmi Nihad-İsmail Sivri'nin İftar Sofraları yazısı hem iştahınızı açar hem de sofranızı çeşitlendirmenizi sağlar.Midhat Sertoğlu'nun yazısından bir not:‘‘Ramazanlarda balık ve öbür su ürünleri pişmez ve yenmezdi.’’Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Beyazıt Kulesi İftarları'nı öyle güzel yazmış ki:‘‘Harîk (yangın) kulesi iftarı ramazan-ı şerîfin yirmisinden sonraya talîk olunur. Sebebi de yıldızlar ve minarelerde kandiller temaşasının ay karanlığına tesadüf ettirilmesi içindir.’’Abdülbáki Gölpınarlı'nın Eski Ramazanlar yazısından hoş bir Bektaşi fıkrası aldım, çünkü ramazan ayının süsüdür:‘‘Bektaşi'ye sormuşlar:-Ramazanla nasılsın?Cevap vermiş:-Pek iyiyim erenler, ne fakir mübareği incitiyorum, ne de o fakire dokunuyor.’’Ramazan'ın yüzyıllar boyunca, nasıl bize özgü yaşandığını, her dönemde biraz renklendirerek, değiştirerek inançla sürdürdüğümüzü bu kitap gösteriyor.Türk edebiyatının ustalarının ramazana dair yazıları kitaba ayrı bir lezzet vermiş.DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİKent Alessandro Baricco CanGazi ve Fikriye Hıfzı Topuz RemziIşıkla Yazılsın Sonsuza Adım Mehmet Coral DoğanTürk Anştaynı Haz. E. Çaykara İş Bnk.Kadınlığım, Yazarlığım, Yurdum Erendiz Atasü Bilgi
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı