Ana Sayfa
Son dakika :
Haber
Yaşam
İlanlar
İnteraktif
Arşiv
 
30 Ağustos 2014 Cumartesi 03:12
İstanbul 29ºC



 
Önceki Haber     Sonraki Haber

Göç yasası ne getirip ne götürüyor

 
Deniz Altınbaş
Göç yasası ne getirip ne götürüyor Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, BM İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmadığına dikkat çekerek bir mektupla Almanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler'e Türkiye'nin tepkisini ilettiği Göç Yasası, Alman Eyalet Temsilciler Meclisi tarafından onaylandı. Peki ama bu yasa ne getiriyor, ne götürüyor. İşte başta ülkenin en büyük azınlık grubu Türkler olmak üzere ciddi tepkilere neden olan yasanın analizi.

Yasa; evlilik yoluyla aile birleşimi için yaş sınırının 18'e yükseltilmesi, yabancı eşlerin 300-400 kelimelik Almanca bilgisini kanıtlaması, entegrasyon kurslarına katılmayanlara yaptırım uygulanması, vatandaşlığa geçişin gelir düzeyi gibi şartlar aranarak zorlaştırılması, sınır dışı etmenin özellikle suç işleyen gençler için kolaylaştırılması, kalıcı oturma izinleri için yine dil ve gelir düzeyi gibi kriterler istenmesi; öte yandan devlet tarafından karşılanan dil kursları sırasında anneler için bebek bakıcılığı hizmetinin verilmesi, meslek kazandırma ve meslek eğitim kurslarının yaygınlaştırılması gibi maddeleri içeriyor.

Haklı eleştiri ve tepkiler bir yana, yasanın öncelikle göçmenlerin varlığının kabul edilmesi ve entegrasyon sorunlarının çözülmeye çalışılması gibi olumlu yönleri bulunuyor. Dil bilmeyenlerin sokağa çıkamadığı, doktor hizmetlerinden faydalanamadığı ve iş bulamadığı düşünüldüğünde aslında asgari düzeyde Almanca bilgisinin istenmesi özellikle ülkeye gelenin lehine bir istek. Göç kanunlarının bulunması, göçmen veya yabancılara yönelik düzenlemelerin şartlara göre yenilenerek yapılması artık bir zorunluluk. Ancak, bu tür politikaların uyum, dahil etme, katılım, içine alma, benimseme ve topluma benimsetme gibi amaçlara yönelik olması gerekirken söz konusu yasada ciddi boyutlarda ayrımcılık ve dışlama olduğu görülüyor. 

Nitekim, Almanya'daki Türkler başta olmak üzere hükümete tepkiler ve eleştiriler geldi. Strazburg'daki Avrupa Konseyi, yasayı doğru bulmadığını ileri sürerek Almanya'nın çoğulcu toplumun avantajlarını kavrayamadığı, bazı eyaletlerde uygulanan "Müslüman testi" olarak bilinen sınavların ayrımcı olduğu ve ülkenin olumlu adımlar atması gerektiği yönünde uyarıda bulundu. Alman Şansölye Angela Merkel ise, Türklerin Uyum Zirvesi'ne protesto maksadıyla katılmamalarını değerlendirirken, "kimse hükümete ultimatom veremez" sözleriyle mevcut gerginliği tırmandırmaya devam etti.

Sorun, yasanın maddelerindense taraflı ve hatta ırkçı yaklaşımından kaynaklanıyor. Örneğin yasada "uyuma az ilgi gösteren ülkeler" şeklinde bir sınıflandırmanın bulunması, dil ve gelir şartlarının AB üyesi olanlarla Almanya'nın "yakın ekonomik ilişkiler içinde olduğu ülkeler"i kapsamaması ayrımcılığın en belirgin göstergeleri. Daha açık ifade etmek gerekirse, bir Alman vatandaşı Türk ile evlendiğinde Alman sınırlarından içeri sokabilmek için eşinin belli ölçüde Almanca bildiğini ispat etmesi gerekirken, bir Alman vatandaşı Amerikalı ya da Portekizli ile evlendiğinde herhangi bir kriter karşılaması beklenmiyor. Yasalardaki belirgin dışlayıcılık, ayrımcılığı resmîleştirerek ırkçılığa bir tür devlet onayı vermiş oluyor. Bu durumun, zaten farklılıklara tahammülsüzlük konusunda lekeli olan ve ırkçılık eğilimi bulunan bir toplumdaki yansıması ciddi düzeylerde olabilir. Bu noktada, 2005 yılındaki neo-Nazi saldırılarının 15.000'i geçtiğini, 2006'da ise bu sayının yüzde 30 oranında arttığını hatırlatmak gerekir.

82 milyon nüfuslu Almanya'da 15 milyon Alman vatandaşı yabancı kökenli. 7,5 milyon ise vatandaş değil. Almanya her ne kadar 1960'lı yıllarda göçmen almaya başladıysa da sürekli "misafir işçi" kavramını ön planda tutarak ve "biz göç ülkesi değiliz" sloganını kullanarak göçmenlere yönelik herhangi bir politika uygulamadı. Nasıl olsa ülkelerine geri dönecekleri düşüncesiyle, yaklaşık 40 sene boyunca göçmenlerin sorunlarını görmezlikten geldikten sonra 2005 yılında ilk göç yasasını çıkardı. 2000 yılına kadar vatandaşlığın kan esaslı olduğu Almanya'da, farklılıklara hoşgörüsüzlük kemikleşmiş bir sorun. Her ne kadar ırkçılık ve yabancı düşmanlığı Avrupa çıkışlı bir ideoloji olup Avrupa'ya ait bir sorun olsa da, Almanya'nın diğer göç ülkelerinden bazı farklılıkları bulunuyor. Örneğin ırkçı söylemler diğer Batı ülkelerinde siyasi yelpazenin aşırı uçlarında bulunur ve marjinal olarak kabul edilirken, Almanya'da merkezde kendisine yer bulabilmekte hatta Sosyal Demokratlar tarafından dahi "normalmiş" gibi dile getirilebilmektedir. Diğer taraftan Almanya'daki paralel toplum korkusunun temelinde çoğulcu kültüre uzaklığı var. Tarihte büyük bir sömürge gücü olamaması Almanya'nın farklı kültürlere yabancı kalmasına neden olmuştur. Fransa ve İngiltere gibi büyük sömürge güçleri yabancıları "aşağı" görürken Almanya ortadan kaldırmayı tercih etmektedir. Öte yandan Alman ulusunun temelinde ne toprak, ne vatandaşlık ne de anayasa bulunmaktadır. "Kültür ulusu"na sahip olan Almanya'daki geleneksel görüş, ulusal birliğin temelinde kültürün bulunduğudur. Dolayısıyla çokkültürlülük düşüncesinin Almanya'da kabul görmemesinin ve Alman dışı unsurlara hoşgörüsüzlüğün temelinde birden fazla kültürün varlığının Alman ulusal birliğine tehdit olacağı inanışı yer alıyor.

Avrupalı hükümetlerin kabullenmesi gereken, öncelikle göçmenlerin/Müslümanların artık toplumun ayrılmaz bir parçası olduğu ve entegrasyonun tek taraflı değil iki tarafın da etkin olacağı bir süreç olduğudur. Eğer bugün Müslüman Alman vatandaşlarının varlığı söz konusu olmuşsa, mevcut entegrasyon sorunlarıyla, dışlayıcılıkla, fobilerle, tahammülsüzlükle ve önyargılarla yaşanmasının mümkün olmadığı ortadadır. Alman hükümeti, dışlayıcı yaklaşımını yasaya yansıtarak en büyük zararı göçmenlere değil Alman toplumuna vermektedir. 


 
Yorumlarınızı Yazınız
Bu haber hakkında henüz yorum yok
 ADnet Reklamları Bu bir reklamdır.
Tüm Haberler
  Hürriyet Kurumsal Hürriyet USA Hürriyet Avrupa Hürriyet Emlak Yenibiris.com Hürriyet Aile Hürriyet Oto İddaa Avrupa Birliği DYH