GeriElif Çongur Yalınayak bir koşu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yalınayak bir koşu

Yazarımız Elif Çongur yazdı...

Posta gazetesi onu “Umudumuz Sizsiniz” başlığıyla manşetiyle taşımasa, futbolun harala gürelesi arasında kaybolup gidecekti bu dev hikâye. On bir çocuklu Akbingöl ailesinin kızı Emine’nin eşsiz başarı hikâyesi.

            Emine Akbingöl, Muş’un Varto ilçesine bağlı Haksever köyünden. İsmini elbette öğrenemediğim sporun gizli kahramanlarından bir beden eğitimi öğretmeni, Emine on iki yaşındayken fark ediyor ışığını. “Koş!” diyor. Sonra futbol dışındaki branşlara önem vermenin ne demek olduğunu çok iyi kavramış olan Fenerbahçe Kulübü giriyor devreye. Emine on altı yaşında milli atlet oluyor.

“Spora başladığımda maddi durumumuz yetersizdi. Kulüpten iki yıldır maddi destek alıyorum. On bir kardeşiz, kalabalık bir aileyiz. Babam hepimize bakmak zorunda. Babam hayvancılıkla uğraşıyor. Okuyan kardeşlerime elimden geldiğince maddi yardım ediyorum. Babamın yükünü hafifletiyorum. Hayvanlarımız var. Her yaz yaylaya gidiyorum. Anneme ev işlerinde yardım ediyorum. Hayvanlarla uğraşıyorum. Muş’ta okula gidiyorum. Hafta sonu eve geldiğimde babama yardım ediyorum. Saman taşıyorum ve koyunlara bakıyorum,” diye özetlemiş bir vakitler hayatını.

            Emine Akbingöl yıllar içinde Sırbistan’da düzenlenen Yıldızlar Balkan Şampiyonası’nda 1500 metre ve Çekya’da düzenlenen Avrupa Kulüpler Şampiyonasında 3000 metrede şampiyon oluyor. Bu arada üniversite yılları başlıyor. Alparslan Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencisi.

            Onu manşete taşıyan “yalınayak şampiyonluk” hikâyesi, Portekiz’in Albufeira şehrinde yapılan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kros Şampiyonası’nda yaşanıyor. Emine o yarışta şampiyon oluyor olmasına ama tek ayakkabısı ayağında, tek ayakkabısı elinde. Çünkü koşarken ayakkabısı ayağından çıkıyor ancak ayakkabıyı bırakması mümkün değil zira ayakkabıların bağcıklarında çip takılı. Kurallar gereği atletin çipin takılı olduğu ayakkabılarla finişi geçmesi gerekiyor. Emine ayakkabıyı bıraksa olmaz, durup giymeye kalksa kaybedeceği vakti telafi edemez. Ani bir kararla koşmaya devam ediyor.

Bir gizli kahraman da o anda devreye giriyor. Yarışmanın başhakemi Emine’nin geride kalan ayakkabısını kapıp koşmaya devam eden Emine’nin eline tutuşturuyor. Çipli ayakkabıyla yarışı bitirmek zorunda olan Emine, 4 bin 270 metrelik parkurun 3 bin 500 metresini bir elinde ayakkabı, bir ayağı çıplak koşuyor. Yalınayak. Vazgeçmeden. Böylece Fenerbahçe Genç Kadın Atletizm Takımı birinci olurken, Fenerbahçeli atlet Emine Akbingöl ferdi kategoride de altın madalya kazanmış oluyor.

Bu hikâyenin başkahramanı elbette Emine Akbingöl. Kendisinin, imkânsızlıklar içinde başladığı spordan vazgeçmeyişinin, yıllardır verdiği emeğin önünde saygıyla eğiliyorum.

Ama Emine’nin kendisini teşvik eden beden eğitimi öğretmeninin,

Onu Fenerbahçe’de kucaklayanların,

Hakemliğin bazen de, bir sporcuyu başına olmadık bir şey geldiğinde yalnız bırakmamak demek olduğunu gösteren hakemin,

“Emine’yle çok gurur duyuyorum. Kızımın her zaman arkasındayım,” diyen baba Cemil Akbingöl’ün de bu başarı hikâyesindeki rollerini anmadan edemeyeceğim.

Memleketin her yanında pırıl pırıl genç sporcularımız var. Oralara bakalım. Ülke sporunun geleceği oralarda. İmkan verildiğinde finiş çizgilerini nasıl geçeceklerini bize gösteren memleketin dört yanındaki genç sporcularda.

Umudumuz oralarda.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle