Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu!

Güncelleme Tarihi:

Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu
Oluşturulma Tarihi: Haziran 20, 2016 00:12

Devlet Bakanı Cavit Çağlar, adeta koşar adım Başbakan Demirel’e giderek şunları söyledi: “Beyefendi, Sayın Elçibey’i bulamıyoruz. Kendi maiyeti de nerede olduğunu bilmiyor. Malumunuz, zirve başlamak üzere. Elçibey’siz bu iş olur mu? Efendim, ne emredersiniz?”

Haberin Devamı

AZERBAYCAN Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, 24 Haziran 1992 Çarşamba günü uluslararası bir toplantı için İstanbul’a geldi. Atatürk Havalimanı’nda uçaktan iner inmez toprağı öptü. Kendisini karşılamaya gelenlere, “Anavatanımız, ata vatanımız” dediği Türkiye’de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Elçibey, havalimanından doğruca Çırağan Sarayı’na geçti. İkametine ayrılan süitten, İstanbul Boğazı ve Anadolu yakasının ihtişamını seyre daldı. Ertesi sabah, Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) bölge toplantısında ülkesini temsil edecekti. Gecenin ilerleyen saatlerinde istirahata çekildi. Evet, Çırağan Sarayı 25 Haziran Perşembe sabahı tarihi günlerinden birini daha yaşıyordu. Bu tarihi toplantıda Türkiye’yi Başbakan Süleyman Demirel temsil edecekti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan, Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze, Yunanistan Başbakanı Konstantin Mitsotakis, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Jelyu Jelev, Romanya Cumhurbaşkanı Ion Iliescu, Moldova Cumhurbaşkanı Mircea Snegur, Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kravçuk ve Arnavutluk Cumhurbaşkanı Sali Berişa da toplantıya katılmak amacıyla İstanbul’a gelmişti.
Devlet Bakanı Şerif Ercan, tarihi toplantının koordinasyonu görevini yürütmekteydi. Konuklar, ikametlerine tahsis edilmiş dairelerden çıkıp salona yöneldiler. Ama içlerinde bir eksik vardı. Bu, “İki devlet, bir millet” diye tanımlanan kardeş Azerbaycan devletinin Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’di.

Haberin Devamı

BEYEFENDİ, SAYIN ELÇİBEY’İ BULAMIYORUZ


Çırağan Sarayı köşe bucak arandı. Cumhurbaşkanlarının nerede olduğu, Azeri yetkililere de soruldu. Ama bilen yoktu. Devlet Bakanı Ercan, durumu hemen Devlet Bakanı Cavit Çağlar’la paylaştı. Çağlar, adeta koşar adım Başbakan Demirel’e giderek şunları söyledi:
“Beyefendi, Sayın Elçibey’i bulamıyoruz. Kendi maiyeti de nerede olduğunu bilmiyor. Malumunuz, zirve başlamak üzere. Elçibey’siz bu iş olur mu? Efendim, ne emredersiniz?”

Başbakan Demirel, her zamanki soğukkanlı tavrı ile şunları söyledi:“Meseleyi, burada dillendirmeyelim. Hemen Necdet’i (Menzir) görevlendir, gereğini yapsın.”Cavit Çağlar, Çırağan Sarayı’nda güvenliği organize eden İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’e durumu bildirdi. Menzir, hemen araştırmasını yaptı. Bir otel personelinden ilk ipucunu yakaladı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey, sabahın erken saatlerinde odasından çıkıp doğruca sarayın kapısına yönelmiş, bahçedeki piyasa taksilerinden birisine binerek otelden ayrılmıştı.

Haberin Devamı

İstanbul polisi bir anda seferber oldu. Elçibey, kısa süre sonra Anadolu yakasında, Salacak sahilinde bir taksinin içinde bulundu.


TÜRKİYE ÂŞIĞIYIM İSTANBUL’A HAYRANIM


Polis şefleri, Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın halini şaşkınlıkla izliyordu. Çünkü Elçibey, bir piyasa taksisinin içinde etrafı seyretmekteydi. Polisler yavaş yavaş taksiye yaklaştılar. Taksinin penceresi açıktı. Elçibey’e kendilerini takdim edip yapabilecekleri bir hizmet olup olmadığını sordular. Elçibey de polislere şunları söyledi:

“Türkiye âşığıyım. İstanbul’a hayranım. Anavatanımıza gelmişken, atalarımızın yaşadığı Topkapı Sarayı’nı uzaktan da olsa seyretmek istedim.”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı bulunmuş, durum telsizle İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’e bildirilmişti. Menzir, bu sevindirici haberi Devlet Bakanı Cavit Çağlar’a ulaştırdı, Çağlar da Başbakan Demirel’e arz etti. Elçibey, bir polis aracıyla Çırağan Sarayı’na getiriliyor, tarihi toplantının yapıldığı salonda yerini alıyordu. Heyecanlı bekleyiş bitmiş, ev sahibi Demirel’le kabine arkadaşları Çağlar ve Ercan derin bir nefes almıştı. Bu olay günümüze kadar ‘devlet sırrı’ olarak korunacaktı.

Haberin Devamı

Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu

GELİNLİĞİN ALTINDAKİ DEVLET BELGELERİ


m BAŞKENT Ankara’nın “864 rakımlı” ünlü Çankaya semti, Milli Mücadele’den itibaren ülkeyi yönetenlere hem makam, hem de ev sahipliği yaptı. Çankaya Köşkü, daima Cumhurbaşkanlığı makamı ve ikametgâhı olarak kullanılıyor, hemen karşısındaki Başbakanlık Resmi Konutu’nda da hükümet başkanları oturuyordu.

6 defa başbakanlıktan ayrılıp 7 defa gelen Süleyman Demirel ise Başbakanlık Resmi Konutu’nda hiç ikamet etmedi. Bunun gerekçesini de şöyle açıklıyordu:

“Ben, halkın arasında yaşamak istiyorum. Sabah evimden çıktığım zaman sokakta sütçünün, simitçinin sesini duymalıyım.”

Haberin Devamı


DUVARLARIN DİLİ OLSA DA KONUŞSA


Süleyman Demirel, 1965-1993 yılları arasında başbakanlık yaptığı dönemlerde, Resmi Konut’u ikinci bir çalışma ofisi olarak kullandı. O konutta ülkenin çok önemli meseleleri konuşuldu, hayati kararlar alındı. Kısacası Başbakanlık Konutu, “Şu duvarların dili olsa da konuşsa” denilecek türden bir binaydı.
12 Eylül darbesinden hemen sonra Demirel’in özel müşaviri Emel (Yatmaz) Karan, konuta giderek, Başbakan’a ait “çok gizli” belgelerin fotokopilerini alarak paketlemeye başladı. Kendisine eşi Mete Yatmaz da yardımcı oluyordu.

Emel (Yatmaz) Karan, zamana karşı yarış halindeydi. Çünkü, ihtilalcilerin ne yapacağını kestirmek mümkün değildi. Dolaplardan topladığı belgelerde ise darbe günü Hamzakoy’a götürülüp gözaltına alınmış olan Süleyman Demirel’in son on aylık dönemde komutanlarla yapmış olduğu resmi görüşmelerin zabıtları vardı.

Haberin Devamı

Emel (Yatmaz) Karan, “İleride Başbakan suçlanırsa, bu belgeler kendisine lazım olur” düşüncesiyle evrakı eşinin turkuaz renkli Murat 131 arabasına tıka basa doldurarak evine kaçırdı. Sonra çeyiz sandığının içine yerleştirdi. Sandığın üstüne de gelinliğini serip kapağını kapattı.

Emel (Yatmaz) Karan, evinin aranması halinde çeyiz sandığının iyi bir kamuflaj olacağını düşünüyordu.

Eve gelen olmadı. Demirel, bir süre sonra özgürlüğüne kavuştu. Başbakanlık Resmi Konutu’na yakın konumdaki Abdullah Cevdet Sokak’ta bulunan bir apartmanda özel ofis kurdu. Adına da “Araştırma Merkezi” denildi.


O BİNA CIA’İN ANKARA OFİSİYDİ


Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nın 24 numaralı kapısıyla karşı karşıya olan bu binanın yanı başında küçük, gizemli bir konut vardı. Emel (Yatmaz) Karan o konutun esrarını, apartman komşuları gazeteci Güngör Yerdeş’ten öğrenip Süleyman Demirel’le paylaşıyordu. Demirel, güldü ve “Önemli değil. Bizim kimseden saklımız gizlimiz yok” dedi. O bina ABD gizli servisi CIA’in Ankara ofisiydi.

Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu

SAĞLAM TEYP NASIL KAYDEDİLEMEDİ


SÜLEYMAN Demirel, son defa başbakanlık görevini sürdürürken, 1992 yılında ABD Başkanı Bush’un, kendisini telefonla arayacağı bilgisi geldi. Bunun üzerine, Başbakanlık Resmi Konutu’ndaki görevliler Başbakan’la Başkan’ın konuşmasının özel bir aparatla teybe kaydedilmesi için hazırlıklara başladı.
Teyp, telefona bağlandı. Sistemin çalışıp çalışmadığı test edildi. Her şey tam ve mükemmeldi. Bir süre sonra Beyaz Saray’dan beklenen telefon geldi.
Başbakan Demirel, Başkan Bush’la İngilizce uzun bir konuşma yaptı. Konuşma bitti. Ses kaydının deşifresi için teyp çalıştırıldı. Ama teyp adeta boşa dönüyordu. Çünkü ses kaydı yapılmamıştı.


TEKNİK EKİPLER AKSAKLIK BULAMADI


Olayın tanığı Devlet Bakanı Cavit Çağlar, acaba teyp bozuk mu diye düşündü. Teknik ekipler çağırıldı. Herhangi bir aksaklık tespit edilemedi. Aslında Süleyman Demirel, yabancılarla yapmış olduğu tüm telefon konuşmalarını ve çok özel görüşmelerini önce zihninde muhafaza eder, daha sonra özel müşavirine not halinde yazdırırdı. Demirel, bu gibi işlerin yapılmasını istediği zaman “Hadi çocuklar, verdiğim notlardan bir proseverbal (Fr: procès-verbal: kayıt) çıkarın” derdi. Bu ‘proseverbal’ler bilgi için Dışişleri Bakanlığı’na gönderilirdi.

Bush’la yapılan telefon konuşmasının ses kayıtlarına ulaşılamayınca, Demirel konuşmanın içeriğini özel müşaviri Emel (Yatmaz) Karan’a anlatıyor, o da proseverbal çıkarıyordu.

Proseverbal tamamlanmıştı ama suçlu bir türlü bulunamamıştı. Sonra şu hükme varıldı:

“Demek ki Beyaz Saray, Başkan’ın Başbakanımızla yaptığı görüşmenin kaydedilmesini engelleyici ileri bir teknoloji yöntemi kullanmış.”

Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu

ELEKTRİĞİN DEMİRİN KOMÜNİSTİ OLMAZ


SÜLEYMAN Demirel, 1965 yılında partisini iktidara taşıdıktan sonra, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çerçevesinde komşularla iyi geçinme politikası uygulamayı sürdürdü. Bu politika kapsamında kuzey komşumuz Sovyetler Birliği’ne de dostluk elini uzatıp bu süper gücü Türkiye’ye yatırım yapmaya davet etti. Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlığı döneminde dış politika danışmanlığını yapan Mehmet Ali Bayar’a, o dönemde Sovyetler Birliği Başbakanı Kosigin’le arasında geçen ilginç bir diyaloğu şöyle anlatıyordu: “Soğuk Savaş döneminde birtakım hassasiyetler vardı. ABD ile SSCB’nin ilişkileri çok gergindi. Ben de NATO üyesi Türkiye’nin Başbakanı sıfatıyla 1967 yılı sonbaharında Varşova Paktı’nın patronu Sovyetler Birliği’ni ziyarete gitmiştim. Kuzey komşumuzun Başbakanı Aleksi Kosigin’le konuşurken ‘Türkiye’ye yatırımlarınızı bekliyoruz’ dedim.


JOHNSON DEĞİL BEN YÖNETİYORUM


Kosigin, bu teklifime ‘Ama biz komünistiz. Amerikalılar size kızmayacak mı?’ sorusunu yöneltti. Ben de kendisine şu karşılıkta bulundum:
‘Türkiye’yi, ABD Başkanı Johnson değil, ben yönetiyorum. Zaten siz onlarla yakında barışacaksınız (Detant: Ülkeler arasında huzur). Ben hiç değilse önden barışmış olurum. Aslında ben size, ‘Gelin Türkiye’ye yatırım yapın’ diyorum. Elektriğin, demir-çeliğin komünisti, kapitalisti olmaz.’ Kosigin, her zamanki ciddi ifadesinden bir anda uzaklaştı ve kahkaha atmaya başladı. Kosigin’le bu sıcak diyaloğumuz, İskenderun Demir-Çelik, Aliağa Rafinerisi ve Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nin Sovyetler Birliği tarafından kurulmasını sağladı.”

Saraydan çıktı, taksiye bindi ve... Kayboldu

ŞİMDİ İTİRAF EDİYORUM

CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel’in görev süresi 16 Mayıs 2000’de tamamlanacaktı. Yeni cumhurbaşkanının seçimine altı ay kala iktidardaki DSP-ANAP ve MHP koalisyonu, 9. Cumhurbaşkanı’nın bir dönem daha görevde kalmasını istedi. Bu amaçla anayasa değişikliğine gidilmesi için imza toplanmaya başlandı. Söz konusu değişiklik gerçekleşmiş olsaydı, cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıla indirilecek ve bir cumhurbaşkanının iki defa seçilmesine imkân tanınacaktı. Koalisyon ortakları Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin önayak olmasına rağmen, Demirel’in bir dönem daha cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayacak olan “5+5” formülü hayata geçirilemedi. Eski ANAP Lideri Mesut Yılmaz, bu olayın üzerinden 6 yıl geçtikten sonra, 30 Mayıs 2006’da bir durum muhasebesi yapıyor ve şunları söylüyordu:

YORUM YAPMADI

“Sayın Demirel’in bir dönem daha cumhurbaşkanı seçilebilmesini sağlayacak anayasa değişikliği için yeterli imzayı topladık. Ancak bizim partimizde, kendisine muhalif olan milletvekilleri vardı. Bizim arkadaşları ikna etmem mümkün değildi. Çünkü Meclis grubumuzun yarıya yakını Süleyman Bey’le olan eski kavganın izlerini henüz atamamışlardı. Onlar, Süleyman Bey’in cumhurbaşkanlığını uzatacak yeni bir formüle kesinlikle oy vermemeye kararlılardı. Buna rağmen Tansu Hanım’ın etkisi altındaki DYP, bizim gruptan daha fazla fire verdi.
Sonuçta, Süleyman Bey’in yeniden seçilmesini sağlayacak anayasal değişiklik gerçekleştirilemedi. 2006 yılında Sayın Demirel’i Güniz Sokak’ta ziyaret ettim. Baş başa görüşmemiz sırasında, öncelikle ‘5+5’ meselesinin açıklığa kavuşturulmasını istediğimi söyledim. Beni dikkatlice dinledi. Hiçbir yorum yapmadı.

RİSKİ ALIRDIM

Şimdi itiraf ediyorum: Eğer 10. Cumhurbaşkanlığına seçilen Ahmet Necdet Sezer’in ortaya koyduğu performansı daha önceden bilseydim, partimizin çatlama riskini dahi alırdım. O zaman biz parti olarak zarar görürdük. Ancak, Sezer’in seçilmesiyle ülkenin gördüğü zarar daha büyük oldu.
Özetle şunu söylemek istiyorum. Süleyman Bey, 1993’e kadar bir siyaset adamı, cumhurbaşkanı seçildikten sonra ise devlet adamı oldu. Son dönemde, siyasi endişelerini, egosunu, partiler arası mücadeleyi bir yana bıraktı, tüm enerjisini ve tecrübesini devletin menfaatleri için harcadı.”

 VECİZ SÖZLERİ: Benzin vardı da biz mi içtik?

1979’da yönetimi devraldığımız zaman, ülkeyi adeta ‘karne devri’nde bulduk. Sanki II. Dünya Savaşı yıllarını yeniden yaşıyor gibiydik. Halk temel gıda maddelerinin yanı sıra, benzin ve mazot temini için kuyruğa giriyordu. O günlerde bu yoklukların sorumluluğunu bize yıkmaya kalkıştılar. Ben de ‘Benzin vardı da biz mi içtik’ dedim. 

SON

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!