Dünya Haberleri

    Papa'nın ziyareti Bartholomeos'a

    Cansu ÇAMLIBEL-Fotoğraf: Selçuk ŞAMİLOĞLU
    08.12.2014 - 01:06 | Son Güncelleme:

    John Chryssavgis, Avustralya doğumlu bir teoloji profesörü. Atina’da üniversitesinin ardından doktorasını Oxford’da yapmış.

    O yıllarda araya bir de ‘Bizans müziği’ diploması sıkıştırmayı da başarmış. Yaklaşık 20 yıldır ABD’de yaşayan Chryssavgis, üniversitelerde ders vermeyi sürdürüyor, çok sayıda kitabı var. Akademik kariyerinden vazgeçmeden aktif olarak din adamlığı için de mesai yapan bir isim. Amerika’daki Ortodoks Rum Kilisesi’ne bağlı olarak çalışıyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos 2012 yılında kendisine ‘başdiyakon’ unvanını vermiş. Deyim yerindeyse Bartholomeos’un yanında büyümüş. Yaklaşık 10 yıldır da Patrik’in en yakın çalışma arkadaşlarından biri, teoloji ve çevre işlerinden sorumlu danışmanlığını yapıyor. Boston ile İstanbul arasında mekik dokuyor, ayda en az bir kez Türkiye’de. Chryssavgis’in kimliği Patrikhane’nin Türkiye’de tam anlaşılamayan ülkeler üstü boyutunun tezahürü adeta. Onların ‘ekümeniklik’ dediği, Türkiye’nin kabul etmediği sıfat da tam da bu sınırları aşan yetki alanıyla ilgili. Chryssavgis, Papa Francis’in Türkiye ziyaretinin patrikhane ayağını organize eden ekibin kilit ismiydi. Fener Patrikhanesi adına konuşma yetkisi olan az sayıda din adamından biri. Bu röportajı da Patrik Bartholomeos’un bilgisi ve onayıyla verdi. Papa-Patrik buluşmasının teolojik arka planını yorumladı. Türkiye’nin dini özgürlükler meselesindeki fotoğrafını çekti.


    PAPA ZİYARETİ PATRİK BARTHOLOMEOS’A YAPILAN BİR ZİYARETTİR

    - Papa Francis’in Türkiye ziyareti neden önemliydi?

    Bu ziyaretin önemini birkaç boyutta açıklamak mümkün. Öncelikle, bu ziyaret bir Hıristiyan kilisesinin dünya tarafından kabul edilen lideri Ekümenik Patrik Bartholomeos’a yapılmış bir ziyarettir. Papa Francis, Fener Rum Patrikhanesi’ni Hıristiyan birliği için vazgeçilmez görüyor. Daha önceki papalar, Ekümenik Patrikhane (Doğu Kilisesi) ile Roma Kilisesi’nin (Batı Kilisesi) aynı bedendeki akciğerin iki kanadı olarak tanımlamıştır. Biz de Roma Kilisesi’ni çoğu kez ‘kardeşimiz’ olarak tanımlanırız. Ne Katolikler ne de Ortodokslar başka hiçbir kiliseyi ya da dini böylesine samimi ifadelerle tanımlamaz. Türkiye’nin Hıristiyanların tedirgin bir azınlık olarak yaşadıkları, baskı altında tutuldukları, boğazlandıkları ya da sürgüne maruz bırakıldıkları bölgelere komşu olması Papa’nı ziyaretini Ortadoğu’nun tüm mültecileri ve kurbanları açısından daha da anlamlı kılmıştır.

    - Bu uzlaşı çabalarına rağmen Batı Kilisesi’nin ruhani lideri Papa ile Doğu Kilisesi’nin ruhani lideri Patrik arasında hâlâ bir rekabet yok mu?

    Rekabetin doğru ifade olup olmadığından emin değilim. Ama sonuçta 1000 yıllık birlikten sonra 900 yıl devam eden bir ayrılık oldu. Bu zaman içerisinde iki kilise de bir diğerinin geleneklerine şüphe ve husumetle bakmaya hatta yok saymaya neden olacak ölçüde farklı tarzlar geliştirdiler. İki kiliseyi yakınlaştıracak iki girişimden birincisi 13. yüzyılda, ikincisi ise 15. yüzyılda gündeme geldi. Ama iki taraf arasındaki yarık ve güvensizlik özellikle de Haçlı Seferleri’nden sonra o kadar derinleşmişti ki o girişimler başarısız oldu. Çok şükür 50 yıl önce Papa VI. Paul ve Ekümenik Patrik Athenagoras ‘sevgi diyaloğu’ diye adlandırdıkları bir iletişim geliştirmeyi başardılar. Papa Paul’un İstanbul’a geliş tarihi 1967’dir, 1054 yılından beri ilk defa bir Papa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bence Papa Francis ve Patrik Bartolomeos’un buluşması seleflerinin ruhunu yansıtan bir atmosferde geçti.

    BARTHOLOMEOS 2025’TE İZNİK’TE ORTAK KUTLAMAYA EV SAHİPLİĞİ YAPABİLİR

    - İznik hem Vatikan hem de Fener açısından neden bu kadar önemli? 2025’te büyük buluşma gerçekleşebilecek mi?

    İznik ilk ekümenik konseyin toplandığı yerdir. 325 yılında toplanan o konseyin sonunda bütün Hıristiyanlar için ilk ortak metinlerden olan ‘İnanırım bir Allah’a’ duasının ilk 8 bölümü çıkmıştır. Konseye o dönemde Hıristiyan dünyasında bulunan toplam 1800 piskoposun 300’e yakını katılmıştır. Konsey, Paskalya’nın kutlanacağı ortak tarih için de karar almıştır. Bütün bunlara bakınca İznik’in konseyin 1700. yılında bütün Hıristiyan dünyayı kapsayan bir buluşmaya ev sahipliği yapmasının önemini anlayabilirsiniz. Ekümenik Patrik Bartholomeos Papa Francis’e, kendi yetki alanına giren İznik’te 2025 yılında ortak bir kutlamanın mümkün olabileceğini dile getirdi. Ama bunun ötesinde bir tartışma olmadı, nihai bir karar da alınmadı. Zaten kesin bir karar vermek için daha çok zaman var.

    Papanın ziyareti Bartholomeosa

    - Türk medyasına bakarsanız Papa Francis, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye geldi, Batı medyası ise Patrik Bartholomeos’un davetlisi diye sundu. Vatikan defalarca açıklama yapmak zorunda kaldı. Kafalar neden karıştı sizce?

    Sayın Erdoğan’ın Papa’yı davet etmesinin ya da o şekilde ağırlamasının şaşılacak bir yanı yok. Zira Papa Francis de bir devlet başkanı, Vatikan’ın lideri. Ancak Papa Francis’e davet aslında 18 Mart 2013’te resmi papalık ayini sırasında ayine bizzat katılan Ekümenik Patrik Bartolomeos tarafından yapılmıştır. Papa’nın Türkiye’ye gelmesinin de, gelmek için her yıl Ekümenik Patrikhane’nin kuruluşunun kutlandığı Aziz Andreas Günü’nü (30 Kasım) seçmesinin de temel sebebi budur. Papa’nın ziyaretinin kalbinde bunun yattığı Vatikan Basın Sözcüsü Peder Federico Lombardi tarafından da İstanbul’da düzenlediği basın toplantılarında açık ve net bir biçimde dile getirildi.

    ATILAN ADIMLAR VAR ZATEN HER EGEMEN DEVLETİN YAPMASI GEREKENLER

    - AK Parti hükümetlerinin bugüne kadar Fener Rum Patrikhanesi’ne yönelik genel yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Ekümenik Patrikhane’ye yönelik genel yaklaşımın son yıllarda iyileştiğini düşünüyorum. Ekümenik Patriğimiz Bartholomeos da, karizmatik ve dostane tavrıyla bu değişimin yaşanmasında önemli rol oynadı. Son iki dönemdir Laki Vingas’ın azınlık cemaatlerine ait vakıflarının temsilcisi olarak görev yaptığı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan Vakıflar Meclisi’nin çalışmaları sayesinde kayda değer adımlar atıldı. Rum Vakıflar Derneği’nin benzer çalışmaları da bir o kadar önemli. Sonuçta Türk hükümeti bu iki kuruluşun başlattığı girişimlere olumlu yanıt verdi ve azınlık mensuplarına ait olan malların geri verilmesi süreçleri başladı. Piskoposlara Türk vatandaşlığı ve kiliselerde münasip statü verildi. Trabzon’daki Sümela Manastırı gibi sembolik değeri olan yerlerde ayinlere izin verilmeye başlandı. Bütün bunlar hakkı teslim edilmesi gereken olumlu ve somut adımlar. Ama öte yandan gerçekler konusunda dürüst olmamız lazım. Öncelikle, bunlar zaten atılması gereken adımlardı. Türkiye’de Yahudi olsun, Rum olsun, Ermeni olsun, bütün azınlıkların talep ettiği ve beklediği haklar bu toprağın vatandaşları olarak layık oldukları hukuki haklardır. Bunlar olumlu ve umut vaat eden adımlar olsa da zaten her egemen devletin etnik ya da mezhebi kökenine bakmaksızın bütün vatandaşlarına sağlaması gereken haklar.

    ÇARMIH BENZETMESİNİN İÇİNDE DİRİLİŞ UMUDU VAR

    - Bu atılan adımlardan sonra Patrik Bartholomeos, 2009’da Amerika’daki CBS kanalına verdiği röportajda söylediği gibi hâlâ kendini çarmıha gerilmiş gibi hissediyor mu? Siz bu konudaki görüşünün değişip değişmediğini bilecek kadar kendisiyle yakın çalışan birisiniz.

    Ben Patrik Hazretleri’nin kişisel duygularıyla ilgili yorum yapabilecek bir pozisyonda değilim. Ancak bahsettiğiniz ’60 Minutes’ (60 dakika) röportajında o sözleri söylerken aynı odada biraz ötesinde duruyordum. Çok net olarak hatırladığım şu; yeniden dirilişin çarmıha gerilmeden geçtiğine dair kanaatiyle bağlantılı olarak söyledi onu. O nedenle de kendisinin hiç tükenmeyen iyimserliğini kuşkusuz tasdik edebilirim. Terör zamanlarında barıştan bahsetmek, çatışma sırasında uzlaşmanın önemine vurgu yapmak için gereken gücü içindeki iyimserlikten aldığını düşünüyorum.

    - O halde Patrik Bartholomeos’un o sözlerini Türkiye hakkında olumsuz bir yorum olarak almak yanlış mı?

    Olumsuz bir yorumdan ziyade o sözler acının teslim edilmesidir. Elbette acıya neden olanları meşru kılmaz. Ama Hıristiyanlıkta çarmıha gerilme deneyimi kesinlikle olumludur. Çünkü çarmıha gerilmenin ardından yeniden diriliş evresi vardır. Yeniden diriliş, yeni bir hayatı, hayatın restorasyonu ve canlanmayı ifade eder. Bu nedenle de Patrik Hazretleri hâlâ iyimser duygular içinde ve umutlu diyorum.

    TÜRKİYE’NİN DİNİ ÖZGÜRLÜKLER TABLOSU TUTARSIZ

    - Türkiye’de gerçek manada dini özgürlüklerin olduğuna inanıyor musunuz?

    Ben bu konuda ancak dışarıdan bir bakışla konuşabilirim zira günlük bazda inananların ya da inançsızların Türkiye’de ne hissettiğini bilmiyorum. Ama dışarıdan bakınca tablo oldukça tutarsız görünüyor. Bir yandan özellikle AB üyelik süreci perspektifi içinde, dini özgürlüklerle ilgili meselelerin çözülmesi yönünde irade gösteriliyor. Ama iyi niyet beyanlarının somut yasal tedbirlere dönüştürülmesi ve uygulamaya konması noktasında o kadar belirgin işaretler yok.

    EKÜMENİK SIFATINI OSMANLI KESİNTİSİZ KULLANDI

    - Sizce Türkiye Cumhuriyeti devleti neden hâlâ Fener Rum Patrikhanesi için ‘ekümenik’ sıfatını kullanmaktan imtina ediyor?

    Ben Türk hükümetinin ‘Ekümenik Patrikhane’ sıfatına neden bu kadar direndiğini hiçbir zaman anlayabilmiş değilim. Bu sıfatı kullanmak Türkiye’nin demokratik bir ülke olarak şöhretine katkıda bulunmaktan başka bir şey yapmaz. Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması da aynı şekilde. Var olan bir okulu yeniden açmanın Türk hükümetine nasıl bir olumsuz sonucu olur merak ediyorum. ‘Ekümenik’ sıfatı 16. yüzyıldan beri kesintisiz olarak kullanılmıştır, Konstantinapol 1453’te Osmanlı egemenliğine geçtikten sonra bile. Patrikhane’nin yetki alanının sadece Türkiye içinde olduğunu söylemenin arkasında hiç manalı bir argüman yok. Ekümenik Patrik Bartholemeos’un yetki alanının Türkiye sınırlarını kapsadığını söylemek doğru da değil. Çünkü mesela Türkiye’nin bugün Güneydoğu’sunun sınırları içinde olan bazı yerler Şam merkezli Antakya Patrikhanesi’nin yetki alanında. Neden bir hükümet dini yetki alanlarının sınırlarına karar verebileceğini ya da o sınırları kendi tanımlayabileceğini düşünür ki? Burada dürüst olmak lazım; Ekümenik Patrikhane bugün Türkiye’de herhangi bir yasal statüye bile sahip değil. Bu 21. yüzyılda demokratik bir ülke için çok üzücü ve skandal bir durumdur.

    VENEDİK KOMİSYONU’NA GÖRE DE STATÜ PATRİKHANENİN İÇ İŞİ

    - Patrikhane’nin sıfatını ya da statüsünü teslim etme noktasında çekindikleri şey nedir? Korkularını, kaygılarını Patrikhane ile bir şekilde paylaşıyorlar mı?

    Neden korktuklarını anlayamıyorum. Ekümenik Patrik gidip Cumhurbaşkanlığı’na aday olacak değil ki! ‘Ekümeniklik’ ruhani ve dinsel bir yetki alanıdır. Ekümenik Patrik’in, Avusturya, Asya ve Batı Avrupa’nın yanı sıra, Kuzey ve Güney Amerika üzerinde doğrudan yetkisi var. Dahası, dünyada toplam 14 olan bağımsız kilisenin –ki içinde Moskova ve Antakya kiliseleri de var- hepsinin koordinasyonundan sorumlu. İşte tam da bu nedenle 2009 yılında Venedik Komisyonu, Patrikhane’nin statüsüne karar vermenin Ortodoks Kilisesi’nin kendi işi olduğunu söyledi. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bile geçmişte bunun bizim kilisemizin kendi iç işi olduğu yönünde beyanları oldu. Bir kez daha tekrarlıyorum; Türk hükümetinin Patrikhane’nin ‘ekümenik’ sıfatını tanıması ve küresel saygınlığına destek vermesi kendisine yarar sağlar, zarar değil. Patrikhane’nin ‘ekümenik’ sıfatını inkâr etmeyi seçmek kutsal kitapların dediği gibi ‘Gözleri vardır fakat görmezler’ durumuna denk. Eğer Patrikhanemiz ve Türk hükümeti arasında bu konularda daha çok temas olsa bu meselelerin kolaylıkla çözülebileceğine inanıyorum.

    - Yeterince diyalog olmadığını mı söylemek istiyorsunuz? Türk makamları ne kadar sıklıkla Patrikhane ile temas kuruyor?

    Ben sürekli burada değilim, gidip geliyorum. O nedenle de günlük bazda ne oluyor bilemem. Ama anladığım kadarıyla daha fazla konuşmaya ve daha fazla samimiyete gerek var demek yanlış olmaz. Geçmişte kilisemizdeki insanların, hükümetin Patrikhane ya da Heybeliada Ruhban Okulu ile kararlarını basından öğrendiği durumlar oldu.

    DOKTOR KALIN’DAN ‘HÜKÜMET DİNİ ÖZGÜRLÜKLERDE YENİ SAYFA AÇIYOR’ YAZISI BEKLİYORUM

    - Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın, Papa Francis’in ziyareti vesilesiyle kaleme aldığı yazıda Fener Rum Patrikhanesi’nin 300 milyon Hıristiyan için bir sembol olduğunu teslim ediyor. Okudunuz mu?

    Evet, İbrahim Kalın’ın hem Papa ziyaretini değerlendiren hem de genel manada karşılıklı saygı ve hoşgörüden bahseden makalesini okudum. Pek çok meselenin yanı sıra Patrik Hazretleri’nin 300 milyonluk Ortodoks Hıristiyan’ın ruhani lideri olduğundan da bahsediyor. Doktor Kalın’ın çalışmalarını okumaktan keyif alıyorum.

    - Patrik için kullandığı o tanımlamayı Türk hükümetinin yaklaşımı açısından yeni bir adım olarak okumak mümkün mü? Yoksa çok az ve çok geç mi?

    Meselenin az ya da geç olmasıyla ilgisi yok. Ekümenik Patriğimiz daima diyaloğa açık olunduğunu gösteren her şeyi olumlu karşıladığını söyler. Evet, Doktor Kalın makalesinde Patrik’in 300 milyon inananın ruhani lideri olduğunu kabul ediyor ama bu genişliği ifade eden sıfatı ise kabul etmeye yanaşmıyor. O makalenin başlığı şuydu; ‘Papa Francis Türkiye’de yeni bir sayfa açıyor’. Bir gün kendisinden şöyle bir başlık görmek çok isterim; ‘Türk hükümeti dini özgürlükler için yeni bir sayfa açıyor’.

    HEYBELİADA DÜNYADAKİ EN AÇIK GÖRÜŞLÜ DİN ADAMLARINI YETİŞTİREN OKULDUR

    - Hükümetin geçen seneki demokratikleşme paketi hazırlanırken Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması da tartışılan konular arasındaydı. Rivayet o ki son dakikada paketten çıkarıldı. Kapalı kapılar arkasında neler oldu biliyor musunuz?

    Heybeliada Ruhban Okulu, Türkiye’de dini azınlıkların yaşadığı kısıtlamaları hatırlatan en güçlü ve en acı veren örnek kuşkusuz. Heybeliada 40 yıldır meşruiyeti olmayan bir kararla ve zorla kapalı tutuluyor. Heybeliada’nın kapalı olması Türkiye’de devam eden dini ayrımcılık sorununun sembolü. Ruhban Okulu Başkeşişi her zaman şunu söyler; dini özgürlükleri dini öğretme özgürlüğünden ayıramazsınız. Kesinlikle haklı. Ruhban Okulu tarihsel olarak, Patrik Bartholomeos da dahil dünyadaki en açık görüşlü ve açık kalpli din adamlarını yetiştiren okuldur. Türk hükümeti bunu anlıyormuş gibi görünmüyor. Bugün açık olsa Heybeliada, bütün dünyadan çok sayıda öğrenciyi ve din adamını çekecek bir okul. Burası gibi çok katmanlı bir ülkede yaşayıp çalışmak onlara büyük katkı sağlar. İki kıtayı birleştiren, Doğu’ya da Batı’ya da hitap eden, 700 yıl Hıristiyan varlığına, sonra 400 yıl Osmanlı hanedanına, 90 yıldır da demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapan bir coğrafyadan bahsediyoruz. İstanbul’un Roma ve Londra ile kıyaslanabilecek bir mirası var. Kim böyle muhteşem bir yerde yaşamak istemez ki?

    IŞİD’İN TÜRKİYE’DEKİ VARLIĞINDAN TELAŞ ETMESİ GEREKENLER SADECE HIRİSTİYANLAR DEĞİL

    - IŞİD’in Türkiye’deki varlığı ve bu akıma sempati duyan Türk vatandaşlarının da olduğu gerçeği burada yaşayan Hıristiyan azınlığın psikolojisini nasıl etkiliyor sizce?

    IŞİD’in varlığı dünyada iyi niyetli ve makul medeni ölçülerde yaşamaya çalışan herkesi etkiler. Türkiye’de bu durumdan telaş etmesi gerekenler sadece Hıristiyanlar ya da dini azınlıklar değil. Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında biliyorsunuz Papa Francis de, IŞİD’in kullandığı şiddetin Tanrı’nın rızasına karşı işlenmiş büyük bir günah olduğunu söyledi. Patrik Hazretlerimiz de daima ‘Din adına şiddete başvurmak dinin kendisine şiddet uygulamaktır’ der, her türlü dini fanatizmin ve köktenciliğin karşısında durur. Burada Patrikhanemizin girişinde Patrik Bartholomeos’un bu yaklaşımının sembolü olan bir mozaik var. Yüzyıllarca bütün dinlerin beraber yaşadığı ve karmaşık ama zengin bir tarihi olan bu şehir açısından kritik bir kararı sessizce anlatan bir mozaiktir. Sultan II. Mehmet’i (Fatih Sultan Mehmet) Osmanlı işgali döneminde ilk Ekümenik Patrik olarak görev yapmış olan Gennadios Scholarios’a ferman sunarken resmeden muhteşem bir mozaik. O ferman ile Sultan II. Mehmet, Osmanlı saltanatı altında Ortodoks Kilisesi’nin devam edeceğini ve korunacağını garanti etmiştir. Bu uzun yıllardır devam eden dinler arası mesuliyetin başladığı anın sembolüdür.

    - Fener Patrikhanesi’nin Ortadoğu’nun yeni gerçekleri ışığında Ankara’dan beklediği yaklaşım nedir?

    Yaşadığımız çağ, barış yapmak ve köprüler kurmak uğruna samimi bir sorumluluk üstlenmeyi ve elle tutulur bir işbirliği gerektiriyor. Ortadoğu’da artan çatışma ortamı ve husumet hepimize daha fazla merhamet ve bağışlama için çaba sarf etme sorumluluğu yüklüyor. Bir kimsenin yaşadığı güçlüklerin bir diğerinin de ıstırabı olduğunun bilinciyle yaşamalıyız. Bütün insanlık hepimiz için bir ilahi hediye olan bu gezegeni paylaşıyoruz. Her birey, her kurum, aynı her siyasi ya da sivil otorite gibi, barışın aracı olabilir. Bir camide secde ediyor olalım, bir sinagogda diz çöküyor ya da bir kilisede ibadet ediyor olalım fark etmez; hepimiz birbirimize saygı duyup birbirimizi sevebiliriz.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı