GeriSeyahat Kulağınızda Barış Manço olsun
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kulağınızda Barış Manço olsun

Kulağınızda Barış Manço olsun

Federal Belçika’nın üç bölgesinden biri olan Valonya’nın en büyük şehri Liege.

Bir eğitim ve sanayi merkezi. Buna rağmen asık suratlı ve kasvetli bir yer değil. Ortasından geçen Meuse Nehri ve üzerindeki sayısız köprü, kente romantik bir hava katıyor.

Yemyeşil doğa, şehrin hemen kıyısında başlıyor. Ama burayı bizim için önemli yapan şey, onursal hemşerilerinden birinin Barış Manço olması. Gülgün Terek, radyo günlerinden kalma anıların peşine düşüp Liege’de geçirdiği üç günü anlatıyor.

Radyonun en sevilen eğlence aracı olduğu dönemler. Çok sevilen istek programlarından birinde, spiker genç bir solisti anons ediyor “Şimdi de Barış Manço’dan, Kızılcıklar Oldu mu”.

O zamanlar, Belçika’da yaşamakta olan Barış Manço, bize her hafta Liege’den aynı şarkılarla seslenirdi: Kızılcıklar ve Nick the Chapper. Yıllar sonra yolumuz o çevreye düştüğünde, Liege’i üç gün gezmek için program yaptık.

Liege, Luik ya da Lüttich, yurdumuzda Barış Manço ile tanınıyor. Şehirden daha ünlü kabul edilen standart futbol kulübü ise eşime göre çok başarılı imiş. Şehrin internet sayfasında hemen Manço‘nun onursal hemşeri olarak kaydedildiğini görmek bize gurur veriyor. Zira ünlü yazar Georges Simenon bile bu ödüle layık görülmemiş. Yazarlık hayatına, Liege’de gazetecilik yaparak başlayan Simenon, birkaç yıl polis muhabirliği yapmış. Toplam 400 romanı 500 milyonun üzerinde satan Simenon’un birçok kitabında mekân olarak kullandığı Liege, bu vefalı dostunu unutmamış ve bugün bir cadde onun adını taşıyor.

TÜRKLER EN KALABALIK GÖÇMEN GRUPLARINDAN

Burası, yaklaşık 200 bin nüfuslu tipik bir Avrupa şehri. Ren Nehri’nin kollarından Meuse, şehri ikiye bölüyor. İki yaka, sayısız köprü ile bağlanmış. Eski şehir, genişlemesini dağlara doğru yaparken bir süre sonra enine yayılmaya başlamış. Bölge, Avrupa’nın kömür ve çelik endüstrisinin çok yakınında yer aldığı için sanayi şehri havasına bürünmüş. Özellikle eski binalar, koyu renkleri ile kasvetli bir hava veriyor. Sakinleri, maden tipi ilk buharlı makinenin, 1720’de Liege kömür madeninde kullanılmasını gurur vesilesi yapmışlar.

Aristokratların oturduğu eski şehrin bu karamsar havası, yeni yapılan bölgelerde yerini kaos ve harekete bırakmış. Göçlerle şehre gelenlerin bunda payı büyük. En kalabalık gruplar, Faslılar ve Türkler. Özellikle Karamanlılar ağırlıkta. Şehirde sadece Türkler tarafından son yıllarda yapılmış altı cami var. Yeni bölgelerde yer alan sayısız dönercinin yanı sıra tam belediye sarayının yanında da bir büyük dönerci dükkânı varlığımızı hissettiriyor.

200 ÇEŞİT PATATES YEMEĞİ VAR

Belçika’nın kendi yemekleri ise patatesle başlıyor, patatesle devam ediyor. Bir tek tatlısı yapılmamış. Tam 200 çeşit yemek var patatesle hazırlanan.  Kızarmış patatesi (pommes frites) dünya mutfağına kazandıran da Belçikalılar. Yine çok sevilen, sarımsak soslu karides ve patates ile yapılan bir yemek olan moules frites çok yaygın. Yerel biralar eşliğinde çok değişik bir lezzet. Bir de karides dolması diye bilinen, domatesin içine haşlanmış karides ve mayonez sosu konarak yapılan güzel bir yemek tattık. Üzerine ince kıyılmış yeşillikler ve hafif bir sosla sunulan yemek, gerçekten denenmeli.

Dönelim şehre... Hemen yakındaki tepelere çıktığınızda şehrin güzel bir manzarasını görüyorsunuz. Eskiden buralarda bulunan kömür madenleri kapanmış, yerlerini çok güzel parklar, yeşillikler almış. Şehir merkezi, belediye sarayının hemen önünde bulunan geniş alan. Bizim bulunduğumuz günlerde burada Valon Köylü Festivali yapıldı. Geniş alana yayılan standlarda şarap, peynir ve patates ikram edildi. Her kasaba kendi yapımı ürünleri burada sergiledi. Kısa aralıklarla yapılan bu festivaller şehrin ticari hayatına büyük canlılık getiriyor. Place de Marche veya Pazar Meydanı, tam ortasında yer alan eski çesmesi ile birçok kafe ve restorana ev sahipliği yapıyor. Bol ağaçlı cadde, özellikle yazın, yemek yemeye gelenler tarafından hınca hınç dolduruluyor. Yer bulmak için çaresizce uzun bir süre arandığımız oldu. Sonuçta daha uzakta ve denemediğimiz bir restoranda yemek zorunda kaldık. Et olarak köfteyi tercih edince Liege’deki en büyük hayal kırıklığını yaşadık. Masaya gelen tenis topu büyüklüğündeki köftenin lezzeti de iyi değildi. Siz siz olun, daha erken gidip özellikle midyeli yemekleri deneyin.

CURTIUS MÜZESİNİ MUTLAKA GÖRÜN

Şehrin merkezinde yeni bina bulunmuyor. Hemen meydanın arkasında çok güzel iki kilise yer alıyor. Özellikle siyah kubbeli Saint Andre kilisesi çok güzel.
Yine çok yakınlarda nehir kıyısından geçerken hemen dikkati çeken kırmızı tuğlalarla yapılmış Curtius Müzesi mutlaka görülmeli. Aslında arkeoloji müzesi ama özellikle bir silah üretim merkezi olarak bilinen şehre uygun olarak silah bölümleri çok geniş ve ilk çağlardan günümüze her türlü silah sergileniyor. İçinden bıçak çıkan bastonlardan ortaçağ oklarına, casusluk araçlarından sapanlara kadar ne ararsanız var. Meraklıları için özellikle tavsiye ediyorum. Ayrıca çok geniş bir cam ve porselen bölümü var.

Rue Hors-Chateu caddesinden meydana giderken, Bueren denen, şehrin önemli bir özelliğini buluyoruz. Roma’daki İtalyan merdivenlerinin yaklaşık 3 katını düşünün, işte karşınızda Liege merdivenleri, ancak çok daha arada kalmış ve bizim İzmir’deki Dario Moreno evinin arkasındaki sokaklar gibi kot farkından dolayı zaruretten yapılmış.
Liege’nin en önemli kilisesi ise Saint Paul Katedrali. Katedralin yer aldığı bu bölüm, daha çok alışveriş ve yiyecek içecek merkezi gibi. Le Carre denen, sadece yayaların girdiği bölümde fiyatları oldukça yüksek ürünler sergileniyor. Bir çok yüksekokulun bulunduğu şehrin gençleri, bu bölümü tercih ediyorlar. Yaş ortalaması Place de Marche’ye oranla daha düşük. Her keseye hitap eden kafelerde özellikle dikkatimi çeken, pembe rose şarabın çok yaygın olarak içilmesi oldu. Bu şarap türü, bölgede çok yaygın.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle