GeriKitap Sanat Yeni sesler peşinde: Audioban
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni sesler peşinde: Audioban

Yeni sesler peşinde: Audioban

Şu sıralar başınızı hangi köşeye çevirseniz bir ‘Audioban etkinliği’ görebilirsiniz. Türkiye’den yeni sesleri dinleyiciyle buluşturmayı hedefleyen müzik oluşumu Audioban’ı işin başındaki Eray Düzgünsoy’la konuşup kataloğu temsil eden ilk albüm ‘Dark Pulse’ı bu akşamki lansman konseri öncesinde dinledik.

Müzik “işleriyle” yeterince ilgiliyseniz bu aralar başınızı hangi köşeye çevirseniz bir “Audioban etkinliği” görebilirsiniz. Sessiz ve derinden gelip sesli ve farklı zevklere hitap eden aleni bir yapı olan Audioban’ı işin başındaki Eray Düzgünsoy’la konuştuk. Bu vesileyle Audioban’ın “label” ayağını temsil eden ilk albüm “Dark Pulse” lansman konseri öncesinde hayırladık. Türkiye’den dark pop, synthwave, darkwave ve ambient gibi türlerde üretim yapan sanatçılar bir araya getiren albümde yer alan Supereich DJ setiyle; Urværk, RedRice ve ELZ AND THE CULT ise canlı performanslarıyla bu akşam Salon sahnesinde olacaklar. Gecenin kapanışı ise DJ setiyle Hakan Tamar’dan.

Esasında Müzik Hayvanı, üzerinden zaman geçmiş bir oluşum, 50’yi aşkın albüm çıkardı ama yine de meraklısı dışında çok bilinmediği için biz Audioban’dan önce ona değinelim. Müzik Hayvanı ana akımın dışında kalan müzikleri ve müzisyenleri geleneksel yapım-dağıtım-pazarlama süreçlerinden koruyan alternatif bir label ihtiyacından doğdu diyebilir miyiz? Tam olarak hangi amaçlarla yola çıkıp ne kadarını hayata geçirdi?
Tam da bahsettiğin gibi, Müzik Hayvanı sekiz yıl önce kuruldu. Albümler ilgilisiyle beraber yeni dinleyiciyle hatırı sayılır bir kitleye ulaştı. İşin en başında korunmak maksatlı olsa da asıl görevi kısa süre içinde yeni pek çok farklı ismin buluştuğu bir platforma dönüştü. Bunun dışında müzisyenlerin bu dağıtım ve üretim ağının kendilerine daha sağlıklı gelmesi dolayısıyla kısa süre içinde bahsettiğimiz rakamlara ulaşmasını izledik. Süreç içerisinde bizle beraber yola devam eden ya da bunun bir ötesine geçmek isteyen sanatçılarla her zaman dirsek temasımız devam etti. Bu anlamda sanatçıların daha fazla isme dokunabilme sürecinde rol oynaması da zaten istediğimiz bir şeydi. Amacına ulaştığını düşünüyoruz... Şimdilerde ise Müzik Hayvanı biraz soluklanıyor ve yeni bir takım fikirleri olgunlaştırıyor. Devam edecek mi? Kesinlikle...

Audioban’ın Müzik Hayvanı’yla nasıl bir bağlantısı var? Sanki Audioban Müzik Hayvanı’nın daha geniş faaliyet alanı olan bir yan şirketi gibi. Bu faaliyet alanları bir araya geldiğinde 90’larda Pozitif’in Pozitif, Babylon, Doublemoon, festivaller vs. şeklinde kurguladığı ve can verdiği eğlence endüstrisi yaklaşımının 2010’larda yeni araçlar ve amaçlarla kendini tanımlamış versiyonu sayılabilir mi?
Audioban’ın Müzik Hayvanı ile ikisinde de benim içinde bulunduğum oluşumlar olması dışında bir bağlantısı yok. Yaklaşım olarak benzerlikleri olduğu gibi ilerleyiş olarak aynı prensiplere sahip değil. Audioban keşif sahnesinin her bir noktasında kendi varlığını hissettirmeye çalışan ve bunu sadece yayınladığı albümlerle değil, sosyal-kültürel hayatın içerisinde pek çok etkinliğin merkezinde şekillendiren bir yapı. Temel hareket noktası müzik olmasıyla beraber yakın dönemde sanatın her alanında da varlık göstermeye niyetli bir oluşum. 90 lardaki Pozitif örneği aslında güzel ve yerinde bir örnek. Pozitif/Doublemoon/Babylon ile olan bu benzerlikler ve günümüze dair yeni formüller üreten bir kurgusu olması ile birlikte farklarından biri de bütün kolektiflerle de ortak hareket edebilme yetisi.

Audioban’in ilk albümü Dark Pulse dijital ve plak formatında yayınlanıyor. “Clear blue” ve “Glow in the dark” özelliğindeki plakların teknik ayrıcalıkları nelerdir?
Teknik anlamda bir ayrıcalığı yok. Kendi arasında ise biri diğerine göre koleksiyonerlerin ilgisini çekebilecek nitelikte. Audioban kataloğundaki albümler plak, kaset ve dijital olarak üç ayrı platformda düşünülebilir. Her albüm kendi formatını öngörüyor aslında bizim için.

Albümün içeriğine dönersek, geniş zamana yayılmış bir dark pop, synth pop, dark wave, ambient türlerinde bir derleme. Bu türlerde bir içeriği oluştururken seçtiğiniz müzisyen ve parçalarla ilgili öncelik ve kriterler neler oldu?
Türkiye’de böyle bir toplamayı oluşturmak için önceliğimiz müzisyenlerin hali hazırda üretimin içinde olan sanatçılar olmasıydı. Ayrıca bir diğer öncelik yeni isimler ya da böyle bir toplama aracılığıyla dinleyiciyle buluşturmamızın dinleyici için bir heyecanının olmasıydı. Nispeten bilinir, bu türde bir isim olmuş müzisyenlerden oluşan bir toplama yerine keşif sahnesinin önemli isimlerini bir araya getirdik. Bu kriterler ile birlikte kendimizce var olan sahneye de bizim için heyecan katabilecek, müziğinin arkasında duran müzisyenler ve işleri olması önemliydi. Sonrası ise bizimle ilgili, “bu parça tam da böyle bir toplamada olmalı” ortak fikriyle şekillendi diyebiliriz.

“Dark Pulse” ve bundan sonrası için öncülük ettiği albümlerin müziğe dair temel meseleleri teknik açıdan ve hayattaki duruş adına nelerdir?
Aslında Audioban olarak yayınlamayı düşündüğümüz albümlerdeki temel amaç keşif sahnesinin yeni isimlerini prodüksiyon anlamında destekleyip bu süreci daha sonraki safhalarına taşımak adına yardımcı olabilmek. Bunun içerisinde “Dark Pulse” gibi toplama albümler dışında grupların albümleri de olacak. Bu grupların en güzel tarafı kendi sözüne sahip çıkmış, çalışmalarıyla kendine bu coğrafyada yer açmak isteyen isimler. Tür ve tarz konusunda pek çok alanı benimseyen bir yapı olmamız da ayrı bir güzellik bizce...

Müzik Hayvanı ve Audioban’ın Kadıköy merkezli oluşumlar olmasından hareketle, öyle ya da böyle Kadıköy’ün son 20 yıldaki müzik üretimine katkısına dair neler söyleyebilirsin?
Her ikisi de Kadıköy’ün son dönemdeki hareketliliğiyle beraber daha hızlı yol alabiliyorlar. Kadıköy sosyal hayatın son dönemlerdeki merkezlerinden biri olması dolayısıyla üretime de ciddi bir içerik oluşturuyor ama bir yandan buradaki karmaşayı da sorgulayıp buradan uzaklaşmak, üretimlerini farklı bölgelerde sürdürmek isteyen de çok fazla müzisyen var. Daha çok 2000’lerin ortalarında başlayan bu hareketlilik şimdilerde mekanların da yeni gruplara yer açmasıyla daha da yoğunlaştı. Bu da grupların bir şekilde daha fazla üretmesine sebep oluyor.

Müziği hem yapan hem de işin yönetsel kısmında duran biri olarak Türkiye’nin siyasi-sosyal-ekonomik-kültürel parametreleri üzerinden ne gibi kehanetlerde bulunabilirsin?
Çok fazla dinamikle birlikte değişen-dönüşen bir müzik dünyasının içindeyiz. Bu aşırı hızlı hareket müzisyenlerin de nerede durması gerektiği konusunda hem olumlu etkileyebilir hem de yorgunluk-yılgınlık oluşturabilir. Fakat bir de hiç bunlardan etkilenmeden sadece müziğin peşinde olan pek çok sanatçının işin yapmaya devam etmesini çok önemsiyorum. Türkiye’deki şartların üretim sürecine olumlu olumsuz katkısı olsa bile bundan bunalan yılmış olan pek çok sanatçının da başka coğrafyalarda işlerine devam ettiğini de görüyoruz. Yakın dönemde olmasa bile bir geri dönüşün olabileceğini düşünüyorum aslında. Bu yüzden hiç karamsar değilim. Kehanet ise zor iş tabii...

‘Dark Pulse’ albümünde yer alan Supereich DJ setiyle; Urværk, RedRice ve Elz And The Cult da canlı performanslarıyla bu akşam 22.00’de Salon İKSV sahnesinde olacak. Gecenin kapanışı ise DJ setiyle Hakan Tamar’dan.

Yeni sesler peşinde: Audioban

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle