Çocuklar zannedildiği kadar kitaplardan kaçmıyor

Güncelleme Tarihi:

Çocuklar zannedildiği  kadar kitaplardan kaçmıyor
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 17, 2017 11:39

Çocuklar için 30 senedir üreten bir isim Sevim Ak. Onun çocuk karakterleri keşfetmek, büyüklerin köşeli dünyasının sınırlarını hayal güçleriyle zorlamaktan çekinmiyor; şaşırıyor, yeri geliyor hayal kırıklıklarına da uğruyor. Çocuk edebiyatındaki 30’uncu yılı şerefine Sevim Ak’a sorduk.

Haberin Devamı

Çocukluk tüm yetişkinlerin yaşadığı bir deneyim ancak yaşadığımız çağ ile birlikte o deneyim de değişiyor. Yazmaya başladığınız 30 yıl öncesiyle günümüzde çocuk olmak arasında fark görüyor musunuz?
Günümüzde iletişim araçlarının zenginliği haber, bilgi ve söylentilere kolay erişilmesini sağlıyor. Aileler çocuklarına karşı daha korumacı davranıyor. Sokakta, kapısının önünde özgürce oynayan, arkadaşlarının evine rahatça girip çıkan çocuklara daha seyrek rastlıyoruz. Oyuncaklarını kendi yapan, oyunlarını kendi icat eden çocuklar her ay yeni çıkacak elektronik oyunların yolunu gözleyen çocuklara yerlerini bıraktı. Sahneleri hızla değişen animasyon filmler uzun uzun seyredilen, defalarca okunan resimli kitapların yerine geçiyor. Bu gelişmeler her şeyden çabuk sıkılan, aile bireyleriyle daha az zaman geçiren obur çocukları çoğalttı. Yine de küçük sevinçler, heyecanlar, kıskançlık, korku, hayal kırıklıkları, şefkat, sevgi isteği her çocuğun dünyasında eskisi kadar güçlü. Çocuğun gündelik evrenine, duygularına, duyarlıklarına, hayallerine çocuk edebiyatı hâlâ karşılık verebiliyor. Zannedildiği kadar kitaplardan kaçmıyor çocuklar. Kitap karakterleriyle bağlar kuruyor, sorunlarını onların üstünden düşünebiliyorlar. Çocuk edebiyatında eserler veriyorsunuz ancak hikâyelerinizin yaşsızlığı dikkat çekiyor. Sizce biz yetişkinler çocukluğun neresindeyiz ve neden hikâyelerinizi bizler de bu kadar çok seviyoruz? Çocuklara yazmayı küçümsediğinizde çocuksuluğa başvurulabilir ya da yetişkin bakışıyla verilmek istenen mesajları kurgunun içine yerleştirir, metni bir amaçla oluşturursunuz. Bu da yapay ve tat alınması zor kitaplar üretir. Kendi hoşlandığım, merkezine çocuğu aldığım öykülemeler yapmaktan hoşlanıyorum. Yetişkinlerle çocukların kitaplarımı beraber okuduklarını gözlemliyorum, bu da umudumu çoğaltıyor. Çocukların samimi duygularla dolu dünyası yetişkinlerin çetrefil dünyasının önüne geçiyor. Entrikalarla, istilacı anlayışlarla uğraşmak yerine çocuk dünyasının saf ve ışıklı yollarında dolaşmayı hepimiz özler olduk.
‘Vanilya Kokulu Mektuplar’ adlı kitabınızın kahramanı Kıymık anneannesini sınıfın kapısındaki eşiğe benzeterek “Bana çelme takmadığı bir sabah bile yok” diyor. Sizce eğitim sistemimizin çocukların önüne koyduğu eşikler neler ve onların bu eşikleri aşabilmelerinde edebiyatın rolü nedir?
Eğitim sistemimiz en başta yaratıcılığı öldürüyor. Puan vermeye, teste dayalı eğitim ezberci yapısıyla çocuğun alabildiğine zengin hayal dünyasına ket vuruyor. Edebiyat çocuğu her şeye rağmen hayal kurmaya çağırıyor. Okuduğu metnin içinde gezinirken karakterleri, mekânları hayalinde yeniden yaratıyor. Tanık olduğu, kendi başına gelen olaylarla karşılaştırıyor, bildik duyguları bilinçaltından geri çağırıyor. Benzer hisleri ben de yaşamıştım ama yazar kadar iyi ifade edememiştim, şimdi kendimi daha iyi tanıyorum, diyebiliyor. Kendi yaşam döngüsünde edindiği bilgiler ve bakışla metni yeni baştan yazıyor adeta.

Çocuklar zannedildiği  kadar kitaplardan kaçmıyor

Haberin Devamı

Son kitabınız ‘Melo’da, annesi Melo’yu ‘yavaş programlanmış biyonik bir varlık’ olarak görüyor. Oysa Melo hıza uyum sağlayamıyor, hatta başarısızlığını ona hatırlatan eşyaları gömüyor ve soruyor: “...Dünya’dan daha hızlı dönsek daha neşeli mi yaşarız?” Çocuklara bu denli hızlı yaşamayı dayatarak onların dünyasında ne gibi çatışmalara sebep oluyoruz? Hız ve kaygı çağında yaşıyoruz. Okullarda başarı belirli zamanda en çok soruya yanıt verme becerisiyle belirleniyor. Tektipleşmeye götüren bu yaklaşımlar çocukları olumsuz etkiliyor. Her çocuğun öğrenme hızı, algı seçiciliği, yetenekleri, duygusal gelişimi aynı değil. Bazı çocuklar çok ağır ama etkili öğrenebiliyorlar. Kimi resim çizerek, kimi yazarak, kimi başkasına anlatarak daha iyi düşünüyor. Bu çeşitliliği ortadan kaldırır, her çocuğu aynı biçimde düşünmeye koşullandırırsanız çocuğun kendine güvenini sarsar, onu ortalamanın dışına atarsınız. Utanç, suçluluk, beceriksizlik, zekâ yetersizliği gibi sorunlarla baş başa bırakırsınız. 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!