GeriKitap Sanat Vefalı kemençeciler
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Vefalı kemençeciler

Vefalı kemençeciler
Sokratis Sinopoulos ve Derya Türkan

Klasik kemençenin Atinalı virtüozu Sokratis Sinopoulos ile İstanbullu üstadı Derya Türkan’ın yolu tam 30 yıl önce kesişmişti. İkili 1997’de ABD’de yayımlanan ilk ikili albümleri ‘İstanbul’dan Mektup’tan 21 yıl sonra, aynı isimle, farklı bir repertuvarla dinleyici karşısına çıkıyor. Sinopoulos, “Tanburi Cemil Bey’e ve onun Langa, Kumkapı meyhanelerinde dinlediği, etkilendiği Giritli, Midillili, Sakızlı virtüozlara, yani İstanbul halk müziğinin isimsiz kahramanlarına saygılarımızı sunduk” diyor.

Bosphorus topluluğunun 15 Mart 1988’deki konseri Atina’da olay olmuştu. Ta Nea gazetesi ‘Derviş müziği ve İstanbul’un geleneksel Türk ezgileri’nin seslendirileceği konseri sayfalarında duyurmuş, Yunan televizyonu ERT kayıt yapmış, 2 bin 760 kişilik Palace salonunda bilet kalmayınca tartışmalar yaşanmış, bazı koltuklara çifte rezervasyon yapıldığını fark eden gençler kavga çıkarmıştı.
Nikiforos Metaksas’ın önderliğinde İstanbul’da kurulan topluluğun konserini izleyen gençlerden biri de Sokratis Sinopoulos’tu. 14 yaşındaki konservatuvar öğrencisi, İhsan Özgen’in klasik kemençesine hayran kalmıştı.
“Birkaç ay önce Ross Dally’nin konserini izlemiş, kemençeyle ilk kez orada karşılaşmıştım. Atina’da ilk kez Mevlevi müziği konseri verileceğini duyunca konservatuvardan arkadaşlarımla gittim. Özgen’i dinledikten sonra klasik kemençe çalmaya karar verdim” diyor Sinopoulos. “Konservatuvarda klasik gitar ve Bizans müziği dersi alıyordum. Ailemin desteğiyle Dally’nin öğrencisi oldum. Yunanistan’da o yıllarda Girit ve Laz kemençesi biliniyordu sadece. Klasik kemençenin son üstadı, İstanbul göçmeni Lambros Leondaridis ben doğmadan yıllar önce ölmüş, İstanbul kaynaklı klasik kemençe geleneği unutulmuştu.”
Dally ile çalışmaya başladıktan birkaç ay sonra sahneye çıkacak kadar ustalaşan Sinopoulos, 18 yaşında enstrümanının kökenlerini araştırmak için ilk kez yurtdışına çıktı, İstanbul’a geldi. İTÜ Türk Müziği Konservatuvarı ve İstanbul Radyosu’nda Necdet Yaşar, İhsan Özgen, Cüneyt Orhon, Hurşit Ungay, Mutlu Torun, Murat Aydemir, Cengiz Özkan’la tanıştı.
“Radyoda Klasik Türk Müziği Korosu’nun provasını izlemeye stüdyoya girdiğimde şef çalışmayı durdurdu, beni sahneye davet etti. Birkaç eser çalmamı istedi... Kanuni Reha Sağbaş beni İhsan Özgen’in öğrencisi Derya Türkan’la tanıştırdı. Hemen stüdyoya girip birlikte çalmamızı istedi. Derya’yla ilk kez karşılaştığımız halde adeta eski arkadaşlardık, özel ve ortak bir dil konuşuyorduk.”
İki haftalık İstanbul ziyaretinde karşılaştığı dostluk, klasik kemençe geleneğinin İstanbul’daki zengin repertuvarı genç müzikçiyi şaşırtmış, mutlu etmişti. “Kendimi büyük bir ailenin üyesi gibi hissettim ilk kez. Güvenebileceğim, birlikte çalışabileceğim bir aile... Sanki doğduğum topraklara dönmüştüm” diyor o günleri anlatırken.

GELENEĞE ÇAPA ATTIK
Sinopoulos, Atina’ya döndükten sonra da Derya Türkan’la iletişimini sürdürdü. Klasik kemençenin tarihi repertuvarını araştırdılar. Sinopoulos, Mübadele’de yapılmış sözlü tarih çalışmalarını, kayıtları inceledi. İstanbul halk müziğinde kaba saz takımının, sirtoların, longaların vazgeçilmez enstrümanı kemençe Yunanistan’da rebetikonun sesi olmuş, bir süre sonra sınırın her iki tarafında yerini klarnete bırakmıştı. Tanburi Cemil Bey’in taş plakları kemençenin parlak günlerinden kalan en önemli belgelerdi.
Birlikte albüm kaydetme fikri Derya Türkan’dan çıktı. Erguner Kardeşler’in çift ney ile icraları kemençeye de yeni bir ufuk açmıştı. 1997’de İstanbul’da ilk albümlerini kaydettiler. Türkiye’de yayımlayacak firma bulamayınca ‘İstanbul’dan Mektup’ o yıl ABD’de yayımlandı. İkili ABD’de konser turnesi gerçekleştirdi.
“‘İstanbul’dan Mektup’ hem Derya ile ortak çalışmalarımız hem de kişisel müzik serüvenim açısından önemliydi. Klasik kemençe geleneğinin tam üstüne adeta çapa attık. Sonraki yıllarda ne kadar uzağa gidersek gidelim hep ana kaynakla bağlantımızı sürdürdük.”
Sonraki yıllarda her iki kemençeci farklı yollardan dünyaya açıldı. Sinopoulos önce Eleni Karaindrou ile çalışmalarıyla dikkat çekti. Ardından çağdaş cazın önde gelen isimlerinden Charles Lloyd’la, Kelt müziğinin popüler şarkıcısı Loreena McKennitt’la albüm kaydetti. Nihayet kendi dörtlüsüyle ilk albümü ‘Eight Winds’ 2015’te ECM’den yayımlandı. Bu arada Selanik’teki Makedonya Üniversitesi’nde ‘Anadolu Müziği İcrası’ dersi vermeyi sürdürdü.
Derya Türkan ise bir yandan geleneksel Türk müziği icralarını sürdürürken diğer yandan erken çağ müziğinin önde gelen icracılarından Jordi Savall’la, caz kontrbasçısı Renaud-Garcia Fonds ile yankı uyandıran albümler kaydetti.
İkili bu arada eşleri Dilek Türkan ve Katerine Papadopulo’nun katılımıyla Avrupa’da ‘İki Kemençe, İki Ses’ başlıklı konserler verdi.

ESKİ USTALARA SELAM
Aradan 18 yıl geçtikten sonra ikinci albümü kaydetme fikri yine Derya Türkan’dan çıktı. Tanburi Cemil Bey’i ölümünün 100’üncü yılında son tutkusu klasik kemençe ile anmak üzere repertuvar hazırlamaya başladılar. Fakat repertuvar oluşturmak beklediklerinden uzun sürdü. Nihayet geçen yıl ikinci albüm yine İstanbul’da kaydedildi, bu yıl mart ayında Türkiye’de yayımlandı.
İlk albümde İstanbul’un klasik kemençe odaklı özgün halk müziğini gündeme getiren ikili, ‘İstanbul’dan Mektup 2’ye günümüzün sesiyle başlıyor. “Gelin, güzel bahçemdeki çiçekleri, ağaçları, ortasındaki tavuskuşunu görün” diyen geleneksel Girit ezgisini lavta, kontrbas, perküsyon eşliğinde, doğaçlamalarla zenginleştirip caza uzanan yaklaşımla icra ediyor. Ardından geleneksel üslupta longalar, sirtolar seslendiriliyor. Ve Halkidiki’den bir gelin ağıtı, ‘Mahalleye Veda’daki caz çağrışımlı icra ile repertuvarı yine günümüze bağlıyor.
Sinopoulos ve Türkan, albümü hazırlarken 20. yüzyılın başlarında Tanburi Cemil Bey’in gittiği Langa, Kumkapı meyhanelerini ve burada çalan Girit, Midilli, Sakızlı müzikçileri hayal ettiklerini söylüyor. Müziğin isimsiz kahramanlarının Tanburi Cemil Bey’i etkileyip onun kemençesinden ölümsüz nağmelerin oluşmasına katkı yaptıklarını hatırlatıyor. Ve albümü Cemil Bey ile müziğin diğer isimsiz kahramanlarına adıyor.
“Albümün açılış ve kapanışındaki ezgiler benim en sevdiklerim” diyor Sinopoulos. “Emprovizasyon öne çıkıyor. Derya ile ikimizin son 20 yıllık kişisel ve ortak deneyimlerinin izleriyle biçimleniyor. Örneğin benim sololarımda Charles Lloyd, Eleni Karaindrou, Ara Dinkçiyan’ın izlerini görebilirsiniz.”
İkili albümün ilk konserini mart
başında Zürih’teki Akdeniz Festivali’nde verdi. Sonbaharda Türkiye’de beş şehirde turne gerçekleştirmeyi planlıyor.

Vefalı kemençeciler


Yorumları Göster
Yorumları Gizle