GeriKitap Sanat Tanrı, insan ve buğday
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tanrı, insan ve buğday

Tanrı, insan ve buğday

Leo Perultz ‘Şeytan Tozu’nda bir bilim insanın, yeryüzünden silinmek üzere olan Tanrı inancını yeniden diriltmek için buğdaya bulaşan bir hastalık üzerinden verdiği mücadeleyi ve paradoksal sonuçlarını anlatıyor.

Tanrı kendi sonsuzluğu içinde insanı yaratırken, insan ‘her şeyin bir sonu olmasını’ kendine dert etti ve Tanrıyı redde kalkıştı. Tanrıdan uzaklaşan topluluklarının kötüye gittiğini düşünen bazıları ise sonsuzu diğerlerine göstermek için her yolu denedi. Sonuçta sonsuzluğun içindeki fani, Tanrısını yeniden bulmak zorundaydı. Doğanın elinde oyuncak olan insan bir otu; buğdayı evcilleştirdiğinde, aslında kendini dört duvar arasında buldu. Belki de modernizmin doğuşunun önemli bir aşaması olarak görülebilecek buğday çoğu toplulukta dinsel bir figür olarak insanın üstü bir varlığa dönüştü.
Avusturyalı yazar Leo Perutz 1933 yılında yayımladığı romanı ‘Şeytan Tozu’nda Baron von Malchin dünyanın çeşitli yerlerinde farklı isimlerle adlandırılan Vestfalya’daki çiftçilerin ‘Çavdarmahmuzu’ adını verdikleri tahıl hastalığı üzerinden dinin yayılımı üzerine bir teori geliştirir. Bilim insanı Baron’un ‘Şeytan Tozu’ adını verdiği parazitin bulaştığı buğdayın bulunduğu bölgelerde Hristiyanlığın öfkesine yeniden kavuştuğunu tarihten örnekler bularak sistematikleştirmeye çalışır. Hatta Birinci Haçlı Seferleri bile parazitin yayıldığı bölgeden başlar. “Tanrı inancı dünyadan kaybolmuyor, Tanrı inancının ateşi söndü sadece. Neden mi söndü? Parazit virülansını mı yitirmişti, yoksa tahılın genetik eğilimi mi ortadan kalkmıştı? Bu iki faktörden biri Şeytan Tozu’nun Avrupa’da ortaya çıkıp yayılmasını bir asırdan fazla süredir engelliyor.” diyen Baron hastalığı diriltmek için laboratuarda deneyler yapıyordur.
Roman, baş karakteri Dr. Amberg’in komadan çıkmasıyla başlıyor. Amberg, başından geçenleri yavaş yavaş hatırlıyor. Birinci tekil şahsın ağzından anlatılan hikâyede, Amberg’in iç konuşmalarını okurken, bir gazete ilanıyla Vestfalya’da Baron’un yanında işe başladığını öğreniyoruz. Baron’un planlarını öğrenen şaşkın bilim insanının sorgulamalarıyla karşı karşıya bırakılıyoruz. Amberg hatırlamaya başladıkça da Baron’un Şeytan Tozu’nu bulduğunu ve etkisindeki bölge insanlarda dini bir öfke uyandırmak yerine sınıfsal bir isyana neden olduğunu, isyan sırasında Amberg ağır bir şekilde yaralandığını anlıyoruz. Ama hasta bakıcısından başhekime kadar herkes, onun aslında trafik kazasında yaralandığını ve beş haftadır komada kaldığını söylüyor. Romanın başlangıcında, anlatıcıların tekrar tekrar döndüğü geçmiş hikâyesi ve şimdiki zamanda yaşananlarla birlikte hayal gücü ve gerçeklik birbirine giriyor. Amberg, saldırı öncesi tanıştığı insanların aslında hastanede çalışan insanlar olduğunun farkına varıyor. Amberg’in anlattıkları hayal gücünün eseri mi yoksa gerçek mi?

Perultz, iç anlatı şeklinde ilerleyen anıları ve şimdiki zamanı birbirinden iki farklı anlatı temposuyla ayırıyor. Roman her sayfasında baş karakterinin komplo kurbanı olduğu suç romanına dönerken, okur Amberg’e mi yoksa şimdiki zamana mı inanmalı? Jorge Luiz Borges’in ‘Maceraperest Kafka’ olarak nitelendirdiği Perutz’un romanında gerçek olan tek bir şey varsa o da roman boyunca bir kelimenin bile gereksiz kullanılmadığı. Yazar her kelimeyi büyük bir ustalıkla doğru yere yerleştirmiş. ‘Şeytan Tozu’ ile ilgili getirebileceğim tek eleştiri, okurken hayal ve şimdiki zaman arasında gidip gelmemizi sağlayan kitabın okuma zevkinin çabuk bittiği.

Tanrı, insan ve buğday

ŞEYTAN TOZU
Leo Perultz
Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer
İş Bankası Kültür Yayınları, 2019
176 sayfa, 12.96TL.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle