GeriKitap Sanat İstanbul'da bir hippi: Paulo Coelho
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul'da bir hippi: Paulo Coelho

İstanbul'da bir hippi: Paulo Coelho

Paulo Coelho yeni kitabı ‘Hippi’de kendi ‘ol’ yolculuğunu anlatıyor. Ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu açıklamıyor; ancak kitapta anlattıkları kendi hayatından ve yazarlık serüveninden izler taşıyor. Hikâyenin İstanbul durağı ise merak uyandırıcı...

Yıl 1970... Özgürlük rüzgârı tüm dünyayı sarmış. Gençlerin büyük bir kısmı ‘farklı bir hayat’ peşinde, büyük maceralara çıkmak, dünyayı keşfetmek istiyorlar. Dünyayı saran bu rüzgâr onları da savuruyor. En önemli mekânlar Londra’daki Piccadilly Circus ve Amsterdam’daki Dam Meydanı... Gençler oralarda toplanıyor. Kimi vaktini onlar için özel olarak arındırılmış bu bölgelerde geçirirken kimi bu meydanları durak olarak kullanıp başka yerleri keşfetmek peşine düşüyor. Bu duraklardan birinde Amsterdam’daki Dam Meydanı’nda yazarlık hayalleri kuran Paulo ile tek amacı Nepal’e gitmek olan Karla karşılaşıyorlar.
Paulo Coelho’nun yeni romanı ‘Hippi’ işte bu karşılaşmanın ve bu karşılaşmanın ardından yaşanan dönüşümün hikâyesi. Her romanında okurunu ruhsal bir yolculuğa çıkaran yazar bu kez kendi yolculuğundan bir kesit anlatıyor. Ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu bilinmez ama hikâye, Coelho’nun hayatından büyük izler taşıyor.

İSTANBUL PAULO’YU DA DEĞİŞTİRİYOR
Brezilyalı sıska, yazar olma hayalindeki Paulo, kendinden oldukça büyük, Yugoslavya’dan kaçan bir kadınla macera dozu oldukça yüksek bir yolculuğa çıkıyor. Güney Amerika’da çıktıkları bu yolculukta yolları Peru’nun garip şehirlerine, Brezilya’nın zindanlarına kadar pek çok gizli saklı köşeye düşüyor. Ağır işkenceler ve korku dolu günlerin ardından bu macera sona eriyor, aşk da... Zindanlardan kurtulduğunda sevgilisi de ondan kurtuluyor ve Paulo yolculuğuna yalnız devam ediyor. Önce Amsterdam’a, oradan Londra’ya gitmek için yollara düşüyor. Onu Amsterdam’da bekleyen Karla ise ‘Magic Bus’ ile Nepal’e seyahat etmek hayalleri kuruyor. O yıllarda uçak çok pahalı olduğu için çok kullanılan bir ulaşım aracı değil. Dolayısıyla gençler otobüsü tercih ediyor. Bunun diğer bir sebebi de otobüs yolculuğunu vaat ettiği maceralar... Ancak kadınlar için yalnız yolculuk etmek pek güvenli değil. Bu nedenle Karla birlikte yolculuk edeceği birini bekliyor meydanda. Nihayetinde Paulo geliyor ve konuşmadan, tartışmadan Nepal’e beraber gitmeye karar veriyorlar.
Coelho kitaba bu iki kahramanla başlasa da ilerleyen sayfalarda hikâyeleriyle okuru etkileyen kişilerin sayısı artıyor. Önce otobüsün İngiliz şoförüyle tanışıyor okur. Tıp eğitiminden insanlara yardım için vazgeçip Afrika’da dolaştıktan sonra casus olmaktan kaçıp Asya’ya direksiyon sallamayı seçen bir kahraman. Yolculardan iki genç ergen kız, İrlandalı çift ve Fransız baba-kız da kitabın diğer renkleri. Aslında hepsinin Nepal’e gidiş nedeni başka. Kimi orada kalıp farklı bir dünyada yaşamak için gitmek istiyor, kimi gerillaya katılmak, kimi sadece gitmek, kimi de insanlardan kaçmak için.

Ama “Yolun sonu değil yol önemli” derler ya, işte Coelho’nun kahramanları için de önemli olan yolun kendisine dönüşüyor. Herkes yolda kendiyle ilgili yeni keşifler yapıyor. Özellikle de yolun en uzun durağı İstanbul’da. İstanbul tüm kahramanlara büyülü sözlerini fısıldıyor, onlara ayna tutuyor, gerçekliklerini gösteriyor. Fransız kız kendiyle ilgili gerçeği kendine itiraf ediyor, baba kendi hikâyesini buluyor. İrlandalı çift Nepal’e gidiş nedenlerini sorguluyor, ergen kızlar ise yola erken veda etmek zorunda kalıyor...
Karla ve Paulo’da ise durum daha farklı bir hal alıyor. Aşkı bilmeyen Karla nedenini anlamadan Paulo’ya âşık oluyor ancak ilk kez yaşadığı bu duyguda karşılık bulamıyor. Çünkü İstanbul, Paulo’yu da değiştiriyor. Yazar olma heveslisi kahraman burada dervişlerin izini sürüyor. İstanbul’un arka sokaklarında başladığı bu yolculuk ona bir kapı açıyor. Orada ustasıyla tanışıyor. Kalıp öğrencisi olmak, sufiliğe adım atmak istiyor. Kaldıkları her gün gidiyor oraya, öğrenmeye kabul görmeye... Sonunda “kal” diyor derviş ona. Paulo da Karla’yı bırakıp kalıyor İstanbul’da. Yolculuk kimileri için sona eriyor, kimileri için ise bilinmeze devam ediyor.
Coelho burada sonlandırıyor kitabını, diğerlerinin Nepal’e gidip gidemediğini öğrenemiyoruz. O da öğrenemiyor yolculuğun sonunu ya da Karla’ya ne olduğunu. Ama varılacak yer değil yolun kendisi önemli oluyor. Yolcularda yol yorgunluğu ‘ol’ yorgunluğuna dönüşüyor. Paulo, İstanbul’da kalıp önünde açılan yolu izliyor. Sonrasında vazgeçiyor sufilikten, o yolda öğrendiklerini yanına alıp kitaplarına döküyor, yazar oluyor. Bir gün yolu Amsterdam’a düşüyor ama Karla’yı aramıyor, arasa da bulamıyor.
Başta da söylediğim gibi bu kitapta kendi yoluyla ilgili ne kadar gerçeği anlattı Coelho, bilemeyiz ama ‘Hippi’nin yolculuğu insanların nasıl dönüştüğüne, dönüşümün kendisine dair ilgi çekici bir hikâye. Yolun değil de ‘ol’un peşinde olanlara tavsiye edilir.

İstanbulda bir hippi: Paulo Coelho
HİPPİ
Paulo Coelho
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2018
264 sayfa, 25 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle