GeriKitap Sanat Parça mı bütünden, bütün mü parçadan?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Parça mı bütünden, bütün mü parçadan?

Parça mı bütünden, bütün mü parçadan?
Sergide Mithat Şen'in işleri de yer alıyor.

Tepebaşı’ndaki ArtOn İstanbul’da bir okul neşesiyle ilk parçası düzenlenen ‘Parça Bütün’ sergisi, aynı zamanda akademi ciddiyetini de yansıtan, sonsuza meyilli ifadelere ev sahipliği yapıyor. Sergiye eserleriyle farklı teknik ve kuşakları benimsemiş yedi çağdaş sanatçı katılıyor.

ArtOn İstanbul, Türkiye sanat tarihi ve aktüel yaratı gündemine yeni anlam ve eylemler kazandırmayı amaçlayan bir dizi yayın ve sergi projesi düzenledi; ‘Parça Bütün’ başlığı altında Ahmet Elhan, Gülsün Karamustafa, Ülgen Semerci, Mithat Şen, Burcu Yağcıoğlu, Ekrem Yalçındağ ve Begüm Yamanlar’ın yapıtlarını buluşturdu.
Nil ve Oktay Duran’ın vizyon ve emeğiyle, beraberinde özel bir kitabı da getiren galeri projesi, Gökşen Buğra’nın direktörlüğünde sanatseverlere sunuldu. Yayında, sergiye emeği geçen sanatçılar ve direktörle projeyi büyüteç altına alan arşivlik söyleşileri de okumak mümkün. Buğra’nın da altını çizdiği gibi, “Kurumun her yıl yinelemeyi planladığı bu sergi dizisi, parça - bütün ilişkisinin, sanatçıların dünya görüşleriyle, sanat problematiğine bakışlarıyla ve plastik yaklaşımlarıyla gösterdiği farklılıklar, ortaklıklar üzerinden, yapıtların özgün karakterlerini inceleyecek.”

Parça mı bütünden, bütün mü parçadan
Gülsün Karamustafa
‘Parça Bütün’, karma sergi anlayış ve pratiğine, bereketli bir görsel ve sosyal diyalog iklimi oluşturabilmek gayesiyle yaratılan, bir nevi ‘sera’ gibi işliyor. Sözgelimi, Gülsün Karamustafa’nın, ‘Vadedilmiş Resimler’inden çıkışlı estetik belleğini yine Buğra’nın da altını çizdiği gibi ‘esnek, özgür bir yapı olarak yeniden ele alıp’, bir nevi gönüllü yapısöküm tecrübe ettiği 11 imge-parçalık duvar sunumu, serginin ‘imge akustiğinde’ bir tını tayin edici etki yayıyor. Yapıt ilk kez, 2015’te, sanatçının Brüksel’de katıldığı ‘Mistik Nakliyat’ sergisinde, ancak farklı bir yerleştirmeyle izlenmişti. Karamustafa, bu biçimi ‘sonuna dek’ sürdüreceğini söylüyor.
Ahmet Elhan ise 12 parçalık ‘Beden III’ isimli çalışmasında 22 yıl önce emek verdiği ve performatif bir yaklaşımla gündeme getirdiği bir kartpostal serisi üzerinden, 2018 tarihli ‘Yerüstünden Notlar’ adlı seriyle bu iklimi yine cömertçe besliyor. Burada kendisinin şu sözünü alıntılamamak, eksiklik: “Gelenekselle uğraşmıyorum; fotoğraf geleneğiyle iş üretmeye çalışıyorum.” Keza, ‘video ressam’ Begüm Yamanlar ise yaşamdaki fani uçuculuğun psikolojik makyajını kibarca kullanan ve tam da ‘hiçbir yerde’ olduğu için her yerde olabilen ‘mülteci’, fani imgeleri pozlamasıyla, sergiyi gezen gözlerimize, distopik bir büyü bulaştırıyor.
Bunun gibi, gizemli, bereketli olmayı yaratıcı bir plastik kısıtlamayla başaran Ülgen Semerci’nin ‘Kafkaesk’, fotoğrafa göz de kırpar yarı - soyut tuvalleri için de ‘Parça Bütün’ ilişkisinde aynı lezzeti yakalamak, mümkün. Sanatçının her bir resmi, sinemadaki hani o sabırlı sekansları andıracak seviyede bir yoğunluk, öykümsü bir lezzet, derinlik içeriyor ve sanatçının da dediği gibi, kendi kendinde evrildikçe türeyen ve bir nevi ‘ömür edinen’ bu varlık - imgeler, siyah - beyazın felsefi ve grafik flörtüyle yan yana geldiğinde, izleyiciyi hayli psiko - dramatik bir ‘performans’a davet edebiliyor.

Evrim Teorisi ve pratiğini kendi plastik alfabesi, etiğince sürdüren kıdemli sanatçımız Mithat Şen de, zaten on yıllarını verdiği bu kavrama, sergideki kartpostal pratiğine yaslı ‘Beden III’ serisinin 2018 tarihli yerleştirmesiyle dahil oluyor. Şen, 22 yıl sonra yeniden gündemine aldığı bu meseleyi, sergi yayınında Buğra’ya bir ara, şöyle tariflemiş: “Bir bakıma interaktif... Aynı kartlardaki gibi, bu artık ezbere bakmak yerine zihinde tasarlanan, zamanda tasarlanan ve izleyici tarafından bitirilen bir iş. Zaten, ‘sanat yapıtının, bir gözle karşılaştığında tamamlandığı’ iddiasına yapılan bir gönderme bu...”
Bunun yanında, ‘Parça Bütün’ sergisine çeşitlilik ve zenginlik getiren Burcu Yağcıoğlu’nun ‘grotesk’ ve kâğıt üzerine karakalem desen ile kolajı buluşturan aşırı itinalı ama yaban ‘dekupe’ cevherlerini ise sanatçı, verdiği söyleşideki Doktor ve Frankenstein ilişkisiyle şu harika ifadelerle anıyor: “Frankenstein örneği, pek çok sanatçının işine uyabilir ama benim için gerçekten çok yerinde. Kitabında yoktur ama bazı filmlerinde genç doktor, hayatının yatırımı olan o meşhur beden kolajına elektrik verir ve birkaç saniye süren gergin bekleyişin ardından kolaj, kımıldar ve doktor ‘Yaşıyor’ diye bağırır. Aslında bütün kolajlar böyledir, bir araya geldiklerinde işleyecekler mi, bir anlam ifade edecekler mi, yaşayacaklar mı baştan bilmenin imkânı yoktur. Yaparken de umarım canlanır; umarım bu kafa için doğru kolu bulmuşumdur; umarım hareket eder diye düşünürsün. Bazen olur bazen olmaz, bazen hemen olur, bazen aylar sürer. Olmadığında, doğru parçaları bulana kadar aramaya, ekleyip çıkarmaya devam edersin. Kolajın kendi dinamiğinde olan bir şey bu.”
ArtOn’daki ‘Parça Bütün’ serginin ilk parçası, benzer ve benzersizlik dengesini plastik işçiliğinden gocunmaksızın yıllardır sürdüren soyut sanatçı Ekrem Yalçındağ’ın yine ilk parçasını bizimle tanıştırdığı ‘Otoportre’ serisinin ilk halkasıyla sona eriyor. Bir okul neşesiyle ilk parçası düzenlenen ‘Parça Bütün’ sergisi, aynı zamanda akademi ciddiyetini de yansıtan, sonsuza meyilli ifadelere ev sahipliği
yapıyor.
‘Parça Bütün’ başlıklı sergi 29 Nisan’a kadar ArtOn İstanbul’da görülebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle