GeriKitap Sanat Öyküler tertemiz!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öyküler tertemiz!

Öyküler tertemiz!
Mustafa Çevikdoğan

Sık sık sorarlar biz yaşlı yazıcılara: Gençlerden kimi seviyorsunuz? Yanıtlaması zor sorudur. Bununla birlikte ‘Temiz Kâğıdı’nın yazarı Mustafa Çevikdoğan’ın yoğun emeğini özellikle vurgulamak istiyorum...

Mustafa Çevikdoğan’ın öykülerine, hiç değilse bazılarına, yazılış dönemlerinde tanıklık etmiştim. Titiz mi titiz, her tümcesinin, hatta her sözcüğünün hesabını vermeye tutkun genç bir yazar. Savrukluğun kıyısından köşesinden geçmemeye kesenkes kararlı. Bu öykülerin bir an önce yayımlanmasını istiyordum; Mustafa da yanaşmıyor, yeniden ve yeniden her biri üzerinde çalışıyordu.
Şimdi ‘Temiz Kâğıdı’nı (Can Yayınları) okuyorum. Çevikdoğan ilk öykü kitabını nihayet okurlara iletti. Başar Başarır’ın öykü okuma sanatı üzerine bir tavsiyesi vardır: Her öyküden sonra ara veriş, özümseyiş için biraz bekleme dönemi... Ben de ‘Temiz Kâğıdı’ için öyle yapıyorum.
Mustafa Çevikdoğan olaylara, oluntulara, sorunlara, kısacası günümüzün hayhuyuna kara alayın eşliğinde bakıyor. Depremde hayatıyla hesaplaşan öykü kişisi. Yılların yıprattığıyla çökmüş eski Yeşilçam senaristi, melodram sinemasının hem acıklı hem gülünç serüveni. Birgül’ün handiyse korku edebiyatına da açılan serüveni. İlk öyküler...
Çevikdoğan kara alayın eşliğinde bakıyor ama, öyküler sona erdiğinde kara alay bütün bütün siliniyor. Gerçi kara alay terkisinde daima trajedi taşır. Ne var ki, ‘Temiz Kâğıdı’nın öyküleri hepten trajikle birleşiyor. Yaşadığımız dünyanın yalın bakışla çok doğal görünümleri, bakıyorsunuz, usul usul değişmiş, doğal olmaktan çıkmış, kopkoyu karanlıklara bürünmüş.
Oğuz Atay’a göndermeli “Ben buradayım sayın yazar, sen neredesin acaba?” sorusu, vurgusu, öyle sanıyorum ki, koyu karanlıkla ilintili. Ölümler dirimler dünyasında kimi şeylerin hep eksik dile getirilebileceğine işaret ediyor belki de ve yazarın, Çevikdoğan’ın öz edebiyata bağlılığını, sahiciliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Daha ‘Sıkça Sorulan Sorular’da (ilk öykü) klasik hikâyenin tanımını (serim, düğüm, sonuç) sarakaya alan Çevikdoğan yalnız anlatışta, öyküleyişte titiz değil. Bir yandan da yeni tekniklerle anlatışı, öyküleyişi pekiştirmenin ardında.
Sık sık sorarlar biz yaşlı, yarı bunak yazıcılara: Gençlerden kimi seviyorsunuz? Yanıtlaması zor sorudur. Zaten o anda bütün yeni adlar birbirine karışır... Bununla birlikte ‘Temiz Kâğıdı’nın yazarı Mustafa Çevikdoğan’ın yoğun emeğini özellikle vurgulamak istiyorum. Titizliğin hızla silindiği ortamda, hele ‘İki Portre, Bir Savaş’  bence bir doruk.

Öyküler tertemiz


YAZMAK SERÜVENİ
“Yazar, ölümüyle birlikte, kendisini güya ölümsüzleştirecek yazılarıyla hiçbir bağının kalmayacağını bilmiyor mu? Bilmez olur mu? Yazılarımızı kendimizle birlikte sonsuz boşluğa armağan ederek bu dünyadan çekip gideriz.”
Faruk Duman’ın yeni yapıtı ‘Yazmalı Defter’den (Alakarga Yayınları) alıntı. Duman’ın yeni yapıtını çok severek okudum, bir yandan da hem yazarla hem kendimle boyuna tartıştım. Yazmak serüveni üzerine kırk üç bölümlük bir deneme, yalnızca yazı sanatlarıyla sınırlı değil. Sanki var oluş sorunlarımız da birer ikişer çıkageliyor, bölümlere serpişiyor.
Yolun başındayken niçin yazdığımızı pek sorgulamayız. Ya da, şöyle diyeyim: Ben sorgulamamıştım. Tek isteğim, tek ülküm yazmak, yazar olmaktı. Gelgelelim sonraları durum değişti: “Niye yazıyorum?” ortaya çıktı; ardından da nasıl yazmalıyım?..
Faruk Duman bu iki soruyu çoğullaştırarak, dünya edebiyatından, bizden örneklerle zenginleştirerek yanıtlıyor. Açık seçik yanıtlar değil; her an yazarın, Duman’ın yeni sorulara yol alan kaygılarını alımlıyoruz. Öyleyken okurla kitabın yazarı arasında sessiz bir iletişim kuruluyor. ‘Yazmalı Defter’ okurdan katkı bekleyen o ender kitaplardan, okuru da yazmak eylemine handiyse katıyor.
Faruk Duman’ın birçok saptayımı, gözlemi enikonu etkiledi. Ama çok dokunanı -başka türlü tanımlayamıyorum- şu oldu: “Yazmak, köşeye sıkışmış insanın tepkisidir.” Elliyi aşkın yıl boyunca, yalnızlıktan kurtulabilmek için yazıya sığındığımı sanmıştım. Olup bitenin, sıkışmış insanın tepkisi olabileceği aklımdan geçmemişti.
Şimdi, kaç gündür, “Sıkışmış, kıstırılmış insan!” diyorum...

Öyküler tertemiz



Yorumları Göster
Yorumları Gizle