GeriKitap Sanat Oktay Akbal, asıl şimdi!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Oktay Akbal, asıl şimdi!

Oktay Akbal, asıl şimdi!

Ben Oktay Akbal’ı tanıdım, yıllar yılı onunla görüşme, aynı sofrada oturma mutluluklarım oldu. ‘Garipler Sokağı’nı ve ‘Suçumuz İnsan Olmak’ı şimdilerde yanımdan ayıramazken, anılarda kalmış o güzel günleri boyuna hatırlıyorum.

Doğan Kitap çağdaş edebiyatımızın değerli ustası Oktay Akbal’ın eserlerini bugünün okuruyla buluşturuyor. İlk iki kitap ‘Garipler Sokağı’yla ‘Suçumuz İnsan Olmak’; iki roman. Ardı sıra öyküler, günceler, denemeler yayımlanacak.
Şöyle söylenebilir mi? Oktay Akbal yazarlık yaşamı boyunca tek bir büyük eserin ardında yol aldı. Gazete yazılarında bile o hep yalnızlığın yazarı oldu, ‘yalnızlık bana yasak’ demesine rağmen. İlkgençlik yıllarımda bana edebiyatı sevdirenler arasında Akbal da vardır, en başta anmam gerekenlerdendir.

Yıllar sonra ‘Suçumuz İnsan Olmak’a dalıp gittim, yine aynı bağlanışla. Belki hep o başlangıç ve ayrılık sahneleri; ‘Suçumuz İnsan Olmak’ bende o sahneleriyle derin iz bıraktı, bugün de! Bu roman, ‘herhangi bir apartmanın’ mutfağını betimleyerek başlar. Belki mutfak da herhangi bir mutfaktır. Fakat pembesi solmuş perdelere, havagazı ocağına, duvarda çiviye asılı yeşil önlüğe dalıp gidersiniz. İnce bir güneş ışığı pencereden içeriye sızmaktadır...

Daha hemen başlangıçta, Oktay Akbal, çok hüzünlü bir şeyler yaşanacağını sezdirir. Evli, iki çocuk babası, küçük memur Nuri tekdüze yaşamında yıprak, hep bu mutfağı, mutfaktaki genç kadını düşler. Nedret -mutfaktaki genç kadın-, Nuri Kayalı’nın karşısına çıkacak, düş kişi olmaktan sıyrılarak, artık gerçek bir kişi olacaktır; Oktay Akbal’ın mutsuz kişisi. Evli, çocuksuz Nedret de tekdüze yaşamında bezgin, sevda ürperişlerinden yoksundur. ‘Suçumuz İnsan Olmak’ 1957’de yayımlanmış. Öte yandan, sanki bugün yazılmış gibi. Çevremizde sayısız Nedret ve Nuri şimdi de yaşıyor, şimdi de öylesine yalnızlar, şimdi de küçücük sevgiler, mutluluklar aranıyorlar. Dapdar hayatın ortasında yalnızlığın çekimiyle başlar yakınlaşma: Önce göz göze gelişler, sonra, hemen hep aynı saatte mutfakta bekleyişler, sokaktan ille geçişler. Gerisi, umutsuz bir sevdaya sürükleniştir.

‘Suçumuz İnsan Olmak’ı ilk okuduğumda içime kapanıp kalakaldığımı dün gibi hatırlıyorum. Ezginliği epey sürmüştü. Bu roman büyük meselelerden söz açmıyordu, büyük umutlar da vaat etmiyordu. Sıradan, gündelik yaşamda ezilmiş iki insanın ruh dünyalarını dile getirmekle yetiniyor, ama içinize işliyordu. Nuri’yi de, Nedret’i de artık kendiniz gibi yaşamaya başlıyordunuz. Nedret’le Nuri’nin buluşmalarından birinde, Cahit Sıtkı ‘Otuz Beş Yaş’ıyla karşımıza çıkıyor. Nedret sessizce okur. Bu kez şunu düşündüm: Romanlarda, öykülerde başka romanlardan, öykülerden, işte ‘Suçumuz İnsan Olmak’taki gibi bir şiir kitabından söz açmak isteğini, özlemini duymuş kaç yazar var... Oktay Akbal onlardan biriydi. Hem kendisinden önceki kuşağı hem kendisinden sonraki gençleri sürekli andı, okurlara duyurdu. Kimileyin sert sayılabilecek eleştiriler de kaleme aldı ama dün olumsuz eleştirdiği yazarın yeni bir eserini yarın sevebilerek. Önemsiz mi? Oktay Akbal kısacık bir denemesinde Katherine Mansfield’ın Çehov’a seslenişini yazmıştı. “Ah Çehov!” diyordu Katherine Mansfield, “Niye yaşamıyorsunuz? Akşamları karşılıklı oturup konuşabilirdik...” Bu ince duyuşa Akbal hayranlığını belirtiyordu. Ben Oktay Akbal’ı tanıdım, yıllar yılı onunla görüşme, aynı sofrada oturma mutluluklarım oldu. Yazdıklarım için iyilik dolu sözlerini elbette unutmadım. ‘Garipler Sokağı’nı ve ‘Suçumuz İnsan Olmak’ı şimdilerde yanımdan ayıramazken, anılarda kalmış o güzel günleri boyuna hatırlıyorum, boyuna Cankurtaran’daki Karışma Sen lokantası, boyuna yaprakları silme kızarmış frenk asması, Necatigil’li, Necati Cumalı, Sabahattin Kudret Aksal, Doğan Hızlan’lı bir akşamüzeri... Bugünün okurlarına Akbal’ı özellikle salık veriyorum: Bizim kuşağı çok etkilemişti; sevgili arkadaşım Atillâ Birkiye’nin kulakları çınlasın, Akbal’ın eserlerinden Birkiye’yle saatlerce söz açarız. Öyle sanıyorum ki, yarın da Akbal’dan etkilenişler, ürperişler sürüp gidecek.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle