GeriKitap Sanat Müzik Festivali’nden anılar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müzik Festivali’nden anılar

Müzik Festivali’nden anılar
Nejat Eczacıbaşı

Yalnız İstanbul değil, Türkiye de iyi müziği ve müzisyenleri İstanbul Müzik Festivali’nden dinledi. Eskiden festivalin iki büyük mekânı vardı: Atatürk Kültür Merkezi ve Aya İrini...

İKSV’nin düzenlediği İstanbul Müzik Festivali’ne ilk yıldan itibaren gidiyorum. Festival birçok açıdan Türkiye’de önem taşıyor. Dünyanın iyi solistlerini, gruplarını dinliyoruz, ıssız yaz günleri müzikle güzelleşiyor.
Yalnız İstanbul değil, Türkiye de iyi müziği ve müzisyenleri bu festivalde dinledi.
Açıkhava Tiyatrosu da o zaman konser mekânları arasındaydı, yağmur yağdığı geceler ıslanmaya rağmen festival solistleri dinlenirdi.
Festival günlerinden önce Eczacıbaşı Binası’nda Nejat F. Eczacıbaşı, birkaç kişiyi bir masa etrafında toplardı.
Katılanları anımsıyorum:
Asım Kocabıyık, Nihat Gökyiğit ve ben. Bir yılın müzik olayları, festival konuşulurdu.
Festivalin o dönemde iki büyük mekânı vardı. Biri Atatürk Kültür Merkezi, diğeri de Aya İrini’ydi.
Açılış konserleri AKM’de yapılırdı, Nejat F. Eczacıbaşı konuklarını kapıda karşılardı. AKM’nin sol duvarında da müzik ve kültür dünyasının tanınmış adlarının fotoğrafları vardı, Nejat F. Eczacıbaşı’nın da fotoğrafı duvara işlenmişti. Festivallerin unutulmaz yönetmenlerinden biri de Aydın Gün’dü.
Bir yıldönümü de AKM’nin önünde havai fişeklerle kutlanmıştı.
Festival, ilk yıllarında Yıldız’daki bir binadan yönetilirdi.
Aya İrini’deki konserler yalnız katılanlar açısından değil çalanlar, söyleyenler açısından da çekici bir mekândı.
Konserden önce bahçede toplanılırdı, daha sonraları ön konuşmalar yapılmaya başladı.
Oradaki lokantaya gidilir, yemek yenilirdi.
İki-üç konsere Nadir Bey’le (Nadir Nadi) gittim, kendi kullandığım otomobille konserden sonra Harbiye’deki evine giderdik. Berin Hanım’la buluşurduk.
Aya İrini’ye girip konser yerine ulaşmak için şimdi ‘shuttler’lar kullanılıyor.
Konserden çıktıktan sonra ya Çelik Gülersoy’un yaptığı Yeşil Ev’e ya da Kumkapı’ya gidilirdi.
Bir-iki konserde Cemal Reşit Rey’e de rastladım.
O gece çalan piyanisti sorduklarında şöyle demişti: “Pekâlâ bir şeyler çalıyor.”
Bu cümleden beğenmediğini zarifçe anlatmış oluyordu.
Konserlerin dinleyicilerinden biri de Prof. Dr. Bülent Tarcan’dı, onun önünde daima konserin notaları bulunurdu, oradan izlerdi.
Konserlerin, festivallerin havası çok hoşuma gider. Ellerinde enstrümanları smokinli erkekler, tuvaletli hanımları görmek festivalin etkileyici manzaralarından biriydi.
Şimdi yalnız İstanbul’da yaşayanlar değil, Türkiye’nin başka kentlerinde yaşayanlar da bu festivale geliyorlar.
Müzikli günleri heyecanla bekliyorum.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle