GeriKitap Sanat Mardin Bienali: Ruhani ve büyülü
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mardin Bienali: Ruhani ve büyülü

Mardin Bienali: Ruhani ve büyülü
Merkezkaç

‘Sözden Öte’ ortak başlığı altında düzenlenen 4. Mardin Bienali, sadece turistlerin değil bölge halkının da kenti başka bir açıdan keşfedebileceği bir sanat rotası sunuyor. Mardin’in kendine has havasının, bienaldeki işleri ruhani ve büyülü bir mercekten geçirerek izleyiciye gösterdiği kesin.

Çok sayıda kültür, din ve dilin kaynaşmaya devam ettiği bir medeniyetler beşiği Mardin. Bir o kadar da içinde bulunduğu coğrafyanın müzmin dertlerinden muzdarip. Sanki ikili bir hayat sürüyor: Bir yanda, gururla korunan zengin bir kültürel miras ve içtenlikle sahiplenilen bir arada yaşama kültürü; diğer yanda, söze dökülmeyen ama duyumsanan yaralar, hatırlanan acılar, sürekli bir yersiz-yurtsuzlaşma.
Mardin’in bu çoğulcu geleneğine uygun olarak bienal de bu kez çoklu bir küratöryel yapı benimsiyor. ‘Sözden Öte’ ortak başlığı altında buluşan küratörlerden Fırat Arapoğlu’nun ‘Sonsuz Bakış’, Nazlı Gürlek’in ‘Beden Dili’ ve Derya Yücel’in ‘Sınırlar ve Eşikler’ adını verdikleri eser seçkileri, sergi mekânlarına birlikte yerleşmeye çalışırken sözün ötesindeki anlam üretme ve ifade biçimlerini araştırıyor. Bakış-perspektif-manzara, beden-varlık-deneyim ve mekân-sınır-eşik anahtar kelimeleri üzerinden çizilen üç tematik hat ise esasen Mardin ve çevresine özgü meseleleri sorgularken birbiriyle kesişiyor.
Döne Otyam direktörlüğündeki 4. Mardin Bienali; Alman Karargâhı, Mor Efrem Manastırı ve Meryem Ana Kilisesi gibi tarihi yapıların yanı sıra Yıldız Hamamı, Revaklı Çarşı ve Marangozlar Kahvesi gibi kentlinin gündelik hayatında yer edinmiş mekânlara yayılıyor. Mardin Müzesi ve bienalin kadim ortağı Mardin Sinema Derneği gibi kültür kurumları mekânlarını sergi ve etkinliklere açarken Mardinli sanatçı Ferhat Salman atölyesinde bienal sanatçılarından Huo RF’yi misafir ediyor.

Mardin Bienali: Ruhani ve büyülü


4 Mayıs’taki bienal açılışına ev sahipliği yapan Mor Efrem Manastırı’ndaki grup sergisinde Senem Gökçe Oğultekin’in Ani harabelerini fon alan ve dayatılan kimlik tanımlarının ötesine geçmek için bedeni öneren performatif videosundan Pelesiyer kolektifinin Mezopotamya vadisini bir deniz imgesine dönüştüren illüzyonuna ya da Serkan Taycan’ın suyun bölgedeki güncel ekolojik, sosyolojik ve politik konumunu gözler önüne serdiği ‘HidroLab Mezopotamyası’na uzanan geniş bir tema, biçim ve üslup skalası var.
Mardin konaklarının geleneksel yapısını barındırmakla birlikte oldukça harap durumda olan ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki işleviyle anılan Alman Karargâhı’ndaki bazı çalışmalar bağlama ve bölgeye özgü üretilmeleriyle öne çıkıyor. Çağrı Saray’ın ‘Sonsuz Mesafe’si kamusal alan ve özel alan arasındaki ayrımı muğlaklaştıran geçitlerin yani Mardin’in alameti farikası ‘abbara’ların desenleriyle haritalandırmasını ve bizzat bir yabancı (sanatçının kendisi) tarafından deneyimlenmesini içeriyor. Benzer şekilde, Mustafa Avcı, Fırat Bingöl, Ramize Erer ve İnsel İnal gibi Mardin’de araştırma yapan sanatçılar da bölgenin doğasına, geleneğine, kültürüne ve belleğine duyarlı bir bakış açısı getirmeyi başarıyor.
Mardin Bienali: Ruhani ve büyülü


Bienalin göz ve vicdanın yanı sıra ruha da hitap eden bir yanı var. Süryani Katolik cemaati tarafından Doğu-Batı sentezli bir üslupla inşa edilen Meryem Ana Kilisesi’ni ziyaret etmek Mardin’e gitmek için başlı başına bir neden olabilir. Taner Ceylan’ın ‘Acıların Adamı’ adlı hiper gerçekçi İsa Peygamber yağlıboyası tam da Meryem Ana Kilisesi’nin mazisine, dekoruna ve ruhuna uygun nitelikte ‘ilahi bir karşılaşma’ sonucu kilisenin deposundan çıkıveren ahşap heykeliyle yan yana sergileniyor. Yıldız Hamamı’nda ise Canan’ın ‘Gönül Dili’ndeki tül kumaşların ışık-gölge oyunlarına Youssef Nabil’in ‘Hiç Gitmedin’ adlı videosunun insanı yaşam, sürgün ve ölüm arasında yolculuğa çıkartan dokunaklı melodisi eşlik ediyor.
Bienalin en özgün mekânı ise Revaklı Çarşı ve vadiye yukardan bakan Marangozlar Kahvesi. Kahvenin penceresinden Didem Erbaş’ın Mardinlilerin ev hayatında özel bir yeri olan damlarla ilişki kuran ‘Dam’ına bakabilir, kahvenizi yudumlarken kavramsal sanatçı Chris Burden’ın bedenle ilgili radikal işlerini izleyebilir ya da mevcut fotoğrafların arasına asılmış 1940 tarihli bir Lewis Hine fotoğrafında havada asılı duran işçinin hikâyesini hayal edebilirsiniz.
Mardin’in kendine has havasının, bienaldeki işleri ruhani ve büyülü bir mercekten geçirerek izleyiciye gösterdiği kesin. Dikkat çekici kamusal alan müdahaleleriyle ve mekânları birbirine bağlayan tarihi sokaklarda karşınıza çıkarttıklarıyla Mardin Bienali, sadece turistlerin değil bölge halkının da kenti başka bir açıdan keşfedebileceği bir sanat rotası sunuyor.
4 Haziran 2018’e kadar ücretsiz gezilebilen 4. Mardin Bienali’ne SAHA Derneği gibi Türkiye ve yurtdışından pek çok kurum ve kuruluş destek oldu. Ayrıca, fongogo kitlesel fonlama kampanyasıyla bireysel destekçilerin katılımı sağlandı.
Ayrıntılı bilgi için http://www.mardinbienali.org


Yorumları Göster
Yorumları Gizle