GeriKitap Sanat Katı cisimlerin hareketi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Katı cisimlerin hareketi

Katı cisimlerin hareketi
Nicolas Dickner

Kanadalı yazar Nicolas Dickner son -Türkçede ilk- romanı ‘Özgürlüğün Altı Derecesi’nde uluslararası istihbarat örgütlerini bile alarma geçiren bir kayıp vakasını, hayalet bir yük konteynerinin hikâyesini anlatıyor.

Nicolas Dickner 1972 yılında Riviere-du-Loup, Quebec’te doğdu. İlk romanı ‘L’Encyclopédie du petit cercle’i 2000 yılında yayımladı. Eleştirmenlerin ‘Borgesvari’ diye nitelendirdikleri bu eğlenceli kitapla dikkatleri çeken Dickner, 2005 yılında yayımlanan ikinci romanı ‘Nikolski’ ile çok sayıda ödül kazandı ve ismini duyurdu. Yaşamını Montreal’de sürdüren yazar, öykü ve roman yazmanın yanı sıra haftalık bir gazetede köşe yazarlığı da yapıyor.

KESİŞEN YOLLAR
Özgürlüğün Altı Derecesi’ üç karaktere odaklanan ve iki farklı çizgide ilerleyen bir roman. İlk karakterimiz Lisa, Riviere-du-Loup’ta, mobil evlerden oluşan bu son derece önemsiz yerleşim biriminde yaşamaktan sıkılmış 15 yaşında bir kız. Annesinin evi terk etmesinden sonra babası Robert ile birlikte yaşıyor. Ve Lisa parayı düşünüyor. Zira bu kasabada bunalmış vaziyette. İki farklı istasyon arasında sıkışıp kaldığını hissediyor. Projeler ortaya koymak için yeterince olgun, doğru düzgün bir iş bulabilmek için fazlasıyla genç. Ama dünyayı fethe çıkmak için para gerekli Lisa’ya. Lisa’nın hayatını renklendiren yegâne kişi, çocukluk arkadaşı Eric. Ne yazık ki agorafobisi olan Eric artık evden çıkamıyor ama bilgisayar tutkusu sayesinde hayatla fazlasıyla ilişkili.

Romanın üçüncü karakteri, sahtekârlıktan suçlu bulunan ve daha sonra istihbarat servisinde analist olarak işe alınan Jay, 39 yaşında, hayatından hiç de memnun olmayan, yalnız bir kadın: “Devasa kamu hizmeti çarkında basit bir dişliye dönüşmüş. Her sabah güncel verileri indiriyor ve dolandırıcıların izini sürüyor. İnsanlığın büyük tutkuları ve küçük kusurlarının resmi geçidini izliyor ve bunları son derece düzenli satırlar ve sütunlara döküyor.”

Lisa ve Eric’in 2000’li yılların ortalarında başlayan hikâyesi -birbiriyle ilişkili olarak- hızlı biçimde ilerlerken Jay’in hikâyesi yaklaşık 2012 yılının 28 günlük bir zaman dilimine sığdırılmış. 2012 yılına gelindiğinde, Eric Danimarka’da yaşıyor ve bilgisayar alanındaki buluşları sayesinde çok zengin bir genç. Lisa ise Montreal’e yerleşmesine rağmen babasının alzheimer hastalığı nedeniyle Riviere-du-Loup’tan bir türlü kopamamış durumda. Eric ile bağları da kopmamış. İnternet vasıtasıyla ilişkilerini sıcak tutan gençler birbirlerinin hayatlarına da etki ediyorlar. Hikâyenin düğümü de tam bu noktada atılıyor işte; Eric’in tüketici mallarını daha verimli bir şekilde sunabilen akıllı ve duyarlı bir teknoloji geliştirdiğini öğrenen Lisa, bunun daha iyi bir amaçla kullanılması gerektiğini söylediğinde... Malların serbestçe dolaşımı yerine insanların serbestçe dolaşabilmesini sağlayacak bilgisayar yazılımı böyle çıkıyor ortaya.
Öte yandan Jay, kayıtlarda Kanada limanlarına geldiği görülen ama kendisine ulaşılamayan bir konteynerin peşinde. Sadece o değil, konteynerin terörist amaçlı kullanılabileceğinden korkan pek çok ülke istihbaratı da alarma geçmiş durumda. Servisteki yeri en alt sıralarda olan Jay, kendi soruşturmasını yürütmeye başladığında üç karakterin kaderleri kesişiyor...

SINIRLARI ZORLAMAK
Roman ismini fizik yasalarından almış. ‘Özgürlüğün Altı Derecesi’ katı bir cismin üç boyutlu uzayda serbestçe hareket edebildiği eksen sayısına işaret eder. Denizde bir geminin hareketi, rijit bir cismin altı serbestlik derecesine sahiptir; çevirme ve döndürme, yukarı ve aşağı, ileri ve geri hareketler...
Nicolas Dickner bu tanımdan esinlenerek yazmış kayıp konteyner hikâyesini ve bunu bir özgürleşme umuduna bağlamış. Biçimsel anlamda da bir esinden söz edilebilir. Kurgu ikisi ana olmak üzere altı eksende ilerliyor. Anlatısını, birbirini ardışık izleyen Lisa ve Eric için bir bölüm, Jay için bir bölüm halinde ilerletiyor Dickner. Ancak buradaki kritik nokta -ya da anlatı hilesi- ardışık bölümlerin eşzamanlı olmaması. Romanın neredeyse yarısına geldiğimizde Lisa ve Eric’e ayrılan bölümlerle Jay’e ayrılan bölümler arasında neredeyse hiçbir bağlantı kuramıyoruz. Sonra yavaş yavaş ve belli belirsiz ilmekler atılmaya başlıyor. Ama yine de bir tuhaflık olduğunu seziyoruz. Sanki bir tekinsizlik duygusu... Sanki metafizik bir şeyler oluyor düşüncesi zihni yalayıp geçiyor. Bir süre sonra Nicolas Dickner’in aynı hikâyenin iki kanalını basit bir zaman atlamasıyla kurguladığını fark ediyoruz. Muammayı derinleştirmeyi ve merak duygusunu tırmandırmayı bu kurgu sayesinde yakalamış. Hakkını teslim etmek gerekir, sona kadar çok iyi götürüyor. Sona gelindiğinde gevşek uçların sıkı düğümlerle birbirine bağlandığı ortaya çıkacak ve karakterlerin hikâyeleri bu romana yakışan bir final sahnesiyle noktalanacak.

Sadece kayıp bir konteyner hikâyesi değil ‘Özgürlüğün Altı Derecesi’nde anlatılan. Başta Lisa’nınki olmak üzere, karakterlerin her birinin hayatlarındaki dramlar hikâyeye çekicilik katmış. Lisa’nın daha çocukluğundan başlayan talihsizliği ile başa çıkma savaşı, babasına alzheimer hastalığı için verdiği destek, yalnızlığın çaresizliği ve kasaba bunaltısı başlı başına hüzünlü bir hikâyenin konusu olabilirdi. Ama tam tersi bir yolu seçmiş Dickner. Günümüz Kanada edebiyatının sık sık el attığı bu türden ‘ağır’ temaları tekrar etmektense ‘ahlaki doğruluk ve tematik ciddiyet’ arayışını elden bırakmadan hafifliği tercih etmiş, hikâyeyi ölçülü bir mizahla renklendirmiş. Bir evliliğin IKEA’da alışveriş yapma tutkusuna nasıl kurban gittiğinden tutun da gemilerin ve konteynerlerin uluslararası yolculuklarına kadar pek çok konuya el atan hareketli ve keyifli bir romana imza atmış.

Teknolojiyi reddetmeyen ama onun insani amaçlarla kullanılmasını arzulayan bir bakış açısıyla yazılmış ‘Özgürlüğün Altı Derecesi’. Dünya ticaretinin hayati damarlarından birisi olan uluslararası taşımacılığın mantığını sorguluyor. İçi eşya ile dolu konteynerlerin seyahat özgürlüğünün insanlar için neden yasaklı olduğu -haklı- sorusu ile karşılaşıyoruz.
“Konteyner bir yer mi? Hayır, tam olarak değil. Ancak söz konusu olan sıradan bir kutu ya da bir araç veyahut bir asansörün kıtalararası muadili de değil. Aynı anda hem bir nesne hem de sosyal sabit bir sermaye, oluklu çelik ve veri tabanı, hem kültürü hem de yasal çerçeveyi içinde barındırıyor. Asırlardır insanlık coğrafyayla haşır neşir; yol, yöre ve sınır gibi kavramlarla da -ancak konteyner coğrafyanın uzağına düşüyor. Varlığını ortak bilincin çeperlerinde sürdürüyor. Binlerce Rumen, Kübalı ve Çinli, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa sınırlarına konteynerlerin içine doluşarak giriyor ya da girmeye çalışıyor ve hiçbir ansiklopedi bu tarihi göçten söz etmiyor.”
Aslında yaşamak için daha özel ve daha iyi bir yer bulma arzusudur Lisa’yı harekete geçiren. Bu öyle bir arzudur ki insan deneyiminin sınırlarını zorlayacak kadar güçlüdür. Ve bu arzu ‘Özgürlüğün Altı Derecesi’ni basit bir polisiye macera hikâyesi olmaktan çıkarıp 21’inci yüzyıl insanının evrensel dramına, dünya coğrafyasının çatlaklarında özgürlük arayan insanların yolculuklarına bağlayacaktır...

ÖZGÜRLÜĞÜN ALTI DERECESİ  Katı cisimlerin hareketi
Nicolas Dickner
Çeviren: Soner Sezer
Everest Yayınları, 2018
328 sayfa, 25 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle