GeriKitap Sanat İstanbul'da yazılan kült eser 73 yıl sonra Türkçede
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul'da yazılan kült eser 73 yıl sonra Türkçede

İstanbul'da yazılan kült eser 73 yıl sonra Türkçede

Karşılaştırmalı edebiyatın kurucu metni kabul edilen ‘Mimesis’in Türkçeye çevrilmesi, kültür tarihimiz bakımından bir ayıbın sona ermesi ve bir ufkun başlamasıdır. Erich Auerbach, bu nefis ama çetin kitabı,1942-1945 arasında İstanbul’da yazmıştı.

Erich Auerbach, Almanya’da Marburg Üniversitesi’nde hocalık yapan bir Yahudiydi. Kendisi de eşi de varlıklı ailelere mensuptu. Ama hiçbir şey onun da üniversiteden kovulmasını engellemedi. O sırada çok sayıda Alman Yahudisi büyük bilim insanı bu konumdaydı. Atatürk Türkiye’si onlarla irtibata geçti ve daha sonra İstanbul ve Ankara üniversitelerini kuracak 200 civarında bilim insanı Türkiye’ye geldi. Edebiyat profesörü Kader Konuk’un ‘Doğu-Batı Mimesis’ (Metis) adıyla çevrilen kitabında yaşamöyküsünü ve çabasını anlattığı Auerbach, onlardan biriydi.
Auerbach ‘Mimesis’i, Bebek kıyılarında, Arslanlı Konak’ta yaşarken yazmıştı. Bu kitap, bir süre sonra dünyada bazen mukayeseli edebiyat bazen de Goethe’nin adlandırmasıyla weltliteratur denen, bugün mesela Damrosch’un ve bize de çevrilen Moretti’nin temsil ettiği akademik çalışma alanının kurucu metni kabul ediliyor.

Auerbach’ın 1942-45 arasında yazdığı kitabın şimdi masamın üstünde duran ilk baskısı 1946’da Berne’de çıktı. Kitap 1953 yılında İngilizceye çevrildi. (İki yıl önce ayağım kırılıp yatağa çivilenince Andre Malraux’nun mektuplarını okudum. Hayretler içinde Auerbach’ın kendisine yazdığını, kitabının Fransa’da tanıtımı için ne yapabileceğini soruyordu. Malraux da Bebek’e gönderdiği mektupta Fransa’nın bu tür çalışmalara duyarsızlığından yakınıp “Pek bir şey yapılamaz” diyordu.) Auerbach, 1947’de Türkiye’den ayrılmış, Amerikan üniversitelerine gitmişti. Kendi ülkesine dönmeyi reddetmişti.
‘Mimesis’i bunca kısa bir yazıda tanıtmak olanaksız. Kitabın alt başlığı ‘Batı Edebiyatında Gerçekliğin Tasviri’. (Özgün dildeki sözcük ‘Dargestellte’, evet, ‘göstermek-‘illüstre etmek’ demek. Tasvir yanlış değil. Ama ‘temsilleri’ kavramı kitabın yapısına, dokusuna daha uygun.)

‘Gerçeklik’ tartışmalı bir konu. Auerbach bir 19. yüzyıl aydını ve bir hümanist. Çeşitli diller biliyor. Batı edebiyatını, bütün teferruatına rağmen bir ve bütün sayıyor ve kitabın son cümlesinde de ‘Batı tarihine tutkusunu berraklığına halel gelmeden koruyan herkes’ten söz ediyor. Farklı dillerden alıntıladığı metinleri, kitabı yazdığı dil olan Almancaya çevirmiyor bile. Bilim, kültür ve Avrupa onun zihninde bu kadar bütün, bu kitabı okuyacak ‘kültürlü’ insanların da onların tamamını bildiğini varsayıyor.
Auerbach, gerçekliğin farklı dönemlerde nasıl tezahür ettiğini açıklıyor ve bunu kitabın daha ilk yazısı olan Odysseus’un Yarası’nda Homeros’la Tevratı karşılaştırarak yapıyor. Ortaçağ metinlerini, Rönesans metinlerini (Montaigne), Cervantes’leri,
Moliere’leri, La Bruyer’leri, Stendhal’leri geçerek Virginia Woolf’a, Proust’a, Hamsun’a kadar uzatacaktır çözümlemelerini. Bir metin, üslup ve zihniyet irdelemesi bu metinler. Neredeyse değinmediği klasik yazar yoktur.
Gerçekliği de gerçekliğin temsilini de bugün Auerbach gibi anlamıyoruz. ‘Mimesis’ (doğadaki gerçekliğin taklidi) o kitapta daima iğreti bir kavram olarak kabul edilmiştir. Üstelik bugün o kavramı da çok farklı yönelimlerle ele alıyoruz. Ayrıca Batıcıllığı, hümanizmi, değer yargıları, yöntemi çok tartışılmıştır, hâlâ tartışılıyor. Batı-merkezli bir edebiyat anlayışı bugün ‘dünya edebiyatı’ ve mukayeseli edebiyat çalışmalarında esas değil.
Ama Auerbach yaşamı boyunca peşinde olduğu tarihçi Vico’dan hareketle mukayeseli edebiyat yaparken bir tarihçilik anlatısı ve inşası gayretindeydi. İngilizcedeki 50. yıl baskısına önsöz yazan mukayeseli edebiyat profesörü olan Edward Said de işin bu yanına değinir: Tarih ve edebiyat anlatısı ve bunların bir ‘sürgün’ olarak biçimlendirilişi.

Bugün Batı Avrupa kökenli bir kültür anlayışının temel kitabı, doruk noktalarından biri ‘Mimesis’. Batılı edebiyat ve bilinç tarihini anlamanın anahtarlarından. Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk güzel, akıcı bir Türkçeyle, emek vererek çevirmiş kitabı. Ama çok önemli iki eksik görüyorum. Birincisi, Edward Said’in artık o metinle özdeşleşmiş ve klasik olmuş metni çeviriye eklenebilirdi. Haydi, bu yapılmadı. Bizzat Auerbach’ın 1954’te yazdığı, kitabı açıklayan Epilogomena’nın atlanmasını kabul etmiyorum.
Buna rağmen çığır açan, hâlâ etkisini koruyan, bugün de yepyeni düşünce ufukları geliştiren hayatımda bunca önemli olmuş bu kitabın 73 yıl sonra yazıldığı ülkeye, onun dilinde dönmesini sevinçle karşılıyorum. Auerbach daha önce Türkiye’ye gelmişti. Ayrıldı. Bu defa Türkçeye geldi. Sonuna kadar kalacak. İthaki Yayınları’nı kutlarım. ‘Mimesis’, hiç kuşkusuz yılın kitap olayıdır.

İstanbulda yazılan kült eser 73 yıl sonra TürkçedeMİMESİS:
BATI EDEBİYATINDA GERÇEKLİĞİN TASVİRİ
Erich Auerbach
Çeviren: Herdem Belen, Hüseyin Ertürk
İthaki Yayınları, 2019
632 sayfa, 30 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle