GeriKitap Sanat Harflerin büyücüsü: İlhan Berk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Harflerin büyücüsü: İlhan Berk

Harflerin büyücüsü: İlhan Berk

Anlatmayı sevmiyordu İlhan Berk ama yine de “Ben bir anlatı doymazıyım” diyordu kendisi için. İkinci Yeni’nin büyük şairinin gençlik yıllarındaki ‘şairane’ yazılarını bir araya getiren ‘Bir Limandan Üç Resim’, sonraki İlhan Berk’in öncül kalem alıştırmaları sayılabilir. Yazılardaki kimi cümleler, onun İkinci Yeni savunması olarak adlandırılabilecek kimi söyleyişlerini akla getiriyor: “Her şeyin anlatılamayanının ancak güzel olduğunu” derken, “Şiir bir şey anlatmaz, anlatmak öykünün görevidir” cümlelerini hatırlıyoruz örneğin.

İlhan Berk yapıtını büyütmeyi sürdürüyor. Orhan Veli ve Ece Ayhan’ın öykülerini, İlhan Berk’in ‘Bir Limandan Üç Resim’ anlatısı izliyor. Erol Gökşen’in hazırlayıp ‘sunuş’unu da yazdığı yapıtın kapsamlı önsözü de Kemal Özmen’den: ‘İlhan Berk’in Gençlik Yazıları ya da Şairin Bir Genç Adam Olarak Portresi’.

Anlatmıyordu, anlatmayı sevmiyordu İlhan Berk ama yine de “Ben bir anlatı doymazıyım” diyordu kendisi için. Anlatmayı değil, yazmayı seviyordu oysa. Bu kitabın kapağında ‘anlatı’ yazdığını görünce aklıma geldi.

Yazarların, şairlerin terekelerinden çıkan her şey yayımlanmalı mıdır? Edebiyatı, şiiri etkilemiş, yapıtları gelecek kuşaklara kalmış, edebiyat tarihinde ve antolojide yeri olan isimlerse, yayımlanmalıdır derim. Yapıtın eksik kalmaması, tamamlanması için gereklidir bu, bir de özellikle İlhan Berk gibi harflerle beslenen büyücülerin macerasını görmek için. Sayıları da eklemek gerek buna, ama onları da harf gibi görür Berk, eşyayı, nesneyi, doğayı, nerdeyse her şeyi harf olarak gördüğü gibi.

“Turgut Uyar’ın dizeleriyiz” denildiği gibi, “İlhan Berk’in harfleriyiz” de denilebilir. Belki de denilmiştir, bizzat şairin kendisi demiştir hatta. Ama İlhan Berk’in harfleri sadece yan yana geldiklerinde bir sözcük oluşturmakla yetinmezler, tıpkı Berk’in şiiri ve yazısı gibi, öte yandan özerk yapıları da vardır, kendi başlarına hareket ederler, görünürler. Bir bakıma her harf kendisinin bir resmidir, görselidir, çizgisidir İlhan Berk’te.

O harflerin, şairin son yıllarında birbirini gösteren, açan renkleriyle, müthiş resimlere dönüştüğünü de unutmayalım.

İlhan Berk’te her şey sonunda bir virgül oluyor. Birbirlerinden koparak çoğalan yeni dünyalar, gezegenler gibi. Harfler resimlere, sayılar işaretlere dönüşüyor ve İlhan Berk’in yapıtı aslında bir ‘buluşma’yla, yazının ve resmin ya da harfin ve çizginin buluşması, ‘görsel’ bir şeye evriliyor.

BERK’ten hayata övgü...

Harflerin birer çizgi, noktalama işaretlerinin birer leke, sözcüklerin birer renk ve şiirin bir resim olarak göründüğü, okunduğu, bakıldığı bir üründen söz ediyoruz. ‘Bir Limanda Üç Resim’ kitabında toplanan yazılar, İlhan Berk’in toplumculuğu dahil tüm dönemlerinde, elbette fazla ‘şairane’ olduklarını da unutmadan, bu seyrin bir parçası olarak görülebilir. Baştaki ‘fıkra’ olarak bakılabilecek parça dışındaki tüm yazılar, sonraki İlhan Berk’in öncül kalem alıştırmaları sayılabilir. Yazılardaki kimi cümleler, İlhan Berk’in İkinci Yeni savunması olarak adlandırılabilecek kimi söyleyişlerini akla getiriyor: “Her şeyin anlatılamayanının ancak güzel olduğunu” derken, “Şiir bir şey anlatmaz, anlatmak öykünün görevidir, ona özgüdür” cümlelerini hatırlıyoruz örneğin.

Kemal Özmen’in andığım kapsamlı ve doyurucu önsözü, kimi yapıtların bazı dönemleri nasıl etkilediğini de vurguluyor. 1950’lerde nasıl Varoluşçuluk, Kafka öykümüzü ve şiirimizi nasıl etkilediyse, 1930’ların sonunda da özellikle Andre Gide’in ünlü yapıtı ‘Dünya Nimetleri’ (1896) edebiyatımızı öyle etkilemiş. 1936’da Türkçeye çevrilen kitap için şöyle der İlhan Berk: “Burada A. Gide Nathanael’i, M. Gorki’nin ‘adaşı’ kimse benim içün de Kezban odur.” Çünkü, ‘Dünya Nimetleri’nin “İncil esinli kahramanı Nathanael, Berk’te ‘Kezban’ adında hayali bir kişiye dönüşür.” Kitapta Kezban’a sekiz, Binnaz’a dört mektup vardır. Ve bunlar Özmen’in belirttiği gibi, Sabahattin Eyüboğlu’nun ‘hayatçılık akımı’ adını verdiği, hümanist kökenli ve Gide’in yapıtından beslenen ‘hayata övgü’ yönelişinin düzyazı denemeleridir. Berk bunları yazdığı yıllarda 17-18 yaşlarındadır. Berk’in sonradan adını anmadığı, toplu şiirlerine almadığı ve 1935’te 17 yaşındayken yayımladığı şiir kitabını da hatırlayalım: ‘Güneşi Yakanların Selamı’.

 

Şairin Öte Dünyası Doğadır...

Hemen Nâzım Hikmet’in ‘Güneşi İçenlerin Türküsü’nü (1924) akla getiriyor değil mi? Tıpkı bu kitaptaki Nâzım Hikmet, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı ve Yahya Kemal etkisindeki şiirler gibi, düzyazıları da, bu şairlere ek olarak Necip Fazıl, Ahmet Muhip gibi şair okumalarının da etkisindedir.
‘Bol sıfatlı, şairane bir söylemle’ kaleme aldığı bu 25 metinde, “Abartılı bir şairanelikle, çoğu zaman tamamlanmamış duygusu veren cümlelerle betimlenen iç dünya ve doğa görüntüleri naif, yapmacık, oturmamış bir dili dışarı vurmaktadır.” Kemal Özmen devamında, genç Berk’in anlatısının zaman içinde şairanelikten uzaklaştığını belirtir. Mitolojiye, Türk ve Batı/Fransız edebiyatından yazarlara, şairlere göndermede bulunur. Bunun nedeniyse, “Metinlerine daha fazla inandırıcılık, derinlik, belirli bir yazınsal tat, biraz da ‘entelektüellik’ katmak” isteği olabilir.
İlhan Berk’in sonraki dönemlerinde, ilginç demek yeterli mi bilmem, bütün büyük şairler gibi, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday örneğin, doğaya yönelmesinin kaynakları aslında ilk yazılarındadır ve apaçıktır. Gençlik heyecanının sindiği doğaya, olgunluk dönemlerinde yazı coşkusuyla yönelecek ve giderek sözcüklerin yerini kıpırtılar, hışırtılar, mırıldanmalar, adeta sessizlik alacaktır. İlhan Berk’te doğa, sonunda resmin, müziğin ve şiirin, sağlamasını sessizlikle yaptığı bir kutsal metne dönüşecektir. Belki dünyayı yazmakla bitiremeyeceğini acıyla anlamıştır. Ve kendini bir parçası olduğu doğaya bırakmıştır. Şairlerin öte dünyası da doğadır belki.
1935’te yazdığı ‘Kargalar ve Akşam’ ile ‘Kargalar’ metninde gördüm en çok sonraki İlhan Berk’i: “Onlar, her şeyden önce melankolik hayvanlardır.” Bir de kitaba adını veren ve 1939’da yazdığı ‘Bir Limandan Üç Resim’de. Berk’in nerdeyse alameti farikası olan ‘harika’ nitemi de gerçeküstücülerin ‘harikulade’sinden gelmiş olabilir. Özmen, bu metindeki mucizevi değişimi buna bağlıyor. İlhan olsa ‘harika!’ derdi sanırım bu çabaya, kitaba, katkıya...

Harflerin büyücüsü: İlhan Berk
Bir Limandan Üç Resim
İlhan Berk
Yapı Kredi Yayınları, 2019
116 sayfa, 16 TL.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle