GeriKitap Sanat Eski İstanbul’un resmidir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eski İstanbul’un resmidir

Eski İstanbul’un resmidir

Bizim eski İstanbul’a bakan gözümüz, aslında Ara Güler’in vizörden bakan gözüdür. Biz o eski dünyayı onun sevdiği, kadrajlayıp kalıcılaştırdığı biçimiyle severiz. Bu kareler, o silinip giden yapılar kadar göçüp giden insanlar için de hissettiğimiz hüznün görsel taşıyıcılarıdır. İstanbul Modern’de açılan ‘Ara Güler’in İzinde İstanbul’ sergisi onu efsaneleştiren temaya, bu kente dair çektiği fotoğraflara bakıyor.

Geçmiş ve bir daha gelmeyecek zamanların fotoğrafçısı Ara Güler, son yıllarda artan bir ilginin odağı. Ama aslında bunda şaşılacak bir şey yok. Hem Ara Güler devasa bir sanatçı, fotoğrafçı olduğu için hem de birbiri ardına açılan Ara Güler sergilerinin yaşadığımız nostalji atağıyla fena halde alakası olduğu için.
Büyük dönüşümlerin yaşandığı dönemlerde geçmişi bir tatlı hatıralar denizi olarak hatırlayıp kendimize orada bir sığınak ararız. Bireyler için de böyle, toplumlar için de... Ara Güler işte o sığınağın fotoğrafını sunar bize. Kim bilir, belki kendisi de yaşadığı süre boyunca o sığınağı aradığı için en etkili fotoğraf karelerinin yaratıcısı olmayı başarmış, Türkiye’nin kolektif hafızasını biçimlendirmiştir. Tek tek onun çektiği her bir kare, bizim kolektif belleğimizdeki eski İstanbul’un resmidir.

İstanbul’un hala epey Osmanlı olduğu, ama büyük dönüşümün de başladığı 1950’lerde yine böyle geçmişe özlem rüzgârlarının kuvvetlendiği yıllarda Ara Güler elinde makinesiyle kentin sokaklarında gezinmiş ve bugün hâlâ etkisini koruyan o müthiş fotoğrafları çekmişti. Savaş sonrası Avrupa’da kendini gösteren foto-jurnalizm akımının içinde yer aldı. Kendisini hep ‘foto muhabir’ olarak tanımladı, anı yakalamanın peşinde koştu. Bunun için aralarında Sait Faik’in de Picasso’nun da olduğu döneminin ünlü sanatçılarının hâlâ yaşayan portrelerini çekti, Afrodisias gibi unutulmuş antik kentleri dünyaya tanıttı Türkiye’nin ve dünyanın en önemli dergileri, gazeteleri için çalıştı. Ama onun simgesi olan fotoğrafların çoğunu İstanbul’un eski semtlerindeki arka sokaklarda, balıkçı barınaklarında, derme çatma atölyelerde, eski mezarlıklarda buldu. Hepsinde bolca hüzün, yeterince yoksulluk, biraz viranelik ve mutlaka hareket olan o fotoğraflar çekildiği gün de bugün de aynı derecede seviliyor. Bu fotoğraflardan çok etkilenen isimlerden biri, Orhan Pamuk, ‘İstanbul’ kitabında Ara Güler’in büyüsünü şöyle özetliyor:

“İstanbul’u, bir Batılılaşma gayreti içinde olsa da geleneksel hayatın sürdüğü, eski ile yeninin bir yıpranma, yoksulluk ve alçakgönüllülük müziğiyle birleştiği ve manzaraları gibi insanların yüzü de aşırı hüzünlü bir yer olarak gösteren Ara Güler’in siyah beyaz fotoğrafları özellikle 1950’ler ve 60’larda geçmişin şaşaası ve Osmanlı Batılılaşmasının banka, han ve devlet yapıları artık iyice yıpranıp kabuk kabuk dökülürken ortaya çıkan özel dokuyu çok şiirsel bir duyarlılıkla saklamıştır.”
Hakikaten Pamuk’un da biraz ilerleyen satırlarda sözünü ettiği gibi, eski İstanbul fikrini ve imgesini canlandıran Reşat Ekrem Koçu gibi unutulmaz kahramanlardan biridir Ara Güler. İkisinin de aynı dönemde, 1950’lerde yaşadıkları kentle ilgili resimler, fotoğraflar ve metinler üretmeye girişmeleri tabii ki tesadüf değildir. Dönemin geçmişe özlem rüzgarının bir sonucudur.

Bizim eski İstanbul’a bakan gözümüz, aslında Ara Güler’in vizörden bakan gözüdür. Biz o eski dünyayı onun sevdiği, baktığı, kadrajlayıp kalıcılaştırdığı biçimiyle severiz. Birbirine yaslanmış eski cumbalı evler, tozlu sokaklar, eski püskü giysiler içindeki insanlar, koşturan çocuklar, tramvaylar, at arabaları, kayıkçılar ve koyu gri Haliç ya da Boğaziçi... İçinde muhakkak insanın olduğu bu kareler, o silinip giden yapılar kadar göçüp giden insanlar için de hissettiğimiz hüznün görsel taşıyıcılarıdır. Hemen herkesin hafızasında yer eden sayısız fotoğraf karesi, İstanbullu bir Ermeni olan Ara Güler’in imzasıyla birlikte Türkiye’nin bütün insanlarının zihninde yerini aldı. Aslında Ara Güler bir nevi bizim geçmişe bakış açımızı belirledi. Çok da iyi yaptı. İşte İstanbul Modern’de açılan sergi de bize o eski sokakları değil, fotoğrafa ve tarih yazımına dair bu gerçeği de hatırlayıp tartışmaya davet ediyor.
Geçen yıl hayatının son günlerinde açılışını gördüğü ‘Islık Çalan Adam’ sergisi, Ara Güler’in gazeteci, hikayeci yanına odaklanıyor ve onun tüm bir fotoğraf çabasını anlamlandırmayı deniyordu. İstanbul Modern’de açılan ‘Ara Güler’in İzinde İstanbul’ sergisi ise onu efsaneleştiren temaya, bu kente dair çektiği fotoğraflara bakıyor. İstanbul Modern ve Ara Güler Müzesi işbirliğiyle hazırlanan sergide, hepsi de Ara Güler’in sağlığında basılmış, orijinal 50 fotoğraf yer alıyor. Demet Yıldız’ın küratörlüğü, Umut Sülün’ün danışmanlığında hazırlanan sergi, Ara Güler’in vizöründen küçük bir İstanbul turu vadediyor. Her fotoğrafın nerede ne zaman çekildiğini duvardaki haritalardan takip edebiliyorsunuz. Hem çok ünlü fotoğraflarını, hem de bazı az bilinen işleri görmek mümkün. Sergide Ara Güler’in stüdyosundan buraya taşınan kontak baskılar, diyalar, arşiv kutuları, fotoğraf makinası gibi detaylar ise bize onun nasıl çalıştığına dair ipuçları veriyor.

Beykoz’da yalnız ve yaşlı bir balıkçıyı, kocaman makinalar arasında çalışan düşünceli kadınları, yıkık İstanbul surlarının dibinde gezinen atları, akordeon eşliğinde oynayan gelin kızı, yağmur sularına gömülmüş evleriyle Feriköy’ü, Arnavut kaldırımı yokuşlarda çocukları, yaşlı kadınları, Pano Şaraphanesi’nin müdavimlerini, Hazzapulo Pasajı’nda çay ocağının dibinde sohbet eden adamları, bir eski viraneye sığınmış aileyi, bir karadeniz mavnasını, eski Bizans kalıntıları arasında poz veren çocukları, Kazlıçeşme’nin deri işçilerini, karlı Beyoğlu’nun tramvayını izliyor o eski hayatları ziyaret ediyorsunuz. Bazıları Ara Güler’in unutulmaz röportajlarına ait fotoğraflar bunlar. Mesela Kumkapı Balıkçıları, mesela Taşlı Tarla izlenimleri, mesela Al İşte İstanbul yazı dizisi.
1969 yazında Ara Güler ile birlikte hazırladığı ‘Al İşte İstanbul’ yazı dizisinde Çetin Altan şöyle yazıyor: “İstanbul yazılmaz, yaşanır. Ama yazmak da o kadar yaşamak ki, bir yerde İstanbul yaşanırken yazı oluyor.” Ara Güler sayesinde ise İstanbul hatırlarken bir siyah beyaz fotoğraf oluyor.
‘İki Arşiv, Bir Seçki: Ara Güler’in İzinde İstanbul’, 17 Kasım’a kadar İstanbul Modern’de görülebilir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle