GeriKitap Sanat Çok uzun bir yolculuğun hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çok uzun bir yolculuğun hikâyesi

Çok uzun bir yolculuğun hikâyesi

Kosta Rikalı genç yazar Carlos Fonseca’nın Türkçeye çevrilen ilk romanı ‘Hayvan Müzesi’, 1970’lerde çıkılan bir yolculuğun, umutların, hayal kırıklıklarının, kayıpların ve büyük bir yıkımın hikâyesi... Sadece bireysel değil küresel yıkım üzerine kurgulanmış çok merkezli, sorgulayıcı ve heyecan verici bir roman.

1987 Kosta Rika doğumlu yazar Carlos Fonseca’nın Türkçeye çevrilen ilk kitabı ‘Hayvan Müzesi’, 2006 yılında, Giovanna Luxembourg isimli ünlü bir moda tasarımcısının ölüm haberiyle başlıyor. 40 yaşında ölen kadın, anlatıcıyla aşağı yukarı aynı yaşlarda. Geride üç zarf bırakmış ve anlatıcının sanki zarflarda gizli hikâyeyi takip ederek noktalamasını istemiştir. Aslında ne yapmak istediğini anlamasını arzulamaktadır.
Anlatıcı ve Giovanna Luxembourg arasındaki ilişkiyi anlamak için 1999’a, bu ikilinin karşılaşma anına gitmemiz gerekecek. Anlatıcı Karayipli bir müzebilimcidir. Bir gün Giovanna’dan bir davet alır: Ortak tutkuları olan hayvan dünyasındaki esrarengiz biçimler üzerine birlikte bir sergi açacaklardır. Sonra proje hakkında konuşmak üzere sürekli bir araya gelirler, çeşitli konular, özellikle Latin Amerika antropolojisi üzerine kapsamlı konuşmalar yaparlar. Ne var ki tuhaflıklarla dolu nice buluşmanın ardından proje yavaş yavaş sönmüş, Giovanna ve anlatıcı kendi yollarına gitmişlerdir. İşin doğrusu, anlatıcı şimdi bile projenin tam olarak ne olduğunu kavramış değildir.
Tekrar 2006’ya, kadının anlatıcıya bıraktığı zarflara dönelim. İlk zarfta bir dizi fotoğraf, ikinci zarfta fotoğraflara ilişkin metinler, üçüncüsünde ise Giovanna’nın anlatıcıya yazdığı bir mektup yer alıyor. Fotoğraf ve metinler 1978’de kaybolan, New York’un ünlü bohemlerinin fotoğraflarını çekmesiyle tanınan Yoav Toledo’ya ait. İsrail’de başlayıp Güney Amerika’da noktalanan, içinde moda ikonlarıyla birlikte yanıp kül olmuş bir madenci kasabasının da bulunduğu resimler ve metinler bunlar... Fotoğrafta yer alan kadınlardan birisi Giovanna’yı andırıyor.

Yoav Toledo’nun 1950’lerde İsrail’de başlayan, Avrupa’yı kısa bir ziyaretten sonra Amerika’ya sıçrayan hikâyesi, 1977’de New York’ta tanınmış bir fotoğraf sanatçısıyken aniden her şeyi geride bırakıp karısı ve küçük kızıyla gittiği Güney Amerika’ya uzanıyor. Gerisinde bir cennet arayışı var...
Anlatıcı şimdi Toledo ailesinin yolunu izleyecek, artık kimsenin yaşamadığı madenci kasabasına kadar uzanacak ve Giovanna’nın hikâyesini kendi hikâyesine, onun arzularını kendi arzularına dönüştürmeye çalışacaktır...
Tam her şeyin açığa çıktığını düşündüğümüz sırada, yeni bir hikâye yazılmaya başlar. 2008 yılında Porto Riko’da, yoksulların işgal ettiği terk edilmiş bir gökdelende tutuklanan bir kadın, hikâyeyi bambaşka bir yola sürükler. Kadın Giovanna’nın annesidir ve mahkemedeki savunması 30 yıllık kayboluşa yepyeni bir anlam getirecektir...

Romanın başında Arjantinli yazar Juan Jose Saer’den yapılmış bir alıntı var: “Bilinmeyen bir soyutlamadır. Bilinense bir çöl; oysa yarı yarıya bilinen, ufukta beliren, arzuyla sanrıyı birlikte titreştirmek için en mükemmel yerdir.”
İşte bu fikriyattan hareketle -arzuyla sanrıyı birlikte titreştirmek için- anlattığı hikâyeyi sürekli sis perdesine büründürmüş Fonseca. Öyle ki “Bu hikâyede aşikâr olan bir şey varsa o da anlamın asla zamanında değil, ya hep fazlasıyla erken ya fazlasıyla geç çıkması.” Böylelikle Yoav Toledo ve ailesinin akıbeti bir polisiye romana dönüşüyor. Elbette bir polisiye değil ama çok daha vahim suçları, insana, doğaya, sanat ve edebiyata karşı işlenmiş suçları barındırıyor.
Fonseca, ‘Hayvan Mezarlığı’nı farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda farklı insanların merkezinde olduğu bölümler halinde kurgulamış. Ve her bölümde eşmerkezli çemberler çizerek merkezi temaları yineliyor. Her ne kadar doğrudan roman estetiğinin alanına girmese de New York’un kültürel dünyasından Güney Amerika’daki ekonomik çöküşe, adalet ve hukuk arasındaki çatışmaya, iktisadi krizlere dair temaların arkasında ciddi bir bilgi birikiminin yattığını da eklemek gerekir.

Farklı coğrafyalara yayılan ama dönüp dolaşıp benzer sorunlara vurgu yapan ‘Hayvan Müzesi’, çok amaçlı, çok yönlü ve küresel bir roman. Fonseca, karakterlerini ve okurlarını oradan oraya sürüklemekte, bir konumdan diğerine atlamakta ama her seferinde ana hikâyeyle bütünleşmekte çok başarılı. Çok sayıda kişi ve karaktere de aynı başarıyla hayat vermiş. Ama asıl başarısı çok katmanlı okumalar açılan entelektüel derinliği; “Subcomandante Marcos’tan W.G. Sebald’a, Marx’tan Walter Benjamin’e, Edward Hopper’dan Francis Alÿs’in yapıtlarına gizli/açık göndermelerle okuru görünen ile gizlenen, yalan ile hakikat, hukuk ile adalet, sanat ile gerçek üzerine düşünmeye davet ediyor.”
Yoav Toledo ve ailesinin bozulmuş bir dünyadan kaçıp sığınacak, bozulmamış bir yer arayışlarının hüznü, insanlığın büyük trajedisidir. Zira yolculukları, ‘Büyük gezginlerin harika klasik yolculuklarının bir nevi olumsuz tersi olan bir Latin Amerika yolculuğu’na dönüşecektir; Humboldt’un vahşi ve yüce bir Amerika imajını bulduğu yerde, çöplerle dolu harap bir doğanın imajını bulurlar... İşte bu, yıkımın doğal tarihidir. Giovanna’nın annesi kadın, oradaki kıyameti, Kuzey’in kavrulmuş topraklarının buralara da uzandığını, uzun adaletsizlikler zincirini görmüş, bir gün kızının da göreceğini ve onu affedeceğini düşünmüştür.

Anlatıcı Giovanna’nın ölümünden sonra sergilenen sergisini ziyaret ettiğinde kızın annesini anladığını fark edecektir. Hele ki kolektif bir kimlik olarak Sub- comandante Marcos’tan yapılmış alıntıları fark ettiğinde...
Mutlaka okuyun ‘Hayvan Müzesi’ni. Fonseca bu şaşırtıcı romanıyla siyasetten ekonomiye, modadan sanata, yıkımlarla ve adaletsizliklerle dolu insanlık tarihinin müzesini kuruyor.

Çok uzun bir yolculuğun hikâyesiHAYVAN MÜZESİ
Carlos Fonseca
Çeviren: Roza Hakmen
Metis Yayınları, 2019
384 sayfa, 45 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle