GeriKitap Sanat Buket için...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Buket için...

Buket için...

Buket Aşçı... Hastaydı, kurtuluşsuz olduğu söyleniyordu. Bununla birlikte umut... O kadar hayat dolu, o kadar hayata bağlıydı ki... Kitaplara vurgun gencecik bir kız, gerçekten çiçek demeti. Bana en çok dokunan, yayımlanmış son yazısının ellinci yılım üzerine oluşu...

Sevgili Buket Aşçı’yla Andersen’in ‘Kibritçi Kız’ masalını hiç konuşmuş muyduk, hatırlamıyorum. Yeni yılın ilk gününe doğru ya da geçip giden yılın son akşamında, kar yağar, hava çok soğuktur... Çocukluğumda çizgi filmini seyretmiştim: Yeni Melek Sineması, yine yılın son günü.
‘Kibritçi Kız’ı kim bilir kaç kez okumuşumdur, tam o yıllarda, Doğan Kardeş Yayınları, yanılıyor olabilirim, belki de Varlık Yayınları’nın o güzelim cep kitapları arasında, ‘Andersen’den Masallar’... En az altmış yıl geçti...
Yine yılın son günlerinden biri: Ahmet Oktay telefon etmiş, Ayhan Bozfırat’ın ölüm haberini vermişti. İstanbul Radyosu’nda kısa bir konuşma; ne demiştim? Necatigil’in sözlüğüne mutlaka bakmış olmalıyım: “Gündelik hayat kesitlerinden, şiirli bir dille, arka planları çağrışımlara açık hikâyeler çıkardı, bunları üç kitapta topladı.”

Ayhan Bozfırat’la ‘Kibritçi Kız’ı çok konuşmuştuk... Ayhan’ın bir de Andersen çevirisi vardır, o çok sevdiği masallar. “Hepsi de büyükler için yazılmıştır” derdi. Ayhan Bozfırat’ı her yıl sonu, yılın son günleri iyice yaklaşmışken...
Bu kez, 28 Aralık günü, akşamüstü, cep telefonuma Bilgehan’ın gönderdiği mesaj: “Şimdi haberim oldu, Buket Aşçı, çok üzüldüm.” Yoldaydım, içim sızladı. Gerçi sevgili arkadaşımız hastaydı, kurtuluşsuz olduğu söyleniyordu. Bununla birlikte umut... O kadar hayat dolu, o kadar hayata bağlıydı ki...
Ayla, bir başka sevgili arkadaş, beş buçuğu geçe telefon etti, “Buket...” Ayla’yla, Burak’la bizi Buket tanıştırmıştı. Serdar’la ikisinin Salacak’taki evleri, beni yemeğe çağırmışlardı. Ayla’ya “Serdar nasıl?” diyebildim hepi topu. Mutlu bir evlilik vardı diye düşünüyordum, Serdar’ı ve Buket’i gördüğüm günler, akşamlar, Moda’da Koço, Ayla’yla Burak’ın Bostancı’daki evleri, anıları kalacak zaman dilimleri...
Buket’le tanışıklığımız kitaplar sebebiyle. Kitaplara vurgun gencecik bir kız, gerçekten çiçek demeti. Bazen öfkeleniyor, çoğu kez alabildiğine sevecen. Gezi Pastanesi’ndeyiz, Vatan gazetesi için Pazar söyleşisi. Altı falan gibi buluşmuştuk, geç saatlere kadar sürdü o söyleşi...

Anılar fırdolayı: Antep’teyiz, yazarlarla günler, sonra Urfa, sonra İstanbul’da bir otobüs gezintisi. Buket’in buluşu: Katılımcılara İstanbul’un bendeki izdüşümlerini anlatıyorum. Son durağımız eski Rejans... Tabii Buket’in Vatan Kitap Eki sabah kahvaltılarını da unutmadım. Beyoğlu’nun güzel bir pastanesi... Sonrakilere katılamadım; hep çağırdı; yürüme sorunumu bildiği için alınmadı hiçbir zaman.
Şu gelgeç dünyada derin iz bıraktı. Kitapları okurlarla buluşturma çabası daima saygı uyandırdı. Bana en çok dokunan, yayımlanmış son yazısının ellinci yılım üzerine oluşu. Perşembe akşamı, 28 Aralık, Eray’a rica ettim, o yazıyı bilgisayarda bulsun:
“Kaç kitap yazmıştır, bilmiyorum. Saymayacağım da. Sadece ve sadece o her yazdığında sanki bir ‘ikinci romanmış’ gibi okuyacağım.”
Levent Camii’ne giderken ellinci yılımın yazısını üst üste okuyordum. İyileşti, hastalığı yendi diyorduk. Yazı, o günlerin inceliklerle dolup taşan anısı.

“Yani beyhude bir çırpınış bizimkisi. Ama... ama bir o kadar da deniz kokuyor” demişsin ah Buket!
28 Aralık, geç saat, Melisa’yla Eray beni eve bıraktılar. Buket için yazmalıyım, emektar daktilomun karşısında, sorular: Ne yazacaksın ki? Ölüm ayrılığı nasıl dile getirilir? Küçük Kibritçi Kız anneannesine mi kavuşuyordu?
Veda yazıları kırık bir sevinçle bitmeli her şeye rağmen: Buket Aşçı benim dostumdu, bana başka dostlar kazandırdı. Sevgili Buket’i sevinci çok az bu dünyada iyi ki tanıdım!


Yorumları Göster
Yorumları Gizle