GeriKitap Sanat Bölünmüş döngü, tamamlanmış yolculuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bölünmüş döngü, tamamlanmış yolculuk

Bölünmüş döngü, tamamlanmış yolculuk

Aylin Zaptçıoğlu’nun ‘Bölünmüş Döngü’ başlıklı sergisini bir tür ‘kahramanın yolculuğu’ haline getiren şey, sona doğru kahramanın vardığı bir ayrım; dışadönük bir dişilik ile kendini bir eskrim maskesi altında gizleyen içedönük bir dişilik arasındaki yol ayrımı...

Aylin Zaptçıoğlu’nun Galeri x-ist’teki son sergisi ‘Bölünmüş Döngü’deki resimler sembolizmi kendinde gizli bir Tarot serisi gibiler; bir rüya Tarot’u... Serginin (ya da serinin) daha girişindeki ilk resim, öndeki belli belirsiz tel örgüyü ihlal ederek rüyalarda ya da sinemadaki gibi uçarak yol almamızı, ileride hayal meyal görünen görkemli yapıya ulaşmamızı istiyor. Ya da ben öyle diyeceğim. Çünkü belki çeşitli rüya yorumlarına, Jung’un Tarot destesine atfettiği anlamlara vs. dayanarak da ‘okunabilecek’ olan bu seri, aslında serginin adının da hatırlattığı gibi bölünmüş veya kırılmış veya örselenmiş bir yolculuk. Bu, döngünün kapanmadığı, tüm yolculuğu izlediğimizde anlama ulaşamayacağımız anlamına gelmiyor. Ne ki, resimlerde karşılaştığımız, tanıdık arketiplerden de oluşsa ‘şahsi’ olan sembolizmin kendine özgü bir seyri, durakları var. Daha sonra sıklıkla karşımıza çıkacak dev kaktüs sergi mekânının girişinde seyirciyi parlak, ışıklı bir siyah fonun önüne yerleştirilmiş bir portre gibi karşılayacak mesela. Onunla ileride sık sık karşılaşacağız, bu serinin başkahramanlarından biri ya da kahramanın yüzlerinden biri de o.

Takla atmak üzere kıvrılmış bedenler, antik maskeler, kurtlar, yabandomuzları, topraktan yarı yarıya çıkmış ya da kırık antik heykeller, koşan figürler, toprak figürler, mitolojik hayvanlar... Her şey sadece bunların kullanışıyla kalsa antik mitlerle rüyaların buluştuğu bir resim âlemindeyiz diyebilir ve benzer malzemeyi kullanan pek çok da ressam olduğunu düşünebilirdik. ‘Bölünmüş Döngü’yü bir tür ‘kahramanın yolculuğu’ haline getiren şey, sona doğru (üstelik küçük bir resimde öldükten sonra) kahramanın vardığı bir ayrım; dışadönük bir dişilik ile kendini bir eskrim maskesi altında gizleyen içedönük bir dişilik arasındaki yol ayrımı... Çiçeklerle çevrili bir yüzü gösteren küçük ölüm portresi tesadüf olmamalı. Bilge Karasu’nun deyişiyle, “Öğrenmenin yolu ölmektir (...) ölüp yok olan (...) çiçek derler gibi gövdesinin dağılmış parçalarını yeniden bir araya getirerek (...) insan arasına karışandır ki bilinecek her şeyi bilir.” Bu yol ayrımında verilen kararın bize serginin çıkışındaki resimle bildirilmesi de tesadüf olmasa gerek. Girişteki yolculuğa çağrı gibi bu da bir ibra adeta; böyle bir ayrım, der gibi bize son resim, ancak hünsa bir bedende birleşebilir, dişilikle erilliğin buluştuğu bir bedende. A, bir de her şey küçük bir köpeğin refakatinde. Onu unutmayalım.

Bütün bunlar bizi gene de etkilemeyebilirdi, ‘Bölünmüş Döngü’nün kendine özgü renk düzeni olmasa; parlak siyahla donuk beyaz, gri ile boz, bitkilerin yeşille mavi arasındaki renkleri, görünürde kendi neşeli renklerine sahip çiçeklerin bu soldurulmuş ya da seyreltilmiş renk düzeninde şaşkın duruşları. Soldurulmuş bir tabiat, baskının ilk aşamasıyla ikinci aşaması arasında kalmış ama tamamlansa ressamın murad ettiği etkiyi vermeyeceği anlaşılan bir renk düzeni. ‘Bölünmüş Döngü’yü resimlerle ilerleyen bir yolculuğun manzarası haline getiren asıl bu.

Aylin Zaptçıoğlu’nun ‘Bölünmüş Döngü’ başlıklı sergisi 23 Şubat’a kadar x-ist’te.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle