GeriKitap Sanat Birlikte mücadeleden Travis doğar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Birlikte mücadeleden Travis doğar

Birlikte mücadeleden Travis doğar
Travis

Gizemli Wim Wenders klasiği ‘Paris, Texas’ın unutulmaz karakteri Travis Henderson’dan aldığı ilhamla yola koyulan Glasgow’lu topluluk Travis, bu yazın en heyecan uyandıran konserlerinden biri için Garanti Caz Yeşili kapsamında 8 Haziran Cuma akşamı Zorlu PSM’de olacak! Grubun basçısı deneyimli müzisyen Dougie Payne, konser öncesi yaptığımız telefon görüşmesinde sorularımızı yanıtladı...

Travis Henderson, ‘Paris, Texas’taki unutulmaz ‘an’larından birinde “Yüksekten değil, düşmekten korkuyorum” demişti. Yola çıkış noktasını bu kompleks karakterden aldığı ilhamla belirleyen post-Britpop dehası ekip Travis, neredeyse 20 yıldır hayatımızda. Üstelik bunun son yıllarında tüm kaygılardan arınmış, bağımsız bir ruhla ilerliyorlar. Grubun basçısı Dougie Payne, bu yıl onları en çok neyin heyecanlandırdığını sorduğumuzda “Kesinlikle sahnede olmak!” diyor. Bir şekilde sahnede üzerinde kalabilmiş olmanın müzisyenliği sürekli taze bir enerjiyle ayakta tuttuğundan bahsediyoruz, uzun uzun. Üstelik bu kez konsept bir turneyle yoldalar. Bir kısmı efsanevi Abbey Road Stüdyoları’nda kaydedilen 1999 tarihli ‘The Man Who’ albümünün tamamını elbette zamana yayılmış diğer unutulmaz hit’lerini de ekleyerek çalan ekibin keyfinin fazlasıyla yerinde olduğunu Dougie’nin enerjisinden rahatlıkla hissetmek mümkün.
Başlangıçtan bugüne grup dinamiklerinin aslında çok değişmediğini söylüyor. Zaman içinde müzikal trendler değişse de toplamda 28 senedir birlikte mücadele eden ekibin elbette zaman zaman inişli çıkışlı günler yaşadığını ama merkez noktada gücünü koruyan enerjinin hiç değişmediğini de ekliyor. Rock dünyasında bunca sene varlığını koruyabilmenin sırrı biraz da burada gizli olsa gerek. Grup üyelerinin arasında süregelen ve yıpranmayan dostluğun profesyonel tarafta eşsiz bir denge sağladığını öğreniyoruz. Konu dönüp dolaşıp son albümleri ‘Everything at Once’da yer alan Payne imzalı ‘Animals’a geliyor. Bu şarkının onun için kişisel bir anlamı olup olmadığını merak ettiğimizi söylüyoruz. İnsanların sahip olduğu enerji ve duyguların aslında hayvanlardan bir farkı olmadığını söylüyor. Üstelik albüme adını veren ‘Everything at Once’ yine bir Payne şarkısı... Tam da buradan bakıldığında grup içindeki eşitlikçi dengeyi fark etmek mümkün. Dougie’nin grup arkadaşlarından bahsederken sesinde beliren heyecanın nedeni oldukça açık.
Aniden, dünyanın ne kadar çılgın ve zor bir yer olduğundan konuşmaya başlıyoruz. Politik anlamda yaşanan global çöküşü herkesin hissettiği ancak müziğin insanlar arasında kusursuz şekilde işleyen tek iletişim yolu olduğu konusunda fikir birliğine varıyoruz. Travis’in bir parçası olarak müziğe devam etmenin yaşanan bu karmaşaya karşı mücadele edebilmesinde önemli bir rolü olduğunu söylüyor.
Zamanında ‘The Man Who’ ve ‘The Invisible Band’ gibi albümleriyle milyonlar satan bir grup olarak bugün bağımsız bir ruh/enerjiyle kalplerinden geçen müziği yapabiliyor olmalarını endüstrinin organik dönüşümüne bağlıyor. Müzisyenlerin artık kendisi için bir şeyler yapması gereken bir dönemde olduğumuzu söylüyor. “Eğer müzik yapmaya devam etmek istiyorsanız, bir anlaşmanın arkasına gizlenerek yola devam edemezsiniz.” Genç ya da yaşlı tüm müzisyenlerin böylece çok daha ilginç ve yoğun bir üretim sürecine dahil olabileceğini kabul etmek gerek. Yani işin içinde biraz da cesaret gerek. İskoçyalı grubun istikrarlı yolculuğunda oldukça cesur olmalarının da büyük rolü var.
Travis, ilk albümü ‘Good Feeling’i 1997’de yayımladığında sürpriz bir çıkış yakalamış. Ancak zirve yarışına soyundukları çalışma bu yıl aynı adlı konsept turneleriyle onurlandırdıkları ‘The Man Who’ oldu. Ekip sahnede bu albümü baştan sona çalarak iflah olmaz hayranlarına unutulmaz bir deneyim vaat ediyor. Tam 9 hafta boyunca İngiltere’de 1 numaradaki yerini koruyan albüm, 134 hafta ilk 100’de yer alarak tarihe geçmişti. Daha önce iki kez BRIT Ödülü’ne layık görülen ekip, 2000 yılında NME Yılın Sanatçısı seçilerek ve son olarak 2016’da İskoçya Müzik Ödülleri’nde müziğe katkılarından ötürü onurlandırıldı.
Daha önce 2008 ve 2014 yıllarında yolu İstanbul’dan geçen ekibin, burada izleyicilerin tepkisinden fazlasıyla memnun kaldığı ortada. Dougie bizlerden övgüyle ve coşkuyla söz ediyor. Sadece Dougie değil tüm Travis üyelerinin samimi tutumu hem enerjilerine hem de müziklerine yansıyor. Zaten tüm sistemin hızla değiştiği ve kendimizi de sorguladığımız günlerde hiç eskimeyen ‘The Man Who’ albümüyle zamanda enfes bir yolculuğa çıkmaya kim hayır diyebilir ki...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle