GeriMagazin Derdi olan karakterleri seviyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Derdi olan karakterleri seviyorum

Derdi olan karakterleri seviyorum

Gülben Ergen bu hafta “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” dizisinde Alparslan karakterini canlandıran Yunus Emre Yıldırımer ile bir araya geldi. Yıldırımer, oyunculuğa başlama hikayesini, şu anda oynadığı diziyi ve vizyona bu hafta girecek “Bal Kaymak” filminin ayrıntılarını anlattı.

Siirt’ten Diyarbakır’a oradan da İstanbul’a uzanan sıcacık, gerçek bir yaşam yolculuğu dinliyorum Yunus Emre Yıldırımer’den. Umut dolu, alçakgönüllü ve bir o kadar da güleryüzlü. “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” dizisinin gizli kahramanlarından biri o.
Bu hafta “Bal Kaymak” isimli sinema filmi ile de karşımızda olacak. Eski starlık anlayışlarını ve kurallarını yerle bir eden bir tevazu ile benimle konuşurken o sırada dizinin başrol oyuncusu, çok sevdiğim arkadaşım Oktay Kaynarca geliyor bizi ziyarete.
“Abi hoş geldin” diye ayağa kalkıp karşılayan Yunus Emre ile diyalogları buram buram dostluk kokuyor. Birbirini ezmek yerine yüceltmek üzerine kurulu bu başarı dolu işin tüm emekçilerini tebrik ediyorum.

◊ Siirt’te doğup Diyarbakır’da büyümüşsün... Nasıl bir çocukluk geçirdin?
- Annem bana 8 aylık hamileyken İstanbul’da doğum yapmak istemiş. Ama ben sürpriz yapıp erken dünyaya gelmişim.
Biz üç kardeşiz. Bir abim bir de kız kardeşim var. İkisi de farklı mesleklerde. Abim işletmeci. Kız kardeşim de turizmci.

◊ Siirt’ten Diyarbakır’a geçişiniz nasıl oldu?
- Ben doğduktan sonra babamın tayini Diyarbakır’a çıkmış. Bir sene sonra kız kardeşim doğmuş. Maddi sorunlar nedeniyle beni İstanbul’a anneannemin ve dedemin yanına yollamışlar. 4 yaşıma kadar onlarla büyüdüm.
Onlara karşı hassasiyetim çok fazla. Dedem pazarcılık yapıyordu. Ne erikler gelirdi...

◊ Büyüyünce ne olmak istiyordun?
- Diyarbakır’dayken bir dönem veteriner olmak istedim. Hayvanlarla çok zaman geçiriyordum. Ama ben okul hayatını hiç sevmedim. Özellikle liseyi. Çift dikiş gittim.
Sonra babamın tayini İstanbul’a çıktı. Diyarbakır’da da lisede sınıfta kalmıştım. “Ben okumak istemiyorum” dedim. Liseyi sevemedim. Rahmetli dedem “Okumayacaksan, çalışacaksın” dedi. “Tamam” dedim. Bir tekstil işine başladım.
Sonra oradan bir büfeye geçtim. Her değiştirmemde dedem “Okuyacak mısın?” diye soruyordu. Ben de ona “Hayır” diyordum. 19 yaşımda askere gitmek istedim. Bana “Sen ilkokul mezunusun” dediler. “Bu böyle olmaz” dedim. Babam iktisat mezunu, amcam Galatasaray Üniversitesi mezunu, diğer amcam çevre mühendisi. Askere gitmekten vazgeçip okumaya karar verdim. Liseyi 2.5 senede dışarıdan bitirdim. Ama meslek lisesi olduğu için acayip bir sistem vardı ve ben yine okula gidiyordum. Sonra tiyatroyla tanıştım.

◊ Nasıl oldu?
- Annem baktı, herhalde “bu çocuktan bir şey olmayacak” diye düşünüp “Fatih Belediyesi’nin tiyatro kursu var. Oraya git” dedi.

◊ Hiç aklında yokken annen dedi diye mi gittin?
- Aslında vardı. Ben Yetkin Dikinciler hayranıyım. Diyarbakır’dayken onun oyunlarına giderdik. Onunla büyüdüm.
Annem bizi her hafta tiyatroya götürürdü. Oradan içimde bir şey kaldı. Annem ilkokul mezunudur ama üniversite mezunlarına taş çıkartır.

Derdi olan karakterleri seviyorum



EZBER YAPACAĞIM ZANNEDİYORDUM BİR ANDA DOĞAÇLAMA İSTEDİLER
◊ Peki Doğu’nun getirdiği ve yetişmene bağlı olarak bir utangaçlık var mıydı?
Evet. Daha fazla kendi içine kapanıksın. Ben bir şeyleri alıp ezberleyeceğiz sanıyordum. Herhalde tiyatro böyle bir şey diye düşünüyordum. Ama hemen doğaçlamayla başladı. Hoca dedi ki: “Anahtar ol, kapıyı aç!” Ben saçmaladım tabii orada bir şeyler. Ama aslında bu yapılan doğaçlamalar, oyuncunun özgüven kazanması içindi.

◊ Hocaların kimlerdi?
- Benan Ülgen vardı tanıyacağınız isimlerden. Gerçekten bu işi layığıyla yapan bir adamdır.

◊ Tiyatro kursunu başarıyla bitirebildin mi?
-Tabii. Oradan mezun oldum. Orada 4 yıl boyunca da, konservatuvara kadar çocuk ve büyük oyunları oynadım.
Neredeyse oraya yatıp kalkıyorduk.
Sokak tiyatrosu yapıyorduk. Hacivat, Karagöz filan.
Orası çok şey kattı bana. Sonra “Artık konservatuvara girmek lazım’’ dedim. Devlet konservatuvarları yaş sınırı koymuşlardı. 21 yaşından sonra almıyorlar.
Böyle bir sınır var. Benim elimde olsa öğrencileri 22 yaşından önce konservatuvara almam.
Ben o zaman 24 yaşındaydım. Rahmetli bizim hoca Müşfik Kenter, Haliç Üniversitesi’nin bölüm başkanıydı.
Oraya girdim. Güzeldi. “Öğrencilik hayatında nerede keyif aldın?’’ dersen, ben konservatuvarda keyif aldım. Sonra yüksek lisansa başladım. Ama bir süre sonra dondurdum...

◊ İlkokul mezunu çocuk nereden nereye getirdi kendini...
- İlk önce bireyin çocuğunu keşfetmesi lazım.
Matematikten anlamıyor mu? Geometriden anlamıyor mu? Anlayacaksın değil! Uğraş tamam bir yere kadar ama belki çocuğun başka şeyi var, başka bir yere gidecek. Başka bir şey olacak.

EŞİMLE İLK KEZ BİRLİKTE KAMERA KARŞISINA GEÇTİK
◊ “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”a gelinceye kadar neler yaptın?
- Konservatuvara girdikten sonra yardımcı oyunculuk, figürasyon yaptım. Kendime bir alan açmaya başladım. Çünkü benim artık geriye gitme lüksüm yoktu. Bir kere ailede mimliyim. Okulu bitirmemişsin. Okumak istemiyorsun. Ticarete atılmışsın. Öyle bir durum var. Sevdiğin bir işi yapman için uğraşman lazım. Yorulman lazım. Ben sabah 6’da kalkıp okula gidiyordum. Arkadaşlarım da öyleydi. Okula gider idmanımızı yapar, ondan sonra derslerimize girerdik uykusuz bir şekilde. Biraz çabalamak lazım. Çabalamadan olmuyor. Sonra bir şekilde başladı. “Elif’in Günlüğü” ile başladım televizyona. Sonra “Hatırla Sevgili” oldu. “Evimin Erkeği”, “Mavi Kelebekler”, “Fatih Harbiye”, “Sardunya Sokak” diye devam etti.

◊ “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”dan sonrası için hedeflerin neler? “Bal Kaymak” adında yeni filmin vizyona giriyor bu hafta…
- Hedef demeyelim ama gönlümden ileride komedi yapmak geçiyor. İşimi çok severek yapıyorum. Bundan başka bir iş yapamam. Dizi, tiyatro, sinema… Buna hepsi dahil. Bazen tiyatro başka derler. Evet başka, doğru…

◊ Ama dizideki para tatlı geldikten sonra tiyatro zor gelmez mi şimdi?
-Yok. Öyle değil. Tiyatronun dinamizmi çok başka. E tabii tiyatrodan bir şey kazanamıyorsunuz. Ama ben yaparım. Para kazanmama gerek yok benim tiyatrodan. Benim şu ana kadar tiyatrodan en fazla kazandığım para, oyun başına 80 liradır. Devlet tiyatrosunda böyleydi ama çok güzel geliyordu. Tiyatro sürekli bir şey katar. Kendi bedenini hissedersin. Başka bir yapıdır. Dizideki sirkülasyon daha farklı. Tiyatroda o enerjiyle ondayken bile oyunu veriyorsun ve devam etmek zorundasındır. Onun heyecanı çok başka. Orada kendini keşfettiğin için, dizide de o ritmi yakalarsan, çok güzel şeyler ortaya çıkabilir. Sadece yapı olarak şöyle bir durum var. Tiyatroda 300 kişinin duyması gereken ses, jest fazla abartı olmamak gayesiyle gerekli. Dizide biraz daha minimal.

◊ “Bal Kaymak” nasıl ortaya çıktı?
- Dizimizin de yönetmeni olan Onur Tan düşünmüş beni. Geçen yaz beni aradı. “Yunus, sana bir haberim var. Bir film çekiyorum. Melisa’yı istiyorum” dedi. Melisa eşim bu arada. “Abi olur” dedim. Çok sevindim ama beni düşünüyor zannettim ilk başta. “Onun için de çok keyifli olur’’ dedim. O zaman “Söz” dizisi başlamış mıydı Melisa’nın bilmiyorum. Daha sonra Onur Abi beni aradı ve “Sen de oynayacaksın. Bir rol var’’ dedi. Çok güzel bir kurgu yaptı bence. Hikaye de çok güzeldi. Makedonya’da çekildi. Ağustos ayında gittik oraya. 1300 rakımlı bir tepedeydik. İnanılmaz bir yerdi… 11 gün Lazarapole’de, 3 gün de Ohrid ve Üsküp’te çektik.

◊ Neydi bu filmin farkı?
Eşimle oynuyor olmam... Bir de burada kendimi çok mutlu ve çok huzurlu hissettim. Zaten gittiğimiz yer öyleydi. Birçok şeyden çok fazla uzaktık. Telefon bir yerde çekiyordu. Oraya gidince internet kullanıyorduk. Her açıdan çok değişikti.

◊ Seyirci senden çok farklı bir karakter mi görecek?
- Kesinlikle çok farklı.

◊ Filmin türü ne sence?
-Aslında komedi gibi gözüküyor ama bence dram.

OKTAY KAYNARCA’NIN KENDİSİ DERS OLARAK OKUTULMALI
◊ Sence “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”ın bu kadar tutmasının sebebi ne?
- Bir kere Raci Şaşmaz ve Bahadır Özdener’in başarısı. Tartışılmaz zaten. Biz gençtik. O zaman “Ekmek Teknesi”, “Deli Yürekler” vardı. Senaryo matematiği çok iyi her şeyden önce.

◊ Dizi sektörünü nasıl yorumluyorsun?
- Dizi sektörü artık eskisi gibi değil. Daha fazla dizi var. Artık yurtdışına satılıyorlar. Bir kere pasta olarak birçok oyuncuya kapı açıldı. Hem mezun, hem alaylı, hem bu işe gönül vermiş birçok insan artık bu sektörde olabilir. Önceden daha zordu işimiz bence. 120-130 dakika tabii ki çok fazla.
Bence bunu başarmak senarist olarak çok zor bir şey. Böyle bir işi çekebilmenin tek yolu iyi bir ekip. Kendi setimiz için şunu söyleyebilirim, ben böyle bir ekip görmedim. Herkes birbirine inanılmaz saygı gösteriyor. Mesela Oktay (Kaynarca) Abi bu kadar çalışan bir adamın sıfır egoyla bu işi yapması… Geçen gün bir şey söyledim. “Konservatuvarda bu adam ders olarak gösterilmeli’’ dedim. Şöyle yazılmış “Konservatuvarda oyunculuğu ders olarak gösterilmeli”. Hayır, Oktay Kaynarca’nın oyunculuğunu eleştirebilecek bir durumda değiliz. Oktay Kaynarca’nın kendisi yani kişiliği ders olarak gösterilmeli.

◊ Ne açıdan?
- Yaşayış, duruş tarzı, egosunun olmaması…
Böyle bir adamın bu şekilde olması inanılmaz. Abilik böyle bir şey. Dizinin103 bölüm gitmesinin en büyük nedeni de bu. Çünkü herkes işini çok seviyor.

◊ Bu diziden sonra jön oynamak gibi bir hayalin var mı?
- Ben derdi olan bir karakterleri seviyorum. Şu anda oynadığım gibi takım oyunu içinde olmayı tercih ederim.
Oyuncuyu taşıyan yardımcı oyuncudur aslında. Çünkü o ona pas verir. Itır (Esen) Abla öyle söylerdi.
Otururlarmış Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tarık Akan, birlikte senaryolar yazarlarmış.

STARLARA ARTIK ÇABUK ULAŞABİLİYORSUN
◊ Star oyunculuk kavramı diye bir şey bitti mi sence? Starlar sosyal medyayla daha bir dokunur hele mi geldi?
- O tamamen teknolojiyle alakalı bir şey. Şu andaki durum öyle tabii. Neden öyle ama? Daha çabuk ulaşabiliyorsun ve daha çok görebiliyorsun. Hikaye paylaşıyor, görebiliyorsun ama önceden kimi nasıl göreceksin? Benim dönemimde mesele Kenan İmirzalıoğlu’nu “Deli Yürek”te izlerken, ben nereden göreyim? Televizyonda izliyorduk. Şimdi daha çok yakınlaşabilirsin. Bir de dönem farkı var.
Çok değil 5 sene öncesiyle 5 sene sonrası arasında çok fark var. Ben bile hâlâ Instagram’ı çok kullanamıyorum.

Derdi olan karakterleri seviyorum

FOTOĞRAFLAR: Murat ŞAKA

 

 

Ananaslı & Çilekli Ev Yapımı Yoğurt | Tüm Mucize Lezzetler İçin Tıklayınız

Ananaslı & Çilekli Ev Yapımı Yoğurt | Mucize LezzetlerMucize Lezzetler'in bugünkü menüsünde Ananaslı & Çilekli Ev Yapımı Yoğurt var!

Yorumları Göster
Yorumları Gizle