GeriHürriyet Pazar Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar?

Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar?

Onlar 96 yıllık Cumhuriyet’in beşinci nesli. 2000’le 2018 yılları arasında doğdular ve artık ilk üyeleriyle yavaş yavaş ülkenin, toplumun, geleceğin şekillenmesinde rol almaya başlıyorlar. Peki neler yaşıyorlar? Cevabı kuşak araştırmacısı Evrim Kuran, son kitabında veriyor. Ankara, İzmir ve İstanbul’da düşük gelir grubundaki semtlerde 1507 kişiyle yüz yüze görüşen, orta-yüksek sosyoekonomik statüden 1257 gence anketlerle ulaşan Kuran’la ‘Bir Kuşağı Anlamak’ı konuştuk.

Bir kuşağı anlamak için sormamız gereken ilk soru nedir?
- “Gerçekleri neler”... Bu işe ömrümün yarısını verdim, doğru ve yanlıştan kopmaya başladım. ‘Bunu söylemek yanlış’, ‘Şunu okumak doğru’ gibi sözler hem çok sübjektif hem de bizi ayırıyor. Senin gerçeklerinle benimkiler farklı olabilir. O yüzden artık genellemeler de beni çok rahatsız ediyor.
Kuşakları konuşurken genelleme hatasına düşüyoruz ama...
- Evet. Bu araştırmada Türkiye’nin arka mahallelerindeki Z kuşağıyla yüksek gelir grubundaki Z kuşağı çocuklarının birbirinden ayrıştığı noktaları da gördük, benzer noktaları ve kesişim kümelerini de... O yüzden “Bütün Z kuşağı böyledir, şöyledir” diyemeyiz.

Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar

Küresel köyün vatandaşları
“Biz de çocuğuz oradan baktığında fark edilmese bile”, “Sokak, sokağa çıkmayanlar için romantiktir”... Bu kuşağın çocuklarını birer sosyolog gibi konuşturan nedir?
- Çok ham, henüz tornaya girmemiş, müthiş yaratıcı bir zekâları var ve bu çocuklar küresel köyün vatandaşları. Türkiye’de iklim değişikliğiyle ilgili eylem yapan çocuklar, Greta’yla (Thunberg, 16 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti) fiziksel olarak bir araya gelmese de onun arkadaşı oldular. Etkileşim kurabilmeleri, birbirlerine erişebilmeleri an meselesi.
 Bu, yeni nesil anne-babaların başarısı mı?
- Biz onlara ifade gücü verirsek, özgür bir alan kurabilirsek kendilerini çok güzel ifade edebiliyorlar. Ebeveynlerinin bu çocuklara bir şey öğrettiğini düşünmüyorum ama onlara alan açtıklarını düşünüyorum. Kitapta bahsettiğim, 12 yaşındaki Ali benim oğlum. Al Gore’un ne kadar önemli bir iklim kahramanı olduğunu ondan öğrendim, bunu ona ben öğretmemiştim.
 Ali, “Dünyanın süper kahramanlara ihtiyacı yok, iyi insanlara ihtiyacı var” diyor; süper güçleri olmayan süper kahramanları daha gerçekçi bulduğunu çünkü kendisiyle daha kolay bağdaştırdığını söylüyor. 12 yaşındaki Samra da “Hepimiz biliyoruz ki  Harry Potter ne de Süpermen bizi kurtarmaya gelecek” diyor. Onları tetikleyen ne?
- Gerçekten söyledikleri gibi, işin başa düşmüş olması. Bu kuşaktan bu tarz hareketler bekliyor, hafif bilinçlenmeye ve kendi dertlerini kendileri çözmeye başladıklarında dünyaya yepyeni bir farkındalık getireceklerini söylüyordum. Biz onlara bir enkaz bıraktık. Y kuşağı çok ciddi şekilde aktivizmi, sivil vatandaşlığı anlattı ama belli bir yere kadar gidebildi. Şimdi Y’nin araladığı kapıdan Z kuşağı giriyor. Kılık kıyafet, marka ya da şöhret olmak veya lüks yaşantıyla da pek alakaları yok. Çevreye duyarlı, sosyal yönden sorumlu markaları tercih ettiklerini söylüyorlar. İlkokulda okurken oğluma “Ödev yap” deyip duruyordum. Bir gün “Araştırmalara göre ödevlerin başarıdaki etkisi yüzde 1” dedi. Hiçbir şey söyleyemedim. Bu çocuklar dâhi değil ama araştırmaya meraklılar ve bilgiye hızlı erişiyorlar.
İki gelir grubunun
ortak noktası Ezhel
Arka mahalledekilerin okuduğu iki kitap: Antoine de Saint Exupéry’nin klasiği ‘Küçük Prens’ ve Wattpad yazarlarından Büşra Yılmaz’ın kitabı ‘4N1K’. Şaşırdınız mı?
- ‘Okumuyorlar’ diye bir genelleme var ya, bir kere okuduklarını gördük. Üstelik ‘Küçük Prens’ gibi kuşaktan kuşağa aktarılmış bir kitabı okuyorlar. Yapabilirliklerini ve hayal güçlerini zenginleştiren eserlere doğru kaydıklarını görüyorum. Her iki kitabın ortak özelliği, yaratıcı zekâlarını beslemesi.
Kitabınızda Aleyna Tilki’nin ismini okuyacağımdan emindim ama yoktu...
- Arka mahallenin Z kuşağının dinlemekten en keyif aldığı tür rap ve arabesk: Müslüm Gürses, Gazapizm, Ezhel ve Yıldız Tilbe. Yüksek gelir grubu Z kuşağı Duman, Sezen Aksu ve Teoman gibi rock ve pop müzik dinliyor. Bu grupta Ezhel de çok seviliyor; ortak noktaları. Z kuşağının Aleyna’yı çok önemsediğini sanıyoruz ama evet, araştırmamızdan çıkmadı. Aleyna’nın geçen günkü tweet’ini (“Bugün cumartesi, yarın pazar, sonra pazartesi olacak”) günlerdir düşünüyorum. “Hayat bu, kasmayın” diyor. Ama bizim kuşak, Aleyna’yı tiye alıp onun üstünden kendine popülerlik devşiriyor. Şöhret, Ajda Pekkan’dı, Tarkan’dı ve onlar erişilmezdi. Aleyna akranlarına ‘Sen de olabilirsin’i ve yeni neslin şöhret anlayışının ne kadar boyut değiştirdiğini gösteriyor. Küresel dünya bu demokratikleşmeyi getirdi. Yani Aleyna’yı rahat bırakın!
Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar


Dünyanın unuttuğu hangi kavramı bize hatırlatıyorlar?
- Dahil edilme, birlikte olma, bir olma... Hepimizin birbirimize görünmez iplerle bağlı olduğumuzu hatırlatıyorlar. Aşırı rekabetçiliğin bu kuşakta tutmayacağını; incelik, duyarlılık, iyilikseverliği bize yeniden hatırlatmaya geldiklerini düşünüyorum.
Küsler çünkü onları beslemiyoruz
 Türkiye’deki kutuplaşmanın izleri, Z kuşağında görülüyor mu?
- Kutuplaşmaya acayip direndiklerini düşünüyorum ama gördüğümüz yerler var. Mesela etkileşim kanalları... En büyük isteğimiz mahalleleri birbirlerine yaklaştırmak; birbirlerine âşık olmaları, iş yapmaları, arkadaşlık kurmaları. Batı’da bir musluk tamircisiyle iki üniversite bitirmiş bir kız aynı sosyal ortamda eğlenebiliyor. Toplumsal barışı getiren, empatiyi doğuran şey de bu! Türkiye’deki Z kuşağının bir kısmını TikTok’a sıkıştırıp bir kısmını SnapChat’te barındıramayız.
 Peki ne olacak?
- ‘Pürüzlü güzellik’ diye bir şey var artık. “Yüzümüzü filtrelemeyelim, hatalarımızı gösterelim” diyor, doğallığı görmek istiyorlar. Bu kuşak bence bizim uzun yıllardır aradığımız barışı getirecek. Ama onlara bir platform hazırlamamız lazım. Anlatmamız, onları bir araya getirmemiz lazım.
 Yani bu nesil, İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” savını çürütebilir mi?
- Bence evet, coğrafyanın kader olmadığını ilk kez bize bu nesil gösterecek. Ama bu kuşak Türkiye’den gitmek istiyor. Küsler çünkü onları beslemiyoruz. Ne verdik ki ne istiyoruz? Kaynakları sunarsak ve yine de küserlerse işte o zaman kızalım! Geçenlerde İlber Ortaylı, “Gidip orada garsonluk, şoförlük yapıyorlar” dedi. Peki ya garsonluk yapan arkadaşım burada müdürlük yapan arkadaşımdan daha fazla değer ve saygı görüyorsa? İnsanların kendini gerçekleştirebileceğini, fırsatlarla karşılaşabileceği bir coğrafya olma hayalimiz olmalı. Kanada’da 45 yaşında mühendis olmaya karar verebilirsiniz ama burada sizin posanız çoktan çıkmıştır; fikirlerinizden bile faydalanılmaz.
 Bu durumda Türkiye’deki Z kuşağına ilk önce neyi öğretmeliyiz?
- Bilginin demokratikleşmesi, ellerindeki en büyük zenginlik. Evlerinden Stanford Üniversitesi’ndeki derse online bağlanabilirler. Ama derin duygusal bir kuşak; kalplerinin kuyusuna akıllarının ipiyle inmeyi öğrenmeliler. Arka mahalledekiler, yüksek gelir grubundaki çocuklara göre daha umutlu çünkü daha dirençliler. Her iki Z kuşağına da öğretmemiz gereken dört yetkinlik var: Umut, iyimserlik, yeterlilik (‘Yapabilirim’ hissi) ve yılmazlık. Arka mahallede bu duygular yüksek gelir grubundaki çocuklara göre daha fazla ama genel olarak bu kuşakta zayıf.
Meslek hayalleri: Polis ve mühendis
‘Arka mahalle’ yoğun biçimde polis olmak istiyor. Ganyan bayii sahibi, dövmeci, mafya, şoför, imam, at yetiştiricisi gibi yanıtlar da aldık. Yüksek gelir grubunun ilk üçüyse mühendis, doktor ve mimar.
Düşük ve yüksek gelir gruplarının ‘yaşamak’ denince akıllarına gelen ilk kelimeler
Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar

Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar
Müşterek görüş: Türkiye’de yaşamak zor!
Her iki grup da Türkiye’de yaşamayı ‘zor’ olarak nitelendiriyor. Biri üniversite sınavını veya yurtdışına gidip gitmemeyi düşünürken diğeri eve ekmek götürmeye çalışıyor. Stres seviyeleri yüksek.

Rol modelleri: İlk sırada aile,
ikinci sırada Atatürk
En çok örnek aldıkları kişileri sorduğumuzda, rol modellerinin dışarıdan içeri doğru kaymakta olduğunu gördük. İlk sırada, aile bireylerinden biri (ağırlıklı olarak anne ya da baba) geliyor. Bunu bekliyorduk çünkü aile teması son yıllarda çok yükseliyordu. Epeydir güvensiz bir toplum inşa ettik. Kime güveniyorsun? “Evde, anneme güveniyorum.” Her iki grupta da ikinci sıradaki rol modeli Atatürk; bu oran yüksek gelir grubunda belirgin biçimde fazla. Arka mahallede Atatürk’ü rol modeli kabul etme oranı yüzde 10’ken, yüksek gelir grubunda yüzde 22.5.

Öfke sorununu çözme teknikleri yanlış
“Haksızlığa uğradığını düşündüğünde nasıl bir tepki verirsin” sorusuna ilk sırada ve yüksek oranda aldığımız ortak yanıt, “Öfkelenirim”. Arka mahallenin Z kuşağı bu durumda kavga etmeyi/dövmeyi seçerken kolejliler birilerinden yardım isteme yoluna gidiyor. İkisi de bir problem çözme tekniği değil.

Kitaptan...

Berk: Üniversitede hangi ülkeye gitsem...
“Uyumadan önce üniversitede hangi ülkeye gitsem diye düşünürüm. Bizim ailede kuzenler falan çoğunlukla ABD’de üniversite okudu. Ama ben İngiltere istiyorum. Hem belki İngiltere vatandaşı olurum.”
Rıfat: Hayal kurup üzülmek istemiyorum
“Sabah beşte kalkıp işe gitmek, gitmeyenler için romantik gelebilir ama gerçek öyle hisli değil bizim için. Daha 15 yaşındayım, sabah beşte uyanıp akşam on bire kadar çalışırsam ve 200 kilo karton toplarsam yaklaşık 24 lira kazanırım. Biz de çocuğuz oradan baktığında fark edilmese bile. (...) Bir okul çıkışında kâğıt topluyorsam hemen bir duvarın arkasına geçip tüm öğrencilerin dağılmasını bekliyorum. Hevesim kabarmasın diye görmek istemiyorum. Hayal kurup üzülmek istemiyorum.”
Zehra: Tek bir şeyi değiştirebilsem kaderim olurdu
“Zeytinburnu’nda konfeksiyon atölyesinde çalışıyorum. Günde 12 saat. Pek bir hayalim yok. Haksızlığa uğradığımı sık sık düşünüyorum ama hiçbir şey yapmıyorum. Ne yapacağım ki? Ne değişecek? Böyle gelmiş, böyle gidecek. Tek bir şeyi değiştirebilsem kaderim olurdu. O da olmayacağına göre...”

Türkiye’deki Z kuşağından 2 bin 764 genç anlatıyor: Ne yaşıyor, ne hissediyor, ne düşünüyorlar

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle