GeriHürriyet Pazar İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

Hakan Kabasakal 31 yıldır İstanbul Boğazı’na dalarak dip hurdacılığı, kendi deyişiyle ‘toplayıcı dalgıçlık’ yapıyor. Köpekbalıkları ve vatozlar üzerine yaptığı doktorasını tez aşamasında bırakmış olsa da öğrenmeyi bırakmayan biri. Üçüncü kitabı ‘Bir Dalgıcın Gözünden Boğaz’ın Altındaki İstanbul’ çıktı. Deneyimli dalgıca Boğaz’ın bilinmeyenlerini sorduk.

Beykoz’da sabahın erken saatlerinde buluşuyoruz dalgıç Hakan Kabasakal’la.
O dalış için hazırlıklarını tamamlarken bir yandan da başlıyoruz denizden, Boğaz’dan ve balıktan konuşmaya. Malzemelerini özenle diziyor aracının üzerine ve hepsini tekrar tekrar kontrol ediyor. Tıpkı denize girmeden önce arabasını kilitleyip kilitlemediğini defalarca kontrol etmesi gibi... Bu özenin 31 yıldır ona sualtında güvenliği sağladığını, “Denize aşk tek taraflıdır, o acımaz ve en ufak bir hatayı affetmez. Sevdiğim kadar da korkarım ondan” diye açıklıyor. Bir yandan da dalgıç elbisesinin içine koyduğu cüzdanı işaret ediyor: “Bu hep yanımda olur. Çünkü bazen akıntı çok kuvvetli olabiliyor ve nereden çıkacağımız belli değil. Çok defa sürüklenip çok uzaktan çıktığım için taksiye binip dönmem gerekti.”

Milli Saraylar ve askeri bölgelerin dışında Boğaz’ın her yerinde dalmış. “Dalgaların altında kaybolup gittiğim ilk gün kurtulmuştum yeryüzünün yalanlarından, ikiyüzlülüklerinden” diye anlatıyor denize olan tutkusunu ve ekliyor: “Karadaki yaşamdan yola çıkarak denizi anlayamazsınız. İstanbul’da yaşayıp denizi anlamamak, bana göre yarım İstanbulluluk.”

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

Burası yaşayan bir deniz yolu

Denize doğru ilerliyoruz. Yoldan geçenler her gün bir dalgıç görmediklerinden olsa gerek dönüp, yavaşlayıp bizi izliyor. Hakan Kabasakal kıyıda oltalarını olabildiğince uzağa atmaya çalışan balıkçıların arasından kendini Boğaz’ın soğuk mavi sularına bırakıyor.

Bir saat sonra onun, “Çıkacağım” dediği yerde buluşuyoruz. Geçim kaynağı olan 20 kilo kurşunla çıkıyor denizin altından. Daha ilk dalışta günü kurtardığı için mutlu. İkinci dalış öncesi elimizde kahvelerimiz ve onun getirdiği helvayla kıyıda bir banka oturarak İstanbul’un Boğaz’ın altında nasıl göründüğünü konuşuyoruz. Başlıyor anlatmaya... “Bir kere herkesten rica ediyorum, lütfen ıslak mendillerin denize ulaşmasına engel olun. Bizim için temizlik anlamına gelen bu mendiller denizin altında tuhaf bir hal alarak zemine yapışıyor, yıllarca orada kalıyor. Karada temiz olarak denizi temiz tutamayız. Ama deniz temiz olursa karada da temiz yaşıyoruz demektir. Evet, Boğaz’ın altında elektrikli sobadan cami minaresinin kurşun kaplamasına kadar her şey var. Boğaz’ın altına bakınca üstündeki yaşamın pisliğini görüyorum o yüzden. Ancak akıntı da kuvvetli ve götürebildiğini götürüyor. Bu nedenle Boğaz’ın altında halen ciddi bir deniz yaşamı var. Benim daldığım yerlerde bir mavi ıstakozlar var ki inanamazsınız. Bunları görmek için özel dalış turları yapılıyor. Eski-yeni bir sürü batık var. Ayrıca dipler mercan açısından da çok zengin. Denizkalemleri, anemonlar, sünger ve o yılki avcılığa bağlı olarak zengin bir balık faunası var. Burası yaşayan bir deniz yolu! Yunus, köpekbalığı, vatoz... Birçok şeye denk geliyorum. Uygarlık gelip geçmiş buradan.”

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

Batık objeler sergisi

Hakan Kabasakal son iki yılda Boğaz’dan 10 ton kurşun çıkarmış. Geçimini, kilosunu 8-10 liraya sattığı bu kurşunlardan sağlıyor. 10 gram kurşunun 200 metreküp deniz suyunu 100 yıl zehirlediğine dikkat çekiyor. Suda buldukları kurşunla da sınırlı değil. Birçok kopmuş olta ve iğne, denizin altında halen bir ölü makinesi gibi çalışan hayalet ağlar... Ayrıca Boğaz’dan çıkardığı ve bazılarının tarihi yüzlerce yıl geriye giden şişe ve objelerden oluşan ciddi bir koleksiyona sahip. İleride bunlarla bir sergi açmayı hayal ediyor.

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

“Boğaz’ın altına bakınca üstündeki yaşamın pisliğini görüyorum.”

İstanbul’un sualtındaki görünmeyen yüzü

 
   

Limonlu Beze | Mucize LezzetlerMucize Lezzetler'in bugünkü menüsünde Limonlu Beze var! Gülçin Çavdarcı'nın enfes tarifi ile sizlerle... (Sponsorlu İçerik)



Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle