GeriHürriyet Cumartesi İnsan neyi yapamıyorsa  onu elde etmek için ölüyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İnsan neyi yapamıyorsa  onu elde etmek için ölüyor

İnsan neyi yapamıyorsa  onu elde etmek için ölüyor

Canlandırdığı her karakterin ruhuna bürünen oyunculardan... ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Pargalı İbrahim Paşa’sı, ‘Masum’da bir şizofren, ‘Hakan: Muhafız’da  bir ‘ölümsüz’...  Okan Yalabık, bu sene tiyatroda da oyunculuğunu konuşturuyor. ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ ve ‘39 Basamak’ isimli iki oyunu kapalı gişe... Yalabık’la buluştuk, hayata bakışını, toplumu ve projelerini konuştuk.

Çok az röportaj veriyorsunuz. Neden bu kadar az konuşuyorsunuz?

- Öyle biriyim demek ki... Röportaj vermeyi pek sevmiyorum. Çocukluğumdan beri kalabalık karşısında konuşmakla ilgili bir zaafiyetim var.

*Yaptığınız işin kalabalıkların önünde icra edildiğini düşününce yanlış bir iş seçtiğinizi düşündüğünüz oluyor mu?

- Sahnede olmayı, başkalarının hikâyelerini anlatmayı seviyorum. Kendimi anlatmayı sevmiyorum.

*Haydi bugün biraz kendinizi açın. Sizi hiç tanımayan birine kendinizi nasıl anlatırsınız?

- İşte bunu diyorum... (Gülüyor).

*Eyvah... Yavaş yavaş gidelim. Kırmızı çizgileriniz neler?

- Hoşgörüsüzlük.

*Bir röportajınızda hayata bakışınızı ‘Ölçülü olmak’ olarak tanımlamışsınız...

- Bu aslında Yıldız Hoca’nın (Kenter) öğüdü. Sadece mesleki değil, hayatın tümünde uygulayabileceğimiz bir şey.

*Her şeyin abartıyla sunulduğu bir dünyada bunu başarmak zor değil mi?

- Gün geçtikçe zorlaşıyor.

*Neden?

- ‘İletişim çağında’ sosyal medyayla vesaire her an bir şeylere, bir yerlere yönlendiriliyoruz. Kendi seçimlerimizi bile kendimiz yapamaz olduk.

*Hayat böyleyken nelere sığınıyorsunuz?

- Fotoğraf çekiyorum. Bir müzik stüdyosu yaptım, orada vakit geçiriyorum. Parka gider gibi!

*20 yılı aşkın süredir bu meslekte insana ve topluma dokunan işler yapıyorsunuz. Dünden bugüne toplumda nasıl bir değişim görüyorsunuz?

- Sanki hoşgörümüz azaldı. Tahammül edemez olduk. İnsan hoşgörüsünü kaybedince sağına soluna duyarsızlaşıyor, kendine düşüyor.

*Neden bu duyguları yitirdik?

- Birçok sebebi olsa gerek. Ama bence en ironiği iletişim çağının oyuncakları. Bunlar bizi biraz sağırlaştırdı.

*Ortaya sanata dair bir şeyler koyarken, tüketimin bu kadar hızlanması sizi korkutuyor mu?

- Hızlı tüketim her şeyin içini boşaltıyor. Biz aksini tercih etmediğimiz sürece daha da hızlanacak.

*Sonuç ne olur?

- Sonrasında giderek hiçbir şey hissetmeyen ‘şeyler’ olacağız.

İnsan neyi yapamıyorsa  onu elde etmek için ölüyor

 Her gün bu şiddete maruz kalan biri, bir süre sonra bu şiddete dahil olmaz mı?

 *Türkiye’de dijitalle yeni tanışıyoruz. Ama sizin şimdiden bu yeni alanda iki işiniz oldu; ‘Masum’ ve ‘Hakan: Muhafız’. Dijitalle ilgili düşünceleriniz ne?

- Dijital medya güzel ve özgür bir mecra. Başı sonu belli hikâyeler, 40’AR dakikalık bölümler, her şey olması gerektiği gibi yani... Ve Türkiye’de dijitale yapılmış ilk projede bulunmak gurur verici. ‘Masum’ dizisi gerek senaryosu, gerek kadrosuyla gerçekten çok iyi bir başlangıç oldu. Sonrasında gelecek olanlar için de iyi bir yol açtı. Genelde şöyle olur ya, zaman sonra dönüp yaptığınız ilk işe baktığınızda eskimiş bulursunuz. ‘Masum’ bu kuralı bozan bir ilk.

*Peki neler değiştirir dijital diziler?

- Hikâyeler açısından, bir süredir gömüldüğümüz yerden bizi çıkartacak gibi gözüküyor. Daha özgün, daha nitelikli işler yapılacak sanki. Daha makul şartlarda çalışabileceğiz.

*Dijitalde dizi süreleri yaklaşık 40 dakika bunu televizyonun uzun süreleriyle kıyaslarsak ne dersiniz?

- Biz maalesef eğip bükmeyi seviyoruz. Televizyon dramalarımız 120-150 dakika. Bunu çok az yerde görebilirsiniz. Yabancı oyunculara anlattığım zaman anlamıyorlar. Anlayamıyorlar. Halbuki drama bu, televizyonun draması.

*Televizyon, toplumu ne kadar etkiliyor?

- Her gün televizyonda yemek yapan insanları görüyoruz. Her gün bu insanlar yemek yaparken birbirleriyle tartışıp, kavga ediyorlar. Her gün bu şiddete maruz kalan biri, bir süre sonra bu şiddete dahil olmaz mı? Evde, sokakta, trafikte... Bu kadar yoğun ve uzun maruz kalınca acaba kavga normalimiz mi oluyor?

 Evde izleyecek şey bulamayanlar, tiyatrolara, sinemalara geri döndü

*Bu sezon iki tiyatro oyununuz var; ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ ve ’39 Basamak’. İkisi de kapalı gişe. Nedir sizce tiyatroya olan bu ilginin sebebi?

- Eskiden, televizyon hayatımızda yokken, insanlar tiyatrolara, sinemalara gidiyorlardı. Evlerimize televizyon girince insanlar evde olmayı tercih etti. Şimdi evde izleyecek şey bulamayanlar, tiyatrolara, sinemalara geri döndü.

*Sizin tiyatro sevdanız nasıl başladı?

- Ortaokuldayken, abim Ferhan Şensoy’un ‘Ferhangi Şeyler’ isimli tiyatro oyununun ses kasetini almıştı. Çok ilginç geldi. Tiyatroyu izleyerek değil onu dinleyerek sevdim.

*Oyunlarınızdan biraz bahseder misiniz?

- Aynı okulda okuyup, aynı tiyatroda profesyonel olup, 20 sene sonra Demet Evgar, Bülent Şakrak, Engin Hepileri ile birlikte müşterek yaptığımız bir oyun ‘39 Basamak’. Alfred Hitchcock’un kült filmi ‘39 Basamak’ın, sahne üstünde sadece dört kişi tarafından oynanmaya çalışılmasının komedisi. Yaklaşık dört sezondur oynuyoruz, bu gidişle de oynamaya devam edeceğiz.

*Peki bilet bulmanın çok zor olduğu ‘Dünyada Karşılaşmış Gibi’ ne anlatıyor?

- Berkun Oya’nın yazdığı son oyun. Yedi kişinin dertlerinin konuk olduğu bir karakolu, orada geçen bir saati izliyoruz. Alican Yücesoy, Defne Kayalar, Fatih Artman, Öner Erkan, Serkan Keskin, Settar Tanrıöğen ile aynı sahneyi paylaştığımız, özel bir oyun. Krek Tiyatro’nun, oyuncuların bir kutu içinde oynadığı, seyirciyle oyuncu arasında bir camın olduğu, seyircinin de oyunu kulaklıkla izleyip dinlediği bir yapısı vardı. Berkun, bu fikri biraz daha ileriye götürerek, bu kutuyu iki taraflı yaptı. Ve her iki tarafta eş zamanlı oynanan bu oyunu yazdı. İzleyen ve oynayanlar için değişik bir tecrübe oluyor.

*Berkun Oya’nın birçok projesinde sizi görüyoruz. Onunla çalışmak nasıl?

- Berkun çok iyi ve önemli bir yazar. Onunla çalışmak her zaman farklı bir deneyim oluyor.

 Ölümsüz olsaydım, arada bir ölmek isterdim

 *‘Muhafız’ dizisinde canlandırdığınız Faysal karakteri bir ‘Ölümsüz’. Siz ölümsüz olmak ister miydiniz?

- İnsan en başından beri ölmek istemiyor tabii... Mesela bunun için; yazıyı, resmi, müziği buluyor. Fakat ölümsüz olsaydım, arada bir ölmek isterdim sanıyorum. İnsan neyi yapamıyorsa, onu elde etmek için ölüyor.

*Peki ölümsüz olsanız hangi dönemi yaşamak isterdiniz?

- 50’ler veya ‘70’ler.

*Neden?

- O zamanlar hayat hep bana daha incelikli ve daha heyecan vericiymiş gibi gelir.

*Canlandırdığınız ‘kötü’ bir karakter. Kısa sürede fenomen oldu. Neden biz bu kötü karakterleri daha çok seviyoruz?

- İnsan, kendi yapamadığı şeyleri yapabilen birilerini gördüğü zaman imreniyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle