GeriHürriyet Cumartesi Hem büyüklere hem küçüklere...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hem büyüklere hem küçüklere...

Hem büyüklere hem küçüklere...

Film eleştirmeni Burak Göral’ın yeni çıkan kitabı ‘Çocukla Sinema - Çocuklarınız İçin Film Seçme Rehberi’, hem ebeveynler hem de çocuklar için son derece önemli bir kılavuz niteliğinde. Göral’la kitabını, yazma sürecini ve sinemayı konuştuk...

Böyle bir kitap yazma fikri nerden çıktı?
- 20 yıldan fazla bir süredir eleştirmenlik yapıyorum. Baba olunca bazı filmlere daha duyarlı bakmaya ve çocukların filmlerle kurduğu etkileşime daha fazla dikkat etmeye başladım. Etrafımdaki ebeveynlerin de çocukları için film seçimi konusunda bir kılavuza ihtiyaç duydukları çok aşikârdı. O yüzden oğlum Emre’yle yaşadığım film izleme deneyimlerimi paylaşmaya karar verip eşimle birlikte ‘Çocukla Sinema’ adında bir girişim başlattık. Önce sosyal medyayla başlayan, şimdi kitapla süren, çok yakında internet sitesiyle sonra da başka projelerle devam ettireceğimiz bir girişim bu.
Son derece titiz hazırlanmış, üzerinde düşünülmüş bir çalışma. Yayına hazırlanması ne kadar sürdü, hazırlama aşamasına ilişkin neler söylersin?
- 24 yıldır yazıyorum. Eleştiri yazısı, senaryo, hikâye... İyi bir hızım var aslında ama yine de dört-beş yıl sürdü bu kitabın süreci. Daha önce üç sinema kitabım çıktı. Ama bu daha zordu. Çocuk psikolojisi, iletişim sosyolojisi, çocukla iletişim konularını çok araştırdım. Kendime yüzlerce filmlik izleme listeleri oluşturdum. Dünyanın her yerinde uzunu, kısası, belgeseli o kadar çok, yararlı ve iyi film var ki... Bazı filmleri tekrar tekrar izledim. Hâlâ daha izlemelerim sürüyor. Bir yerden sonra artık kitapla vedalaşmam gerekiyordu yoksa 600 sayfaya çıkacaktı. Sene bitmeden devamı niteliğindeki ikinci kitabı da yayına hazırlayacağım.
Çocuklar için bir ‘film defteri’
olsun istedim
 Kitap öncelikli olarak kime sesleniyor? Ebeveynlere mi çocuklara mı? Çünkü ‘Çocuklarınız İçin Film Seçme Rehberi’ alt başlığıyla sunuluyor ama içinde her filmin eleştirisinin ardından çocukların o yapıta ilişkin duygu ve görüşlerini kaleme alacakları not bölümleri var...
- Dünyada belki çok örneği olmayan bir kitap olsun istedim. ‘Çocukla Sinema’ en başta elbette bir ebeveyn ve sinema kitabı. Ayrıca belli bir algı seviyesinde olan çocuklar da bazı bölümlerini okuyabilir, etkinlik sayfalarında filmlerle ilgili kendi fikirlerini yazabilirler. İçinde çocuklar için bir ‘film defteri’ olsun istedim. Kitapta yer alan ve çocukların filmi izledikten sonra fikir ve eleştirilerini yazıp, yıldız verecekleri aktivite sayfası, boş olarak da çoğaltılıp dosyalanabilir. Böylece çocuklar, kitaptaki filmlerin dışında izledikleri diğer başka filmler için de ilk sinema yazılarını yazabilirler. Çocukların filmle kurdukları ilişkiyi filmin izlenme süresinin dışına da taşımalarını hedefledim bununla ben. Ebeveynlere de bunu öneriyorum.
Hikâyenin mesajını çocukla konuşmak
ona iyi gelecektir
 Neyi?
- Çocuğu filmle buluşturmak yetmez. Filmdeki hikâyenin amacını, temasını ve mesajını çocukla konuşmak, hem ona hem de ebeveyn-çocuk arasındaki diyaloğa çok iyi gelecektir. Ben Emre’yle dünyanın bütün meselelerini ya da insan doğasıyla ilgili her şeyi filmler üzerinden konuşabiliyorum. Yeri geliyor, izlediğimiz filmler üzerinden birlikte hayal bile kurabiliyoruz.
 Oğlun Emre de sinemayla fazla haşır neşir. Ama aynı zamanda müzik eğitimi alıyor. Film müzikleri alanına yeni yetenek mi geliyor dersin?
- Konservatuvar öğrencisi olduğu için film izlerken müziklerine de oldukça dikkat ediyor. Andrew Lloyd Webber müzikallerinin, ‘Neşeli Günler’ (The Sound of Music) ve ‘Mary Poppins’ gibi klasik müzikallerin şarkılarıyla büyüdü. Klasik müzik eğitimi alıyor ama caza da çok meraklı. Bir dönem yazarlık çok büyük bir tutkuydu ama sık sık değişiyor hedefleri şu an... Şu sıralar filmlerin tema müzikleri onun için çekici. Eleştirmenlik yapmasını pek istemem ama film müziği alanında çalışması ona çok iyi gelir. Umarım o tarafa doğru da yönlenir bir gün.
Bizim kuşak (hatta önceki kuşaklar) sinema sevdalarını kendileri keşfetti, yedinci sanata dair yollarını kendi hissiyatlarıyla buldu. Muhtemelen sen de öylesin. Acaba şöyle bir tartışmanın kapısı aralanır mı: Ebeveyn eşliğinde sinema mı çocuğun kendi hisseleriyle bulacağı, oluşturacağı bir sinema zevki mi?Elbette kendi hissiyatlarımız belli bir yaştan itibaren devreye giriyor. Ama ondan önce çocuğun babanın ve annenin zevklerini takip ettiği bir dönem var. Bu dönem ebeveynler çocuğu bir şeye zorlamadan birlikte keyif alacakları kültür paylaşımları yapmaları için uygun bir dönem aslında. Oğlum Emre film izlemeyi her zaman sevdi. Bu yüzden ‘12 Öfkeli Adam’ (12 Angry Men), ‘Sevmek Zamanı’, ‘Yedi Samuray’ (Seven Samurai), ‘Arka Pencere’ (Rear Window), ‘Rocky’, ‘Casablanca’, ‘Batı Yakasının Hikâyesi’ (West Side Story), ‘Bisiklet Hırsızları’ (Ladri di biciclette) ve ‘Hayat Güzeldir’ (La Vita é bella) gibi çok farklı tür ve ülkelerden filmler seçtiğimde hikâyelerinden etkilendiği için keyif aldı ve bu filmlerin temalarını konuştuk. Yani çoktandır sinemada ‘iyi hikâye’nin ne olduğunu anlıyor. Ben onun için bir ‘kısa yol tuşu’ oldum sayılır. Artık bir sinema zevki var. İzlediği filmin ona ne söylediğini kavrıyor. Filmlere sanatsal değerleriyle yaklaşmasından daha çok önemsiyorum bunu.
Çocukken ilk izlediğin filmi hatırlıyor musun? Kimlerle izlemiştin?
Ben çocukken bankalar müşterilerine bedava çocuk sineması biletleri dağıtırlardı. Hafızamdaki ilk sinema deneyimleri o gösterimler. Çok net hatırlıyorum; bir dönem cumartesi sabahları Harbiye Konak sinemasına giderdik ailece. Bankaların kısa animasyonlardan bir demet olarak hazırladığı seçkiyi izlerdik. Ne izleyeceğimizi bilmeden giderdik ve içinden Tom ve Jerry, Ayı Yogi, Pembe Panter, Mickey Mouse animasyonları çıkardı. Büyük mutluluktu. Harbiye Konak benim kişisel tarihimde en sevdiğim sinema salonuydu.

Ama sinemada gördüğüm ilk büyük filmi ‘Star Wars’du (1979). Topkapı Sur Sineması’na amcam götürmüştü. Büyülendiğim gün o gündür. Hem sinemaya, Hem Prenses Leia’ya hem de Star Wars’a o gün âşık oldum.
Çocukken izlediğin ve büyüğünde de hâlâ klasik olarak zihnine yerleşip hiç çıkmayan filmleri söyler misin?

Çocukken babamla TRT’de ‘Büyük Kaçış’ (The Great Escape), ‘Kwai Köprüsü’ (The Bridge on the River Kwai) veya ‘12 Kahraman Haydut’ (The Dirty Dozen) gibi savaş ya da esir kampı filmlerini izlediğim günleri hiç unutmam. Babam bu filmlerin özellikle tutkunuydu. Pembe Panter filmleri, Chaplin’ler, Harold Llyod komedileri, Clint Eastwood’lu western filmleri izlediğim anları da unutmuyorum. Burt Lancester ve Paul Newman’ın her filmi benim için kaçırılmayacak filmlerdi. Bir de Marilyn Monroe var tabi, benim sinema tarihindeki ilk büyük aşkım, tanrıçam. Yıllar sonra oğlum da ‘Bazıları Sıcak Sever’de izleyince hayranı oldu.
Göral’a göre Tüm zamanların
en iyi 10
çocuk filmi

Hem büyüklere hem küçüklere...


10 taneye indirmek zor ama sıralı olmasa da deneyeceğim: ‘Pal Sokağı Çocukları’ (A Pál utcai fiúk), ‘Cennetin Çocukları’ (Bacheha-Ye aseman), ‘Oyuncak Hikâyesi’ (Toy Story), ‘Kırmızı Balon’ (Le Ballon Rouge), ‘Komşum Totoro’ (Tonari no Totoro), ‘E.T.’, ‘Oz Büyücüsü’ (The Wizard of Oz), ‘Denizin Şarkısı’ (Song of the Sea), ‘Ruhların Kaçışı’ (Spirited Away) ve ‘Star Wars’.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle